İSLAM DÜŞMANLARININ KLASİK YALANI: FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ

Faşizm, bilhassa Hollanda ve Almanya gibi ülkelerde, tahayyül edilebilecek en aşağılık siyasi ideolojidir. Faşist semboller ve kitaplar (Hitler’in ‘Kavgam’ı mesela) yasaktır ve Avrupa vatandaşlarının büyük çoğunluğu bu dünya görüşünü benimseyen insanlardan nefret eder ve böyle kişiler siyasette ve toplumda dışlanır.


İSLAM DÜŞMANLARININ KLASİK YALANI: FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜ

Bir siyasetçi İslam'ı en az faşizm kadar kötü bulduğunu ve Müslümanların kutsal saydığı kitabı yasaklamak istediğini sürekli olarak açıkça dile getirdiğinde, Müslümanların dinlerinin çarpık bir yorumunun bu korku tellallığına dayanak edildiğini düşünmesine kim şaşırabilir? İnsanlara karşı, dinleri üzerinden nefret yaymak bu değilse nedir?”

“Kuran'a, tıpkı Mein Kamf gibi sadece araştırmalar için izin verilmeli. Camilerde ve evlerde okunması yasaklanmalı ve cezalandırılmalıdır. Bu yasak, şiddet ve terör ilhamını Kuran'dan alan Müslümanlar için önemli bir uyarı olacaktır” diyen Wilders, İslam ve Müslümanlar hakkındaki hakaret ve saldırganlık içeren söylemlerine devam etmektedir. Nitekim 11 Eylül saldırılarının 9. yıldönümünde New York'ta yaptığı açıklamada, “New York'un ‘yeni Mekke' olmasına müsaade etmeyin” çağrısında bulunan Wilders 2011 seçimlerinde temel söylemini İslam karşıtlığı üzerine bina etmiştir. Bu kapsamda, başörtülü kadınlardan vergi alınması, Kuran'ın yasaklanması, Müslüman ülkelerden göçün yasaklanması gibi politikalar Hollanda Özgürlük Partisi programında yer almıştır.

Ayaan Hirsi Magan (Ayaan Hirsi Ali): Hollanda'ya göçmen olarak gelen ve İslam karşıtı söylemleriyle popülaritesi hızla artan Somali kökenli mülteci Ayaan Hirsi Magan, Hollanda'da üniversite eğitimini tamamladıktan sonra politikaya atılmış, önce İşçi Partisi'ne üye iken İslam karşıtı söylemlerinin ardından Liberal Parti'ye geçmiş ve burada milletvekili seçilerek ülke siyasetinin en tartışmalı isimlerinden biri haline gelmiştir. Bu süreçte başta kadına şiddet, kadın sünneti, “terörist İslam” gibi konular olmak üzere, İslamiyet'i hedef alan ve çarpık bilgi ve yorumlarla ülkedeki Müslüman nüfusu zor durumda bırakan açıklamalar yapmıştır. Çocukluğunda Müslüman olduğu halde daha sonra ateistliği tercih ettiğini açıklayan Ayaan Hirsi, bu yaklaşımıyla ülkede İslam karşıtlığının ivme kazanmasında önemli rol üstlenmiştir.

Ayaan Hirsi'nin en önemli icraatlarından biri, yönetmeni Theo van Gogh'un bir suikaste kurban gitmesine yol açan Submission filminin senaryosunu yazmak olmuştur. Yalnızca Hollanda'da değil dünyanın dört bir yanında büyük tepkiyle karşılanan filmde Kuran ayetleri kadın bedenine yazılmış, Kuran'ın kadına şiddetin kaynağı olduğu gibi çarpık yorumlar ve hakaret içeren ifadeler dile getirilmiştir. Theo van Gogh'un öldürülmesinin ardından Ayaan Hirsi tehdit edildiğini ve can güvenliğinin olmadığını dile getirmiş ve bir süre gündemden uzak durmuştur.

2005 yılında TIME dergisi tarafından “dünyanın en etkili 100 insanı” arasında gösterilmiş, Hz. Muhammed'e hakaret içeren karikatürlerin yayımcısı Jyllands Posten gazetesi tarafından “İfade Özgürlüğü Ödülü”ne, İsveç Liberal Partisince “Demokrasi Ödülü”ne ve Amerikan Yahudi Komitesi (AJC) tarafından da 2006 yılında “Ahlaki Cesaret Ödülü”ne layık görülmüştür. Ayaan Hirsi bunların dışında ABD ve Avrupa ülkelerindeki pek çok kurum ve kuruluş tarafından çeşitli ödüllere layık görülmüştür. Bu ödüller, Hirsi'nin söylemlerine bir destek mahiyeti taşımış ve Hirsi'yi İslam'a ve İslam dininin kutsallarına hakaretlerle dolu açıklamalarına devam etmesi noktasında cesaretlendirmiştir.

2006 yılında, ülkeye mülteci olarak girişi sırasında beyan ettiği bilgilerin büyük çoğunluğunun yalan olduğunun ortaya çıkması üzerine Hollanda'yı terkederek ABD'ye yerleşen Ayaan Hirsi, ABD'de American Enterprise Institute (AEI)'de görev almış ve İslam karşıtı söylem ve faaliyetlerine devam etmiştir.

İslamofobinin en büyük kozu: “Fikir Özgürlüğü” söylemi

İslamofobik söylemlerde İslam dininin kutsallarına fütursuzca hakaret edilirken, gerek hukukî merciler, gerek siyasîler, gerekse medya organları konuyu “fikir özgürlüğü” kapsamında değerlendirmeyi tercih etmektedirler. Yahudileri, Hristiyanları, Budistleri veya dinî alanın dışında sözgelimi eşcinselleri hedef alan ifadelerde son derece katı şekilde sınırlar çizilmesine ve yaptırımlar uygulanmasına karşın, Müslümanları hedef alan bu tip kışkırtıcı söylem ve eylemlere karşı diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Hollanda'da da herhangi bir yaptırım uygulanmamıştır.

Öte yandan başta Theo van Gogh cinayeti olmak üzere faili Müslüman olan suçlarda failin dini önplana çıkartılarak Müslümanların ülkede güvenlik zafiyeti doğurduğu ve insanların günlük hayatlarında büyük tehlike altında oldukları algısı oluşturulmak istenmiştir.

Untitled-2_176

Yorum Yaz

  748397

-