İSLAM’I İSLAMSIZLAŞTIRARAK TASFİYE ETMEK İSTİYOR

Yeryüzünde egemen olan bu kirli güç kendisine karşı hak hukuk adalet diyecek İslam’ı tasfiye etmek istiyor. Bir, doğrudan saldırarak tasfiye etmek istiyor. İki, İslam’ı İslamsızlaştırarak tasfiye etmek istiyor. Bunun üç perspektifi var. İfrat ve tefriti güçlendiriyorlar. İslam’ı terörle özdeşleştirmek istiyorlar. Protestan bir İslam anlayışı geliştirmek istiyorlar.


İSLAM’I İSLAMSIZLAŞTIRARAK  TASFİYE ETMEK İSTİYOR

Cumhuriyet tarihimizin en karanlık ve uzun saatlerini 15 Temmuz akşamı ve 16'sına bağlayan gece yaşadık. Kimilerine göre o saatlerde yaşanan bir darbe girişimiydi. Başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere kimilerine göreyse basbayağı ülkeyi işgal etme kalkışmasıydı o gece ve sabahında yaşananlar. Öyle ya da böyle darbelere alışkın bir ülkede hiç yaşanmamış saatleri yaşadık. Halk olarak kendi vergilerimizle alınmış ve herhangi bir düşman saldırısı karşısında bizi koruyacağını düşündüğümüz ordumuzun silahlarıyla vurulduk. 240 insanımız şehit edildi. İki bini geçkin sayıda insanımız yaralandı. Öte yandan bu kadar ağır tabloya rağmen, ülkemizin insanları bir darbeye tam cepheden karşı durarak, eliyle, bayrağıyla, terliğiyle kanlı bir işgal girişimini

püskürterek dünya tarihine adını da yazdırdı. Yani kayıplarımız kadar binlerce yıl konuşulacak bir destana sahip olma gururunu da ortaya çıkardı 15 Temmuz. Bu kanlı işgal girişimini, ardındaki CIA Patentli FETÖ örgütünü ve 15 Temmuz'un farklı alanlara yansımalarını AK Parti İstanbul Milletvekili Metin Külünk ile yaptığımız konuşmaya son bölümüyle devam ediyoruz.

Demokrasi nöbetleri sırasında bazı rahatsız edici görüntülere rastlamak mümkündü. Hatta bir keresinde bir rektör sahnede kendince demokrasi nutku çekerken, halkın içinden birileri onu protesto ediyordu ama kimse onların sesini duymadı, ne diyorsunuz?
Bir ilde bu örgütün himmet lideri sahneye çıkarılıyor, millete alkışlatılıyor. Geçmiş dönemde çalıştıkları kurumları bu örgüte teslim edenler şimdi sahte kahraman olarak meydanlarda boy gösteriyor.

Bakın bunu özellikle size söylüyorum. Geçmiş dönemlerde görev yaptıkları kurumları bu hainlere bilerek teslim edenler şimdi sahte kahraman olarak demokrasi nöbetlerinde boy gösteriyorlar. Milletimize bu anlamda hatırlatıyorum, bu sahte kahramanlara prim vermeyin. Kamunun kaynaklarının tamamını bu örgüte peşkeş çekenler şimdi sahte kahraman olarak meydanlarda boy gösteriyorlar. Bunlara da kanmayacağız. Bunlar da tasfiye olacak.
Rektör örneğiniz de doğrudur. Burada sorulması gereken soru bir, 17-25 Aralık'tan sonra dahi bu türden rektörlere kim sahip çıktı? İki, bu rektörleri kim referans oldu? Üç, bu rektörleri hâlâ kim karartıyor?

Dolayısıyla siyaset kendisine çeki düzen vermeli. Eğer siyaset bunu yapmazsa ayağa kalkınış ve Kuvay-i Milliye ruhuna sahip bu millet bunu affetmez. Bu millete sahte kahramanları alkışlatmaya kimsenin hakkı yok. İkiyüzlülere, bu örgütün kölesi olmuşlara bu milleti alkışlatmaya kimsenin hakkı yok. Açık söylüyorum, çıkmayacaklar bu milletin önüne. Öyle twitterdan iki tane fotoğraf atıp, üç tane gece nöbetine geldim selam veriyorum yalanlarıyla dolu samimiyetsiz cümlelerle olmaz. Darbenin ilk gününden beri yiğitçe duran Melih Gökçek'in tavrında olacak insan. Darbe gecesinde saat 3'leri, 4'leri ya da sabahı bekleyip ondan sonra rüzgârın estiği yöne göre hareket edenler bu milletin önüne çıkarılıp, kimse onları alkışlatamaz.
İslam, paradan para kazanma aklına itiraz ettiği için hedefte…

İçerdeki bu ikiyüzlü ve rüzgâra göre tavır sergileyenlerin benzerlerini batıda da gördük. İşgal girişimi devam ederken darbecileri de taraf sayıp, itidal çağrısı yapabildiler. ABD'de siyasetçisi, askeri, tv yorumcuları açık açık darbenin başarılı olmamasından ötürü üzüntülü açıklamalar yaptılar. Bu sözde demokratik ülkelerin ikiyüzlülüğünün sebebi neydi?

Çünkü güçlü Türkiye istemiyorlar. Dünyanın kuvvet merkezine etki edecek güçlü bir Türkiye istemiyorlar. Dünyayı son 1,5 asırdır şekillendiren akıl, paradan para kazanan emek düşmanı bir akıldır. Dolayısıyla bu paranda para kazanan emek düşmanı akıl dünyadaki egemenliğine rakip istemiyor. Alternatif bir fikir dahi istemiyor.

Bu paradan para kazanma aklına itiraz edecek İslam'dır. Çünkü İslam hak, hukuk ve adalet emreder ve emek der, faizi haram kılar. Yani emekten kazanmayı emreder. Son 1,5 asırdır egemen olan sistemse emeği reddeder, emeği köleleştirir paradan parayı kazanmayı emreder. Onun için dünyada şu anda türev işlem hacim 1,5 katrilyon dolar. Nerede bu para? Dünyanın milli geliri 80 trilyon dolar ama türev işleme hacmi 1,5 katrilyon dolar. Kimde bu paralar? Kâğıttan kâğıda kimin cebine gidiyor? Kimin cebine gidiyorsa o sistem İslam'ın hak, hukuk adalet diyen söylemine tahammül edemiyor. O zaman ne yapılmalı İslam tasfiye edilmeli.

Medine bombasının sırrı neydi?

Çoğumuz ıskaladık orayı. Medine'de patlatılan bombanın sırrı, “sizi doğrudan teslim alırız, yok ederiz” demekti.
Ankara'nın göbeğinde patlatılan bomba ile Türkiye Devletine verilmek istenen mesaj, Medine bombasıyla bütün Müslüman âlemine verildi yani...
Evet, yeryüzünde egemen olan bu kirli güç kendisine karşı hak hukuk adalet diyecek İslam'ı tasfiye etmek itiyor. Bir, doğrudan saldırarak tasfiye etmek istiyor. İki, İslam'ı İslamsızlaştırarak tasfiye etmek istiyor. Bunun üç perspektifi var.

1) İfrat ve tefriti güçlendiriyorlar. Oysa İslam orta yoldur. Dengedir. İfrat be tefrit hareketlerinin hepsinin arkasında bunlar var.
2) İslam'ı terörle özdeşleştirmek istiyorlar. DAEŞ üzerinden, ondan öncesinde ise El Kaide üzerinden İslam'ı İslamsızlaştırmak istiyorlar.
3) Protestan bir İslam anlayışı geliştirmek istiyorlar. Bunun ipuçları nerede diye sorarsanız. Bunun bütün ipuçları FETÖ denen örgütte. FETÖ aslında küresel ölçekte bir İslami İslamsızlaştırma protestosudur.

Önceki gün bir fotoğraf paylaştım (Fotoğraf, sakallı cübbeli bir kişiyi başı açık, modern giyimli kadınların yanından elinde Atatürklü Türk Bayrağı ve Arapça yazılarıyla yeşil bir bayrak taşırken gösteriyor), Batının bu fotoğrafa tahammülü yok. Batı bu fotoğrafı yok etmek istiyor. Batı bu birlikteliği, bu insicamı, bu kardeşliği yok etmek istiyor. Batı asla kabullenemiyor bu resmi. Bu birliktelik ortamının varlığı Batıyı ciddi anlamda irite ediyor. Batı Türkiye'nin farklılıkların birliği üzerinden bütün renklerin buluştuğu bir ülke olmasına razı değil.

Evet, İslam'ı İslamsızlaştırma projesinin bir adı DEAŞ'tir diğer adı FETÖ'dür. FETÖ küresel bir projedir ve eğer 15 Temmuz kalkışması başarılı olsaydı ya da bu örgüt hedefine ulaşsaydı projeleri doğrudan İslam dünyasına yönelik hayata geçecekti. Nedir o proje? Küresel diktatörlüğe itiraz etmeyecek içi boşaltılmış folklorik bir din üreteceklerdi. Yani Afrika'da açlık mı var karışmayan… Ölümler mi var karışmayan... Bombalanan bir yer mi var karışmayan, suya sabuna dokumayan folklorik bir din üreteceklerdi.

Küresel diktatörlüğün coğrafyamızı kontrolüne yönelik bu üç başlık çok önemlidir. Türkiye, İslam nurunu (Allahın nurunu asla söndüremeyecekler) sahiplenen ve tarihsel bir geçmişi olan bir ülkedir. İslam fikren batıyı çökertiyor, itiraz ediyor hak, hukuk, adalet diyor ve bu kavramlara liderlik eden bir Türkiye. Ve bu Türkiye 15 yılda nereden nereye geldi. Bu noktada panik başladı. Türkiye eş zamanlı Batıya yürüyor Rusya ile ilişkisi iyi… Batıya doğru gidiyor ve Çin ile ilişkileri sorunsuz... Batıya doğru gidiyor Afrika ile ilişkileri gelişiyor... Burada ‘hop' dediler, ‘yeni bir ortak mı geliyor bize?' dediler. İşte bu soru panikletti. Ve içerdeki ellerindeki sondan bir evvelki bu hainleri kullandılar. Hedef Lozan ile sıkıştırılmış bir Türkiye. Hangi Türkiye bu? Montaja tutsak, otomobilin yapamayan, uçağını, gemisini yapamayan, kendi çipini ve telefonunun üretemeyen, ithalata dayalı büyüme mahkûm bir Türkiye. Şimdi bu Türkiye'de kim buna itiraz ettiyse ve ‘Hayır biz kendi genlerimize döneceğiz' demişse Abdülaziz'den bu yana darbe yiyor. Ama ilk defa karşılarında başka bir güç buldular, millet. Onu unuttular ve millet onların kimyasını bozdu. Demotive etti. Ama onlar da durmayacaklar
Eskişehir hava üssündeki uçakların renkleri değiştirilmek
istendi (mi)…

Bu saldırıların hedefine İslam'ı koyduğumuzda mesele Türkiye'nin meselesi olmaktan da çıkıp, otomatikman evrensel bir mücadeleye dönüşmüş oluyor, öyle değil mi?

Evet. Dünyada artık iki güç savaşıyor. Birinci güç şu anda egemen olan parasal diktatörlüktür. Emeği alın terini, insanı reddeden; ülke, devlet, bayrak ve değerler kavramını reddeden tek tipçi bir dünya. ‘Tarihin sonu' diye ifade ettikleri bir akıl bu. Buna karşılıkta insanlığın içerisinde bir başka güç var o da emek, alın teri, hak, hukuk, adalet diyen damar. Bu damar Hıristiyanların içinde de var. Yahudilerin içinde de var. Hesap edemedikleri ve bilmedikleri şey bu damarın bu kadar güçlü olabileceğiydi.

O yüzden 15 Temmuz'da böylesi güçlü bir halk direnişin olacağını da düşünmediler tabii ki…
Aslında 15 Temmuz'da küresel ölçekte hak, hukuk, adalet diyenler ayağa kalktı ve Türkiye'yi yalnız bırakmadılar. Çünkü Türkiye dünyadaki önümüzdeki yüzyılda dünyanın şekillenmesinde kırılma noktasıdır.

Gerek bizden bazı kesimler gerekse Batılı ülkeler, sokaktaki insanların ‘idam isteriz' haykırışlarına da insan hakları gereçleriyle tepki gösteriyorlar. Halktan gelen bu talebi için neler söyleyebilirsiniz?

Bakın Batı petrolü alıp Lozan'ı verdi ama Sevr'den hiç vazgeçmedi. 15 Temmuz, Türkiye'yi böl parçala ve işgal projesidir. Şu soruyu soralım. Eskişehir hava üssünden 15 Temmuz öncesinde uçakların üzerindeki renklerin değişmesiyle ilgili bir çalışma yapıldı mı?

Eğer bu çalışma yapıldıysa savaş uçaklarımız mevcut renklerinden hangi renklere dönüştürülmek istendi. Dönüştürülmek istenen rengi hangi ülkeler kullanıyordu? Aynı saatlerde İncirlik Hava Üssünde hangi ülkelerin uçakları kalkış için hazır bekliyordu? Acaba Eskişehir'de renkleri değiştirilmek istenen uçaklar incirlikte hazır bekleyen ülkelerin uçaklarının rengine mi bürünecekti? Bu bürünen renklerle Türk halkının üzerine bomba yağdıracak kadar alçak bir terör örgütünün mensuplarıyla karşı karşıyayız ve bu milletin yüksek sesle idam diye bağırması bunların varlığında çok kıymetlidir.

Yorum Yaz

  809806

-