21 ŞUBAT 2020 CUMA

Mehmet Ali Tekin

İSLAM’A ADANAN BİR ÖMÜR: MEHMET ALİ GÜNDÜZ HOCA…

Mehmet Ali Tekin

Laikliğin, dinsizlik olarak algılandığı dönmelerde, yüzlerce hatta binlerce Müslüman hapsedildi, mağdur edildi…

Böyle mağduriyet yaşamış ve sonunda cezaevinde şehid olmuş bir hocamızı sizlere tanıtacağım…

Mehmet Ali Gündüz Hoca…

1931 yılında Isparta Yalvaç İlçesi Eyüpler Köyü'nde dünyaya gelir.

mehmetaligunduz

İslami ilimleri tahsil eder ve Diyanet İşleri Teşkilatı'nda görev alır. İmam olarak görev yaptığı yıllarda; özellikle İmam Hatip Okulunda öğrenim gören öğrencilerle ilgilenir. Onların maddi ihtiyaçlarını giderdiği gibi derslerinde de yardımcı olmak için Kuran ve fıkıh dersleri verir.

Görev yaptığı camide, davet edildiği düğün ve merasimlerde, sosyal olayları İslami bakış açısıyla değerlendiren, halkın İslami bilincini artıcı vaazlar verir. Görev yaptığı Yalvaç Merkez Devlet Han Camii'nde “Nesiller; Kuran'dan, dinden ve imandan uzaklaştırıldığı müddetçe, anarşinin önüne geçilemeyeceği”  gerçeğini dile getirdiği vaazdan sonra; vaazı dinleyen bir esnaf tarafından, ‘Şeriat propagandası yaptı' diyerek, şikâyet edilir. Savcılık tarafından dava açılır ve 18 Ocak 1979 tarihinde tutuklanıp, hapsedilir. 16 Şubat 1979 günü tahliye edilerek, dışarıdan muhakeme edilir.

Bu musibet ve zorluk, hocayı doğru bildiği yoldan alıkoyamaz; çalışmalarını aynı aşk ve şevkle devam ettirir. Hocamız emekli olduktan sonra da, hizmetlerden geri durmaz. Davet edildiği her yere erinmeden gider ve halkı aydınlatıcı konuşmalarına devam etmektedir.

8 Nisan 1988 tarihinde Yalvaç'ın Kumdanlı Kasabası'da bir düğüne davet edilir, konuşma yapması istenir. Konuşmasında “İslam'ın bütün hayatı kuşatan bir düzen olduğunu, Mü'minlerin İslam'ı iyi anlamaları gerektiğini” anlatır. Konuşmayı dinleyenlerden Kumdanlı Kasabası bekçilerinden Musa Üstündağ, Mehmet Selek ve Belediye Başkanı da vardır. Bu üçlü hocayı ‘Laikliğe aykırı konuşma yaptı' diyerek şikâyet ederler. Hoca hakkında 163/2 maddeden dava açılır. Dava daha sonra İzmir DGM'ye sevkedilir ve hoca 23 Ağustos 1988 tarihinde yapılan son duruşmada; 5.5 yıl hapis cezasına çarptırılır ve tutuklanır. Yargıtay 30 Kasım 1988 tarihinde davayı onaylar. Hoca İzmir'de bir müddet yatar daha sonra da Yalvaç cezaevine nakladilir. Bir müddet Yalvaç'ta yatar. Daha sonra sağlık nedenlerinden Şarki Karaağaç cezaevine sevkedilir. Yeterli tedavi sağlanmadığı için, ağlık problemleri artmaktadır. Damar serliği problemi iyice artar ve Yalvaç Devlet Hastanesi'ne götürülür. Doktor yeterli imkânımız yok diyerek Konya Devlet Hastanesi'ne sev eder. Hoca Konya Devlet Hastanesine ulaştırıldığında iş işten geçmiş, yapılan müdahaleler netice vermez, vefat eder. 12 Ocak 1990 günü vefat eden hocanın naaşı, Yalvaç'a getirilir ve . Yıllarca vaaz verdiği; Merkez Devlet Han Camii'nde, ilkindi namazını müteakip kılınan cenaze namazından sonra, tekbir sesleri arasında, Kaş Mahalle Mezarlığı'na defnedildi.

Mehmet Ali Hoca'nın kabrini ziyaret

Şehidlerle ilgili çalışmalarımı 1980'li yıllardan beri sürdürmekteyim. Mehmet Ali Hoca'nın kabrini ve köyünü ziyaret etmem de 3 Ağustos 1998 tarihinde nasip oldu. Hocamızla ilgili fazla bilgimiz yoktu. Yalvaç merkeze vardığımızda, Belediyenin arkasında bulunan otoparka parkettiğim sırada, motorunu parkeden sakallı birisini gördüm.  Yaklaşıp selam verip, Selam Gazetesi'nden olduğumuzu söyleyerek; “Mehmet Ali Gündüz Hocamızın kabrini ve tanıdıklarını ziyaret etmek istediğimizi söyledim.” İsminin Ahmet Rıdvan Tokgöz olduğunu ve Yalvaç'a yakın bir köyde imamlık yaptığını söyledi. Önümüze düşerek, Yemeniciler Çarşısı'nda bulunan, Akabe Çay ocağına götürdü. Çay ocağındakiler “Derviş İsmail biraz önce buradan ayrıldı. Beklerseniz yine gelir” dediler. Ahmet Kardeş, bize birer çay ısmarladı. Çaylarımızı içerken, bir taraftan da birbirimizi daha yakından tanımak için, sohbete başladık. Ahmet Hoca 1983 yılında İmam Hatip Lisesi'ni bitirmiş. Asker dönüşü de imamlığa başlamış. “İmam Hatip'te okurken bir 15 tatilde hocamızın evinin bitişiğinde açtığı ve otaokul, lise ve İmam Hatip talebelerini barındırdığı Medrese-kurs-yurt ne derseniz deyin, buraya gittim. Hocam burada talebelerin hem yatacak yer ihtiyacını karşılıyor, hem de onlara gece yarılarına kadar islamı anlatıyordu. Bir gün bize çok ilginç bir şey anlattı. Anlattığı, o zamadan beri, hiç aklımdan çıkmaz. Hoca “Her şeyin bir mührü vardır. Mutlaka Kur'an-ı Kerim'in de bir mührü olmalıdır, acaba nedir?” diye zaman zaman düşünürdüm. Yine böyle bir düşünceye dalmıştım ki, bir ara dalmışım. Sakallı nur yüzlü bir zat bana ‘Kur'an-ı Kerim'in mührü İhlas Suresi'dir' dedi. Ben hemen uyandım. Demekki Kur'an-ı Kerim'in mührü İhlas Suresi'dir” diye, bir çırpıda M.Ali Hoca'dan kısaca bir şeyler anlattı. 

mehmetaligunduzkabri

Çaylarımızı bitirdikten sonra, Derviş İsmail'in kardeşinin nalbur dükkanının bulunduğu yere gittik. Kardeşi hoş beşten sonra, bir dakika kadar önce, arka tarafta bulunan bir dükkana giden ağabeyini, çağırmaya gitti. Biraz sonra Derviş İsmail karşımızdaydı. Bize hoş geldiniz diyerek sarıldı. Derviş İsmail'e kendimizi tanıtarak, kısaca meramızı anlattık. Derviş İsmail “Hocamın görev yaptığı cami ve mezarı burada, köyü buraya 13 km. kadar uzaklıkta; önce mezarlığa gider hocamızı ziyaret ederiz. Daha sonra bizim eve gidip bir öğle yemeğini yer, hocamın köyünün yolunu tutarız.”dedi. Biz de kabul ettik.

Yalvaç'ın biraz dışında diyebileceğimiz Kaş Mahalle Mezarlığı'na gittik. Mezarlığın girişinde bulunan çeşmede abdestlerimizi aldık. Derviş İsmail, mezara bir kaç metre kaldığında bize gösterdi, “Esselamü Aleyküm Ey Şehid” diyerek, selam verdim. Hocamız'ın mezarı ile babasının mezarı, bir aradaydı. Annesi'nin mezarı ise biraz daha yukarıda ve bir kaç mezar ilerdeydi. Ben bir Yasin okudum ve sonunda Mehmet Ali Gündüz Hocamız başta olmak üzere, tüm İslam şehidlerine, mezarlıkta bulunanların ve geçmişlerimizin ruhlarına hediye ederek, Fatiha okuduk.

Mezarlığı ziyaretten sonra, Derviş İsmail'in deyimiyle “fakirhane”sinin yolunu tuttuk. Giderken önümüze gelen, küçük bir mahalle bakkalından, ufak tefek bir şeyler de almayı ihmal etmedik. Eve yirmi metre kadar uzaklıkta bir yerde, arabamızı parkettik. Meydanda bulunan çeşmede abdestlerimizi alıp, birlikte mahalle mescidinde benim imamlığımda öğle namazını kıldık. Namazı müteakip Derviş'in evine yönlendik. Derviş İsmail'in evi, gerçekten de bir fakirhaneydi. Tahta merdivenleri, neredeyse yıkılmak üzereydi.

Derviş, evdekilerin yemek hazırlamasını fırsat bilerek, beklerken “Seni Bosna'ya, Çeçenistan'a götüren şey ‘sevdadır', hocam da öyle bir ‘islam sevdalısı'ydı, diyerek; Bosna ve Çeçenistan hatıralarımızdan bahsetmemizi istedi. Ben anlatmaya başlamadan önce, kendisine Direniş Yolunda Bir Şehid-Metin Yüksel kitabımdan, bir tane hediye ettim. İsmail teşekkür ederek kitabı aldı. Yemek gelene kadar, kısaca bir şeyler anlattım.

Yemekten sonra acele olarak, şehidimizin köyünün yolunu tuttuk. Derviş İsmail yol boyunca, Hocamız hakkında, kendi yaşadıklarını anlatmaya çalıştı.

Hocamızın doğduğu Eyüplü Köyü, uzaktan bakıldığında ağaçlıklar arasında, yemyeşil güzel bir köy görünümündeydi. Köyün yolu asfalt, sağında ve solunda, bayağı sık ağaçlar bulunuyordu. Derviş, bizi direk olarak, hocanın doğup büyüdüğü eve götürdü. Ev, köyün ilkokulunun karşısında bulunuyordu.

Derviş İsmail ile arkadaşlarımız, evin karşısında bulunan dut ağacından, dut toplamaya giriştikleri sırada, bende fotoğraf ve video çekimlerine başladım. Çekimleri yaparken, birisi yanımıza yaklaşarak ‘hoş geldiniz' dedi. Derviş İsmail “İşte demin arayıp da bulamadığımız ayağımıza geldi” diyerek, Ali Osman Artun'la bizleri tek tek tanıştırdı.

Ali Osman Artun, kendi deyimiyle hocamızın ‘kader arkadaşı'. “Hocam köye her geldiğinde, direk camiye gelir, namazını cemaatle kılardı. Namaz çıkışında akrabaları kendisini evlerine tek tek davet ederdi. Fakat hocam ‘Ben kader arkadaşımın evine misafir olacağım.' derdi. Hocam ilk kez tutuklandığında, ben de tabanca yakalatmaktan dolayı, Yalvaç Cezaevi'ndeydim. Bir gün baktım hocam koğuşa gelmiş. Ben, ilk önce ziyarete geldiğini zannetmiştim. Meğer mehkeme, yaptığı bir vaazda, 163. maddeyi ihlal'den dolayı hocamı  tutuklamış ve cezaevine göndermiş.

Hocamın gelişiyle birlikte, bir kaç gün içerisinde, mahkumlarda büyük değişiklikler oldu. Geldiğinin ikinci gününden itibaren, İslam'ı anlatmaya başladı. Hocamın ilk etkilediği insanlar, ağır ceza almış mahkumlardı. İlk önce bizim koğuşun tamamı, daha sonraki günlerde de diğer koğuşlar, namaz kılmaya başladılar.

Mahkumlardan tek tük de olsa, hocanın gelişinden hoşlanmayanlar vardı. Bunlardan Cavit isimndeki bir mahkum Ali Osman Artun'a hayıflanır: “Hafız abi geldiğinden beri, sabah erkenden bizi kaldırmaya başladı. Uykumuzu alamıyoruz” der. Fakat aradan bir kaç gün geçip de, hocanın ziyaretçileri gelmeye başladığında, koğuşun bir duvarının dibi, duvar boyunca şeker, çay, bisküvi yığılıp da yeme içme bollaşınca, aynı Cavit “Hafız'ın erkenden kaldırması pek hoşumuza gitmiyo emmee, bisküvi yemesi de, eyi oluyo hani.” demeye başlar. Derken Ali Osman Artun, Yalvaç Cezevi'nden Muğla Cezaevi'ne sevkedilir. Böylece, hocamla bir aylık mahpus arkadaşlığı sona erer. Fakat hocama olan sevgi ve saygısı her geçen gün artar. “Hocamın ilk mahpusluk hayatı kısa sürdü” diyerek, hocamla ilgili bizzat kendisinin yaşadığı, mucizevi bir olayı anlatmaya başladı kader arkadaşı. Bir gün yağmur duası için köyün dışına çıkmıştık. Hocam daha önceden başlattığı ve son bölümlerini bu meydanda tamamladığı yetmişbeş bin İhlas-ı Şerif'in sonunda, ağlayarak duaya başlar. Duanın akabinde köye dönmeye başladık. Köye doğru yöneldiğimizde; hava açık, gökyüzünde bir tek desen dahi bulut yok. Köye yaklaşmıştık ki, açık havada yağmur çiselemeye başladı. Köye girerken yağmur arttı. Köyün içerisine ulaştığımızda ise, sel ortalığı silip süpürüyordu neredeyse.

Şerife isimli bir kadıncağızın, kağnı arabasını sel alır götürür. Köyün şakacı insanlarından birisi olan Teke Şükrü lakaplı Şükrü Akdem, Şerife Kadın'a gelip: “Hafız Hoca yetmişbeşbin İhlas okudu, sel senin kağnıyı götürdü; iyiki daha fazla okumadı, yoksa evini sel götürecekti” diye takılır.

Benzeri bir duanın akabinde, köyden bir kadının şöyle yakındığını anlatarak başladı Halim Öncü isimli talebesi: “Ay ocağı kör galasıca, bu kadar mı dua ederler? Sel evimin avlu duvarını yıktı gitti. Ha accık az dua eyleyeydin de, yıkılmayaydı benim duvarım.”

Halim Öncü anlatmaya devam ettiı: 966-967 yıllarındaydı. Köyden 13 km. uzaklıktaki Yalvaç'a, hocamın yanına merkepler ve at arabalarıyla gidip gelirdik. Evinin bitişiğinde, talebeleri için açtığı evde kalırdık. Bu evde orta okulda, İmam Hatip de okuyan fakir talebeler barındırır. Onlara yemek de verirdi. Hoca çok fakir olmasına rağmen, talebelerin bütün ihtiyaçlarını karşılamak için, çok gayretini sarfederdi. Hocamda bir yıl kadar; Elif Ba'dan başlayıp Kur'an okudum. Hocam akşamları geç vakte kadar, bize islamı anlatırdı.

 “Ey iman edenler! Sizi acı bir azaptan kurtaracak ticareti size göstereyim mi? Allah'a ve Resûlüne inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.” Saff Suresi10-12

yalvacDevlethanCamii

Tüm şehidlerimizin ve Mehmet Ali Hocamız'ın ruhu için El Fatiha...

  

MEHMET ALİ TEKİN - TERCÜMEİHÂL

Gazeteci-yazar

MEHMET ALİ TEKİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  319629

-