4 NİSAN 2020 CUMARTESİ

İSLAM DIŞINDAKİ İNANIŞLARDA DA FETÖ TİPİ YAPILANMALAR VARDIR

İslam dünyası dışında diğer din ve inanışlarda da bu türden yapılanmalar vardır ve Opus Dei hareketi, bunun en yakın örneklerinden biridir. “Tanrı’nın Eseri” anlamına gelen Opus Dei, Papalık tarafından da tanınmış olan bir Katolik örgütlenme olup 1920’lerin sonunda papaz J. Escriva tarafından İspanya’da kurulmuştur.


İSLAM DIŞINDAKİ İNANIŞLARDA DA FETÖ TİPİ YAPILANMALAR VARDIR

FETÖ / PDY İÇİNDE AHLAK BARINDIRMAYAN BİR SIR HAREKETİDİR (2)
İlk yıllarında sağcı kimliği sebebiyle komünizmle mücadele organı olarak kendisini gösteren Opus Dei, sonraki dönemlerde boyutları kestiri- lemeyen çok büyük bir terör organizasyonuna dönüşmüştür. Papalığa hizmet etmek gibi dinî bir gayeyi hedefleyen Escriva, yoksul ve zeki çocuklara çok iyi eğitim imkânları sağlamakta, sonra bunlar üzerinden devlet ve hükümet yapılarına nüfuz etmektedir. “Devletin imkânları ve binalarını kullanarak çalışmak” Opus Dei için vazgeçilmez bir strateji olmuştur. Bu hareketin “Hedefe ulaştıracak her yol mübahtır.” felsefesini benimsediği, bu yüzden de illegal faaliyetlere tevessül ettiği bildirilmektedir. Örgütün çoğu kez “beyaz eldivenli mafya” olarak anılması bu nedenledir. Bugün çeşitli ülkelerde 15 kadar üniversiteye, yüzlerce ilk ve orta seviyede eğitim veren okula sahiptir. Escriva kendinin ‘Pedre', yani Hristiyanlıktaki malum anlamıyla ‘Baba' ol- duğuna etrafındakileri ikna etmiş, bu camiayı kurması için Tanrı'dan işaret aldığını söylemiştir. Opus Dei'nin Masonluk'tan ilham alan sıkı hiyerarşik yapısı ve taşıdığı gizlilik de söz konusu yapıyla benzerlikleri açısından dikkati çekmektedir.

Gülen örgütünün teşkilat yapılanmasının, lider ve örgütünün dili ve düşüncesine paralel biçim- de “ikili” karakterde olduğunu da söyleyebiliriz. Bu ikili yapı şeffaf ve gizli ağlar olarak açık- lanabilir. Şeffaf ağlar, eğitim-öğretim faaliyetleri, sivil toplum ve meslek kuruluşları, yerel ve uluslararası ticari işletmeler, basın-yayın ve medya organları türünden legal yapılardan oluş- maktadır. Gizli ağlarda ise katı bir hiyerarşik yapının baskın olduğu görülür.

Bu ağlar “devlete sızma” amaçlı oluşturulduğundan, gizlilik vazgeçilmez bir ilkedir. Sivil bürokrasi, yargı, kolluk kuvvetleri ve ordu, bu gizli şebekenin kapsadığı farklı ağlardır. Beyin yıkama tekniklerinin uy- gulandığı bu ağlarda Gülen'in bir kanaat önderi olmasının ötesinde onun mehdi-mesih kimliği ve bu inancın etrafındaki ezoterik kurgu ön plana çıkar. Bu yüzüyle örgüt, normal bir “hizmet” yapısının ötesinde farklı çarkların birbirini döndürdüğü sistematik bir şekil alır.

Gizli ağlarda yoğun şekilde takıyye pratikleri uygulanmakta, bu ağlarda vazifeli bazı ilahiyatçı hocalar vasıtasıyla yaşanması muhtemel “vicdan azapları” hafifletilmekte, kişiler sözde “yüce gayelere” bu şekilde yönlendirilmekte, motivasyon en yüksek seviyede tutulmaktadır. Diğer taraftan şeffaf ağlarda, bu hâlin tam aksine, kişilerin “Hizmet Hareketi”yle kendilerini açıkça irtibatlandırmaları bir prestij unsuru hâline getirilmektedir. Hatta bu durum henüz Gülen'le irtibat kurmamış kesimler üzerinde manevî bir baskı oluşturmakta, “herkes gibi” kendilerinin de bu “mükemmel” insanlarla mutlaka tanışmaları ve işbirliği yapmaları gerektiği yönünde baskın bir kanaat hâsıl olmaktadır. Tam bu noktada “mensubiyet ağları”nın yanısıra bir “sem- patizanlar ağı”nın da kendi kendine oluştuğu görülmektedir. Bu ağ içine alınan kişilerden, kuruluş ve şirketlerden örgüt adına azami istifade sağlanmaya çalışılmaktadır. Abant Toplan- tıları, Türkçe Olimpiyatları benzeri prestijli organizasyonlar sempatizan ağını besleyip büyüten önemli icraatlardır.

Tüm bu teşkilat yönetilirken ileri bilgi toplama, işleme ve haberleşme teknolojilerinin kulla- nıldığı aşikârdır. Örgüt bu konuda çok sayıda profesyonele sahip bulunmaktadır. Bu özellik, örgütün mafyatik iş ve eylemlerinde başarı şansını daha da yükseltmektedir.

 FETÖ / PDY GAYR-İ AHL AKÎ BİR HAREKETTİR 

Kendini gizleme, olduğundan farklı görünme, ikiyüzlü davranma, çift dilli ko- nuşma, takıyye gereği helal-haram gözetmeme, kod adı kullanma, bulundu- ğu ortamda inandığından farklı yaşama, yalan söyleme, tecessüste bulunma, mahremiyeti ihlal etme, şantaj yapma, kayırmacılık, kötü emeller için örgütlü dayanışma gibi yöntemler gayr-i İslamî ve gayr-i ahlakîdir.
Örgütün gayr-i meşru işler çevirirken uyguladığı temel taktiklerinden biri de hedefe ulaşınca- ya kadar tedbir adıyla takıyye yapmaktır. İtikat ve inancını, olduğundan farklı bir biçimde ifade etmek, kalbiyle inanmadığı bir şeyi yapmak ya da söylemek gibi anlamlara gelen takıyye, Ehl-i Sünnet âlimlerince reddedilen bir husustur.

Sözde Ehl-i Sünnet olan örgüt, bu takıyye anlayışını uygulayarak aldatma, yalan, iftira, hile, soru hırsızlığı vb. her türlü gayri ahlaki yola başvurmuştur. Gerçek niyetlerini sürekli gizleyen örgüt elemanları, gayelerine ulaşmak için pek çok şeyi mübah addetmişler, İslam diniyle asla bağdaşmayan çarpık bir anlayışı benimsemişlerdir. Oysa bir Müslümanın en önemli ah- lakî vasıflarından biri güvenilir olmasıdır. Nitekim "mü'min" kelimesi "inanan ve tasdik eden" manalarının yanında "güven veren" anlamına da gelmektedir. Bu hususta en güzel örnek ise, içinde yaşadığı toplumda "Muhammedü'l-Emîn" olarak anılan ve en azılı düşmanlarının bile onun güvenilir oluşu konusunda hiçbir tereddüt göstermedikleri Kâinatın Efendisi'dir.

Müslümanlardan başkasıyla çatışmamaya özen gösteren örgüt, Müslümanlara karşı aynı hassasiyeti göstermemiştir. Kendisine hasım bellediği kişi ve kurumlara karşı âdeta kutsal savaşa giren örgüt, “Harp, hiledir.” [Buhari, Cihad, 157; Müslim, Fiten, 75-78] hadisini çarpıtarak gayr-i ahlakî enstrümanlar kullanmakta bir beis görmemiştir. Oysa İslam'da normal şartlarda bir Müslümanın başkasını aldatması yasaklanmışken [Ahmed b. Hanbel, IX. 122-123] sadece savaş es- nasında düşmana karşı çeşitli taktik, strateji ve gerektiğinde yalan-yanlış bilgiler verilmesi caiz görülmüştür [Nevevî, Müslim Şerhi, XII. 45]. Ancak altını çizmek gerekir ki, söz konusu ruhsat, savaş hâlinde ve düşmana karşı geçerlidir. Yoksa Müslümanların birbirlerine ve içinde meşru ölçülerle yaşadıkları topluma karşı hile yapmaları caiz değildir.

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  082227

-