Hüseyin Yağmur

İSLAM AHLAKININ ÇARPICI TESİRLERİ

Hüseyin Yağmur

'Mekke'ye Giden Yol' isimli eserin yazarı Muhammed Esed, aslen Yahudi olan Avusturyalı bir gazetecidir. Uzun yıllar gazetesinin Ortadoğu muhabirliğini yapar. Birçok kişiyle birlikte olur, çok önemli olaylara şahitlik eder. Hatıralarında 'Beni Müslüman eden; Mısırlı bir köylünün tren yolculuğu sırasında teklifsiz bir şekilde azığını benimle paylaşmasıdır' der.

İslam ahlakının çarpıcı tesirlerine yaşadığımız çağda ne çok muhtacız. İnsan kalitemiz sıradanlaştıkça, tavır ve davranışlarımız, olaylar karşısında reflekslerimiz de sıradanlaştı. Artık bir alimin, bir hocanın, bir öğretmenin bile seçilmiş tavır gösterdiği anlara günlük hayatımızda az rastlar olduk.

Aksine seçilmiş kötü örnek çok... Mütefekkir Nureddin Topçu'ya 'İsyan Ahlakı'nı yazdıran bu tesirlerdir belki de..

Halbuki Peygamberimiz 'Es'sadıktı'... Yani 'özü sözü birdi.'

Mekke'den çıkacağı sırada müşriklere yakalanan, bunun üzerine 'Muhammed'in ordusuna katılmamak üzere müşrikleri aldatarak söz veren' iki sahabiye Peygamberimiz “Siz gerçekten müşriklere böyle bir söz verdiniz mi?” diye sormuş, 'Evet' cevabı alınca, iki asker daha kazanma fırsatını elinin tersiyle iterek “O zaman sözünüzde durun” demişti.

Peygamberimizin güzel ahlakı, çarpıcı tesirler ve mesajlarla doluydu.

Bir gün bir bedevi kendisinden yardım istemiş, ona o kadar çok cömert davranmıştı ki adam şaşkınlıkla “Muhammed, fakirlikten korkusu olmayanların vermesiyle veriyor” demişti.

Şimdi camilerdeki hocalar İslam'daki cömertliği anlatıyorlar. Ancak eski kitaplarda kalmış bir bahis olarak. Kendileri henüz siftah yapmış değiller ki, İslam ahlakının cömertlikle ilgili çarpıcı tesirleri ortaya çıksın.

Mekke'nin fethinden sonra, Hz. Osman'ın himayesine sığınan eski vahiy katibi yeni müşrik şahsı önce affetmek istemeyen Peygamberimiz uzun ısrarlar üzerine bu şahsı da affetti.

Sonradan bu tavrının sebebi sorulunca “Onu affetmek istemiyordum” dedi. Bunun üzerine sahabeler “Ya Resulallah, keşke kaş göz işareti yapsaydın. Biz onu öldürürdük” dediler.

Peygamberimiz “Bir Peygambere kaş göz işaretiyle adam öldürtmek yakışmaz” dedi.

İslam ahlakının peygamberimizin şahsında mücessem olmuş çarpıcı tesirli   örnekleri çok...

Bizde ise işler bir garip... Tam tersinden. Bir elektrikçiyle cami çıkışı buluşmak üzere anlaştık. 1 saat sonra eve tamire gelecekti. 1 ay oldu hala gelecek. O şahıs namaz kılmakla, sözünde durmanın aynı dinin bir parçası olduğunu maalesef bilmiyor.

Biriyle bir muhtaca yardım gönderdik. 15 gün oldu emanet hala yerine ulaşmamış.

Bizim çocuklar arkadaşlarıyla anlaşıp bir lokantada iftar açmak için sözleşmişler. İftara yarım saat kala lokantada yerlerini almışlar. 11 yaşında iki çocuk. İftara 5 dakika kala lokantanın sahibi, “Buranın söz verilmiş sahibi vardı” diye yalan söyleyerek ve iki oruçlu çocuğu aldatarak (daha çok yemek yiyecek ve daha çok para verecek adamlar için)yerinden kaldırmış. İki çocuk o saatte yan lokantalarda yer aramışlar.

Ahlaksızlığın çarpıcı tesiri ile İslam ahlakının çarpıcı tesiri arasındaki mücadele devam ediyor. Bu mücadelenin aktörleri biziz aslında. Rivayet olunur ki Cem karaca “7 yaşımda cami hocasından dayak yedim. Camiye ancak 70 yıl sonra dönebildim” demiş.

Son dönemin önemli alimlerinden, bir ifadeyle ‘adam gibi  adam' moda ifadeyle ‘rol model' bir şahıs olan Ali Yakup Hoca'yı bu vesileyle rahmetle anarak yazımızı noktalayalım.

Aslen Arnavut olan ancak Türkçe, Arapça, Farsça, Sırpça, İngilizce ve Fransızca olmak üzere toplam altı dil bilen Ali Yakup Hoca bir neslin son örnek şahıslarındandı. Ali Yakup Hoca, İşkodralı Katolik olan dedelerinin İslam'la tanıştıktan sonra geçirdiği değişimi şöyle anlatırdı:(…) Dedem Hacı Yakup çok mübarek bir zâtmış. Onu hıristiyanlar bile seviyormuş. Hatta hacca gittiği vakit bir Hristiyan; “Kasabamızın en büyük adamı gitti, o evliyâ gibi bir adamdı.” demiş. Ben de eskilerden bir Hristiyan'a yetiştim, bana; “Senin deden evliyâ idi.” dedi.

Balkanlarda Müslümanlarla aynı kasabada yaşayan Hristiyan bir şahısın, Müslüman bir alim şahıs için ‘evliya' nitelemesinde bulunması, İslam ahlakının çarpıcı tesirinden başka bir şey değildir.

Eskiden bir kasabada bir Hristiyan vatandaş bile görebilirken, şimdi Müslüman bir toplumda etrafında hiç ‘evliya' görememiş, aksine hep kötü örneklerle karşılaşmış yeni nesillere, evliyayı nasıl anlatacaksınız?

Ali Yakup Hoca sık sık şöyle derdi:-İslâm “İkra” ile başlıyor. Yani ilimle. Hazreti Peygamber, cahil Arap toplumu içinde İslâm'ı tebliğe başlamış. 70-80 yıl içinde Çin'den Fransa kıyılarına kadar İslâm hakimiyeti yayılmış. Ne zaman ki din duygusu zayıflamış, o zaman sürüklenmişiz bataklıktan bataklığa... Onun için Müslümanlığa dönüşten başka çaremiz yoktur.

Hollanda'dan aldığı çok cazip bir teklifi kabul etmeyen Ali Yakup Hoca Fatih'te bir camide soba başında mütevazi imkanlarla İmamı Gazali'nin İhya'sını okutuyordu. Hem de okuttuğu talebelere muhitinden yardım sağlar, bulamayınca kendi kıt imkanlarından verirdi.

İslam Ahlakının çarpıcı örnek ve tesirlerine ne kadar çok ihtiyacımız var.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

  1. Emri bil maruf nehyi anil münker'e devam o zaman.. Bunun için sizlere, Gazetenize teşekkürler..

  2. Yapılacak şey aslında belli insan yaptıklarının sonucunu somut olarak görmeli...affetmek güzel bir şey ...ancak affetmeyi yaptığının bedelini ödemekle eş değer tutuyoruz... o iki çocuğu iftardan önce masadan kaldıran paragöze toplumun içinde bunu neden yaptığı sorulmalıydı...onların da bir müşteri olarak orada hizmet edilmeyi hakettiğinin ve gayet tabi parasının ödeneceğinin haddinnce kibar olarak bildirilmesi gerekiyordu...zaten o artamda olay çıkması başta yer sahibinin zararına olur....

  3. Çok ama çok acı olan biz daha söylediğimiz şeyi anlatamıyoruz...biri ile konuştuktan sonra geri dönüş yapmasını öğrenmeliyiz...ilginçtir...bu iletişimsizliği eksiklik olarak görmek yerine boyunduruk altına girmemek...özgürlük olarak görüyoruz... şehzade Abdülkadir buna örnek değil mi? Sadece bir dizi olmasına rağmen kendimizden çok şeyleri görmek mümkün...aile içinde yüce değerleri yerleştirmenin çabası ile ...herzılın en adi düşünceleri yüce amacı için kullandığı iletişim ve buna ikna becerisi dikkate şayan....

  4. İletişim tam da bunu gerektirir...maalesef biz etkin kullanmıyoruz..payitaht Abdülhamit’i ibretle izliyorum..ve bu iletişimsizlik bana çok tanıdık geliyor...herzıl çok uzaktakileri bile en gerekli olduğu durumlarda karşısında bulurken, vermek ve almak istediği şeyleri iletme imkanını etkin olarak kullanır herişi rast giderken..sarayda aile içinde birinin uzaklaştırmak istediğine diğeri sahip çıkarken, birinin açığa çıkarmak istediği çirkinliği diğeri gizliyor, birinin yapmaya çalıştığını diğeri bozuyor ve bu aslında tam bir iletişim bozukluğu mu diyelim eksikliği mi?.

  5. günlük hayatımızda o kadar çok karşılaşıyoruz ki söylediği şeyi yapmak için değil söylemiş olmak için söyleyen...sözünün arkasında durmayan ..o kadar çok ki...bir insan nasıl bu hale gelir ? Önce bunu sorgulayalım..yapacağım dediği şeyi yapmadığı durumda kimse neden yapmadığını sormuyorsa...geleceğim dediği yere saatinde gelmediğinde neden geç kaldığını soran yoksa.....kişi bunun “ demek ki... önemli değil” hissine kapılıyor...bu yetişkin bile olsa öyledir...biz sormak yerine güceniyoruz...yaptığımız en büyük yanlış!!!.

Yorum Yaz

  909620

-