IRKÇILIK VE YABANCI DÜŞMANLIĞINDA ALMANYA ÖN PLANA ÇIKIYOR

Son yıllarda Avrupa’da tırmanışa geçen ırkçı görüşler giderek tehlikeli bir boyut kazanmaktadır. Bu tehlikeli sürecin en yakıcı boyutlarıyla yaşandığı ülke olarak Almanya ön plana çıkmaktadır.


IRKÇILIK VE YABANCI DÜŞMANLIĞINDA ALMANYA ÖN PLANA ÇIKIYOR

Almanya'da tarihsel süreç içerisinde katı bir etnik kimlik oluşturulmuş, kan bağına vurgu yapılmış ve vatandaşlık kanunu oldukça katı kurallara bağlanmıştır. 50'li ve 60'lı yıllarda refah düzeyinin artması ve hayat şartlarının belirgin biçimde iyileşmesi, yabancı düşmanlığının yaygınlaşmasını önlemiştir. Ancak 1973'teki petrol krizi ve yabancı işçi sayısının milyonlara ulaşması gibi etkenler yabancı düşmanlığını körüklemiştir.

 Yapılan araştırmalar da Almanya'daki ırkçılık ve yabancı düşmanlığının korkutucu boyutlara ulaştığını teyid eder nite-liktedir. Friedrich-Ebert Vakfı tarafından yapılan ‘Merkez'in Dönüşümü' başlıklı araştırmaya göre, aşırı sağcı görüşleri savunan Almanların oranı 2012 yılı sonunda iki sene öncesine göre %8,2'den %9'a yükselmiştir. Yabancı ve göçmen karşıtlığı, işsizliğin yüksek olduğu Almanya'nın doğu eyaletlerinde daha yaygın olarak görülmektedir. İki yıl önce bu eyaletlerde aşırı sağcı görüşleri savunanların oranı %10,5 iken 2012 yılında bu oran %16'ya yükselmiştir.

 Alman kamuoyunun %36'sı, “Yabancılar, yalnızca sosyal devlet sistemimizi istismar etmek için buraya geliyorlar” düşüncesini onaylamaktadır. Bu görüşte olanların oranı Doğu eyaletlerinde %53,9'u bulurken, Batı eyaletlerinde bu oran %31,4'tür. Araştırmayı yapan biliminsanları Elmar Brähler ve Oliver Decker, aşırı sağ tehlikesinin sadece Neonazi gruplarla sınırlı olmadığını, günlük yaşamın her alanında aşırı sağcı fikirlerin izlerinin görülebildiğini belirtirken, “Bu, toplumun merkezinin bir sorunudur” görüşünü kaydetmişlerdir. Uzmanlar, yabancı düşmanlığının eğitimsiz kişilerde daha yaygın olduğuna işaret ederken, aşırı sağla mücadelede eğitimin kilit rol oynadığını vurgulamışlardır.

2011'de Almanya'daki İslam karşıtlığını inceleyen devlet televizyonları ARD ve WDR, ülkedeki Federal Kriminal Daire'nin İslam düşmanı saldırılar konusunda hiçbir istatistiğin bulunmadığını ortaya koymuştur. İçişleri Bakanlığı'nın ırkçı internet sitelerini de izlemediğini tespit eden televizyonlar, “Bu konuda başka tarafa bakmayı tercih ediyoruz” yorumunda bulunmuşlardır. Konuyu değerlendiren Alman devlet televizyonları ARD ve WDR, yaptıkları değerlendirmede, “Camiler kundaklanıyor, Müslümanları öldürme çağrısı yapılıyor, ne Kriminal Daire istatistik tutuyor, ne bakanlık izlemeye alıyor. Devlet ne ateşle saldıran kundakçıları ne de manevî kundakçıları ciddiye alıyor” ifadelerini kullanmıştır.

 UHİM heyetinin Diyanet İşleri Türk İslam Birliği-DİTİB'in Almanya'nın Köln kentindeki genel merkezinde gerçekleştirdiği görüşmede, kurum yetkilileri Ayten Kılıçarslan, Halide Özkurt ve Ulrich Paffrath, Almanya'da İslamofobinin geldiği noktaya dair önemli bilgiler vermiştir. Halide Özkurt, Almanya'da 2006 yılında ayrımcılığa karşı, 2012 yılında ise nefret suçlarına karşı yasa çıkartıldığını, ancak bu yasaların içeriğinde “antisemitizm”in bir ifade olarak var olmasına karşın “İslamofobi”nin yer almadığını belirtmiştir. Almanya'da ırkçı faaliyetlerle ilgili olarak STK'ların siyasî partilerden daha vahim hale geldiğini öne süren Özkurt, bununla birlikte bu STK'ların antisemitik faaliyetler içerisine girmediklerini çünkü toplumda bu tip faaliyetlerin karşılık bulmadığını, İslam konusunda ise böyle bir toplumsal tabanın olmadığı ifade etmiştir. Özkurt konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir:

 “İslamofobiye karşı duran Alman kökenli bireyler ve kurumlar da var. Maalesef Türk toplumu bu konuda yeterli bilince sahip değil. Almanya'ya gelen ilk kuşaklar bu gibi durumlara tepki vermiyordu. Sonraki kuşaklar ise bu konulara yeterince duyarlı değil. Biz DİTİB olarak Almanya'nın 15 eyaletinde ‘Eyalet Gençlik Birlikleri' kurduk ve bu kapsamda bilinçlendirme çalışmaları yapıyoruz.”

IGMG Genel Sekreteri Oğuz Üçüncü, UHİM heyeti ile yapılan görüşmede Avrupa ve Almanya'da ırkçılığın geldiği noktayı şöyle özetlemiştir:

 “Irkçılığı politika olarak benimseyen, İslamofobik politikalarıyla bilinen partiler Avrupa'nın pek çok ülkesinde iktidar ya da iktidar ortağı oldular. İsveç, Norveç, Danimarka, İsviçre bunlardan birkaçı. Yani bu anlayış çok yaygın olarak kendisine zemin buluyor. Almanya'nın Eski Merkez Bankası Müdürü Thilo Sarrazin Türklere hakaretlerle dolu bir kitap yazdı, 2 milyon sattı. Daha da vahimi toplumun üçte ikisi Sarrazin'in yazdıklarının doğru olduğunu düşünüyor. Sarrazin parti kursaydı %18-25 bandında bir oy oranına sahip olacaktı. Yani bu söylem toplumun merkezine oturmuş durumda.”

 Öte yandan azınlıklar konusu da Almanya'da önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Almanya azınlık konusunu bir dayatma aracı olarak kullanabilmek adına kendi ülkesinde Sorblara ve Danimarka kökenlilere azınlık statüsü vermiştir. Böylece Almanya azınlık konusunda kendisini olumlu örnek göstererek politika üretmektedir Ancak Almanya'da azınlık statüsü verilen bu unsurların sayısı 100 bin kişi civarındadır. Almanya'da yaşayan 3 milyon Türkün yanısıra Çingeneler, Museviler, Polonyalılar ya da diğer unsurlar azınlık statüsüne sahip değildir.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  478626

-