23 EKİM 2017 PAZARTESİ

İSRAİL’İN ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKASININ SONUÇLARI

Filistin’de bulunan ve hukuk üzerine çalışmalar yapan dernek temsilcileri ile yaptığımız görüşmelerde İsrail tarafından uygulanan sistematik işkence ve çocuklara yönelik hukuksuz eylemlerin çocuklar nezdinde telafisi imkansız izlere sebebiyet vermektedir.


İSRAİL’İN ÇOCUKLARA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKASININ SONUÇLARI

EĞİTİME SON VERME
Tutsaklığı sona eren çocuklar, hapishane ve tutuklu bulundukları yerlerde görmüş oldukları kötü muamele sonrasında psikolojik olarak ağır yaralar almakta ve eğitimlerine son vermektedirler. Tüm yönlendirmelere rağmen okullarına devam etmemekte ve geleceklerine yönelik ümitsizlikleri nedeni ile toplum ile olan irtibatını koparmaktadırlar.

Okula devam edilmemesi nedeni ile gerekli eğitimi alamayan çocukların sonrasında herhangi bir iş ya da sosyal yaşamı da sağlıklı olmamaktadır. Bu halde ucuz iş gücü olarak çalışmakta ya da suça bulaşmaya aday kişiler olarak büyümektedirler.

ŞİDDETE MEYİLLİ OLMA
Gerçekte İsrail'in en çok şikayet ettiği çocukların şiddete bulaşma iddiasının kaynağı da sistematik olarak uyguladığı şiddet politikasının sonucudur. Zira çocukların yaşamış oldukları travma nedeni ile artık İsrail'e karşı herhangi bir olumlu yaklaşımın olabilmesi mümkün olamamaktadır. Çocuklara uygulanan işkenceler nedeni ile o çocukların her zaman potansiyel bir suçlu olmasının önünde bir engel bulunmamaktadır. Bu sarmal İsrail'in de işine gelmekte ve çocukların bulaştığı suçları bahane etmek sureti ile ailesi ile birlikte evinden atmak ya da başkaca idari yaptırımlar ile göçe zorlamaktadır. Asıl amaç olan Filistin halkı olmaksızın sadece bir Yahudi devleti olma idealine ulaşabilmesine olanak sağlamaktadır. Göç ya da el koymalar ile Filistin nüfusunu azaltmak temel amacı olması hasebi ile çocukların sağlıklı gelişimi önündeki en büyük set olması bir anlayış olarak yıllardır uygulanageldiği görülmektedir.

UYUŞTURUCU BATAĞI
Son zamanlarda Kudüs özelinde tüm Filistinliler açısından bir tehdit olarak uyuşturucu ön plandadır. Özellikle bir şekilde tutsak olmuş çocukların toplum ile olan bağlarının kopması nedeni ile kendilerini uyuşturucu müptelası olarak bulduklarına dair ciddi şikayetler mevcuttur. Uyuşturucuya ulaşabilmenin kolaylığı nedeni ile rahatlıkla o çarka dahil olabilmektedirler. Bu halde zaten yaşanan travmadan kaynaklı sorunlu eylemler, uyuşturucunun da etkisi ile daha da ziyadeleşmekte hem İsrail için hem de kendi toplumu için bir tehdit halini almaktadır.

ÜMİTSİZLİK HASTALIĞI
İsrail'in uyguladığı şiddet ve tehditlerden yılan çocuk ve gençlerin geleceğe yönelik hayalleri de yok olmaktadır. Bu halde artık yaşamaya karşı bir hassasiyeti kalmayan bir çocuğun sonrasında nasıl bir tehlike olabileceği diğer ülkelerdeki acı tecrübeler bize göstermektedir. Ümitsiz insanların bir hayali olmaması nedeni ile yaşamaya yönelik bir gayreti de bulunmamaktadır. Hatta tutsaklığı sona eren çocukların uzun süre evlerinden ayrılmadıkları, toplum içerisine çıkmadıkları ve asosyal bir yaşama sürüklendikleri ifade edilmektedir.

SONUÇ

Gezi esnasındaki gözlemlerimiz ve sonrasında yaptığımız araştırmalar neticesinde İsrail'in işgal etmiş olduğu topraklar içerisinde homojen bir ülke tesis edebilmek adına yüzyıllardır o bölgede yaşayan insanların yaşam alanlarını yok etmekte olduğu görülmüştür. İnsanların en temel haklarına hukuksuz şekilde müdahale edildiği alenidir.

Amaç edindiğini iddia ettiği Yahudi Devleti kurulmasının aynı zamanda o coğrafyanın insanlarının bir şekilde yok edilmesi ya da göçe zorlanması anlamına geldiğini öncelikle kabul etmek gerekir. Dolayısı ile gerçekte ideal devlet modelinin tüm uluslararası hukuk kuralları, teamülleri ve kendisinin de tarafı olduğu sözleşmelerin ihlali olduğu ortadadır.

İsrail'in destek bulduğu ABD ve AB ülkelerinin kendi ülkelerinde ve diğer gelişmekte olan ülkelere karşı İnsan Hakları muvacehesinde düzenlemeler yapmaları ve düzenleme yapmaya zorlamalarına rağmen hala ve ısrar ile İsrail'e tolerans göstermelerine anlam vermek mümkün değildir. Örneğin Türkiye özelinde sadece Basın Özgürlüğü açısından dahi yıllardır her uluslararası görüşme ya da çalışmalarda dikkat çekilmesine rağmen, İsrail'de medya organlarının kapatılmasına göz yummaktadır. Yine aynı şekilde kendi ülkelerinde en geniş hakları tanımakla kıvanç duymakla birlikte her neden ise İsrail'in uyguladığı şiddet politikasına karşı herhangi bir tavır ortaya konulmamaktadır. Bu nedenle ABD ve AB nin gerek Filistin'de gerek ise diğer İslam Ülkelerinde olumlu bir bakışaçısı ile karşılaşabilmesi de mümkün görünmemektedir. Bu çelişki ve ikiyüzlü bakış açısının maalesef ortak yaşama kültürünü de ortadan kaldırdığını kabul etmemiz gerekmektedir.

Her gün daha akli melekeleri olgunlaşmamış çocukların bir şekilde şiddet ile karşılaşması ve hatta gözaltı ve tutuklamalar ile karşı karşıya kalmasının herhangi bir açıklaması olamaz. Hiçbir güvenlik gerekçesi 12 yaşında bir çocuğun aylarca işkence odalarında şiddet ve tacizler ile muhatap olmasına yeterli değildir. Güvenlik ile Hak ve Özgürlüklerin yarışması halinde en azından çocuklar açısından hak ve özgürlükler öncelenmelidir. Aksi takdirde güvenlik politikaları da geçmişten beri gelen tecrübe ile de sabit olduğu gibi herhangi bir olumlu neticeye ulaşamayacaktır. Bu anlamda ivedilikle İsrail'in çocuklara yönelik politikasını değiştirmesi ve çocukların fiziki ve psikolojik gelişimlerinin sağlıklı tamamlanmasına yönelik çalışmalar yapmalıdır.

Yerleşim Yerlerine yönelik geliştirme gayretlerinin ise hiçbir izahı bulunmamaktadır. özellikle Filistin Halkına ait toprakların müsadere edilmesi ve yerleşimcilere tahsis edilmesi işgal mantalitesinden öte bir durum değildir. Bu halde İsrail'e bir devlet olarak bakmak yerine İşgalci olarak addetmek mümkündür. Zira her gün yeni işgal politikaları geliştirilmektedir. Bu durum ne Cenevre Sözleşmelerine ne de Uluslararası Hukuka uygun değildir. Hatta daha ilerisi bir zulüm olarak insanların evlerinin yıkılması ve zirai arazilerinin yok edilmesi insani olmaktan dahi uzaktır. Kudüs'te yaşamak arzusunda olan ve topraklarından ayrılmayan Filistin Halkını bu anlamda terke zorlamanın hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır.

Untitled-2_7

 Artık Faşist devletlerin dahi terk ettiği Utanç Duvarına İsrail'in devam etmesi ve her geçen gün yeni alanları duvarlar ile örmesini izah edecek hiçbir insani açıklaması bulunmamaktadır. İnsanları Gazze ve Şeria da ve hatta Kudüs'te duvarlar arasına hapsetmek ve şehirleri, mahalleleri açık hava hapishanelerine çevirmek ancak nazist bir anlayışın ürünüdür. Nazi uygulamalarının en büyük mağduru olduğunu iddia eden Yahudi toplumunun aynı tecrübeleri bu kez Filistin insanlarına uygulaması ise anlaşılmaz bir tenakuzdur. Duvarların arkasına hapsedilen insanların en temel haklarının yok edildiği, mülkiyetlerinin ellerinden alındığı, arazilerine el konulduğu ve seyahat özgürlüklerinin sınırlandırıldığı gözardı edilemeyecek bir zulümdür.

İsrail'in bir barış arayışı olacak ise öncelikle uygulamalarına son vermesi elzem görünmektedir. Aksi takdirde iki toplumlu bir yaşam mümkün görünmemektedir. Uyguladığı politikalar, nesiller boyu şiddeti körüklemektedir. Dolayısı o coğrafyanın akan kanının durmayacağını söyleyebiliriz. Şiddet, şiddeti doğurmaktadır. Öncelikle İsrail'in insanlar üzerindeki totaliter ve faşist uygulamaları son bulmalıdır ki, insanların yaşamaya yönelik bakış açıları gelişebilsin.

Tüm bu inceleme ve değerlendirme sonucunda derneğimiz olarak İsrail'in uyguladığı şiddet politikasının tespiti ve ilanı anlamında işbu raporu yayınlamaktayız. Bu rapor içeriği muvacehesinde ulusal ve uluslararası mecralarda bu hukuksuzlukların takipçisi olmak amacındayız. Yine mümkün olduğu kadar, İsrail'in politikalarından zarar gören hassaten çocuklara hukuki ve psikolojik destek temin etmeye ve ulaştırmaya yönelik çalışmalar yapacağız.

Yorum Yaz

  538304