İSRAİL’İN NÜKLEER GÜÇ POLİTİKASI

Dünya üzerinde nükleer silaha sahip olduğu bilinen 9 ülkeden biri olan İsrail, bu ülkelerin içinde nükleer silaha sahip olduğunu resmî ağızlar tarafından doğrulamayan tek ülke olarak dikkat çekiyor. Bugün, devletler tarafından açıklanan ve yapılan araştırmalar sonucunda ortaya çıkan rakamlar üzerinden bir değerlendirme yapıldığında; İsrail’in dünyanın 6. büyük nükleer gücü olduğu görülüyor.


İSRAİL’İN NÜKLEER GÜÇ POLİTİKASI

İsrail, kuruluşundan 4 sene sonra Savunma Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan Atom Enerjisi Kurumu ile 1952 yılında nükleer alandaki faaliyetlerini başlattı. Kurumun ilk yıllarında yapılan çalışmalarda Fransa'dan büyük destek alındı. 1958 yılında, bugün İsrail'in en önemli nükleer reaktörü konumundaki Dimona Nükleer Reaktörü kuruldu. ABD, İsrail'den aldığı bilgilere dayanarak, bu tesisin nükleer reaktör değil bir mensucat fabrikası olduğunu duyurmuş ve bu konuda Arap ülkelerine güvence vermişti.

1960'lı yıllarda nükleer alanda yapılan faaliyetlerin yaygınlaşmasıyla bu alandaki üstünlüğünü kaybetme riski ile karşı karşıya kalan ABD, dünya üzerinde nükleer silaha sahip birkaç ülkeden biri olduğu halde ‘Nükleer Silahların Yaygınlaşmasını Önleme Antlaşması (NPT)'nı gündeme getirdi. ABD, 1968'te imzaya açılan ve 1970'te 25 yıllığına kabul edilen bu antlaşmaya imza atması için birçok dünya ülkesi üzerinde baskı kurarken, İsrail'e bu konuda bir zorlamada bulunmadı. İsrail devleti her fırsatta NPT'yi imzalamayacağını beyan etti ve 1995'te yenilenen antlaşmaya da imza atmadı. Antlaşmanın getirdiği sorumlulukların, taraf ülke olmadıkları için kendilerini bağlamadığını her fırsatta tekrar eden İsrail yetkilileri, Ortadoğu coğrafyasının şartlarının nükleer güçten arındırılmış bir bölge olmasına imkân tanımadığını iddia etmekten çekinmiyor. 1995'te antlaşmanın yenilenmesine kısa bir süre kala, İran'ın nükleer faaliyetlerinin tehdit oluşturduğu ve İran'ın yakın zamanda nükleer silah üreteceği şayiasını, özellikle ABD'deki Yahudi sermayeli medya kuruluşları aracılığıyla yaygınlaştıran İsrail; bu dönemde dikkatleri İran'ın üzerine çekerek anlaşmayı imzalamamaktaki kaygılarının ne kadar haklı olduğu iddiasını güçlendirmeye çalıştı.

İsrail nükleer bombaların yanısıra, bu bombaları taşıyan uzun menzilli füzeler olan Jericho-1 ve Jericho-2'yi de üretti. 1981 yılında Irak'ın Bağdat yakınlarındaki Osirak Nükleer Reaktörü'nü nükleer silah kullanarak imha eden İsrail; bu bombalamayla Jericho-2'yi test etmiş oldu. İsrail bu bombalamada ABD'den büyük bir yardım aldı; zira santrallerin yerlerini gösteren uydu fotoğrafları İsrail'e ABD tarafından verilmişti.

1986 yılında, İsrail'in nükleer tesislerinde görev yapmış bir Yahudi olan Mordehay Vanunu, İngiltere'nin Sunday Times adlı yayın organıyla irtibata geçerek bu konu hakkında bilgi vermek istediğini bildirdi. Gazete, Mordehay Vanunu'nun verdiği, İsrail'in sahip olduğu nükleer başlıklı füze sayısının 200'ü geçtiğine dair o güne kadar gizli tutulan bu bilgileri yayımlama kararı aldı. Röportajın yayımlanmasından kısa bir süre sonra Mordehay Vanunu MOSSAD ajanları tarafından kaçırılarak İsrail'e götürüldü ve vatana ihanet suçundan 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak bu olayın bir kurmacadan ibaret olduğu bölge ülkelerine korku salmak niyetindeki İsrail'in bu olayı bizzat tertip ettiği ve zaten Vanunu'nun cezaevine konduktan kısa bir süre sonra ortadan kaybolduğu da iddia ediliyor.

Sahip olduğu nükleer gücü politik bir malzeme ve askeri bir tehdit aracı olarak kullanmaktan çekinmeyen İsrail, Filistin ile sürdürülen barış görüşmelerinde de bu tavrını sürdürüyor. Bugün itibariyle İsrail'in sahip olduğu nükleer silah sayısının 300'ün üzerinde olduğu söyleniyor. Bu rakam bazı kaynaklarda 800'ü buluyor. İsrail, sahip olduğu bu silahlarla dünya barışı ve güvenliği için büyük bir tehdit oluştururken, özellikle ABD'den aldığı büyük destekle bu konuda hiçbir kısıtlamaya ya da tedbire muhatap olmuyor.

İsrail son yıllarda özellikle İran'ın nükleer faaliyetleri üzerinden bir siyâset yürütmeyi tercih ediyor. Oysa İran'ın nükleer silah bir yana, nükleer teknolojisi dahî bulunmadığı biliniyor. Bu söylemle ABD ve BM'yi baskı altına alan İsrail, BM'nin İran'a karşı defalarca yaptırım kararı almasını sağladı. Uranyum geliştirme sürecindeki İran'a yaptırım kararları alan BM, elinde yüzlerce nükleer silah barındıran ve bu silahlarla dünyayı tehdit etmeyi temel politika haline getiren İsrail içinse herhangi bir girişimde bulunmuyor.

İsrail'de Ulaştırma ve Turizm Bakanı olarak da görev yapmış olan Amnon Şahak-Lipkin'in 80'li yıllarda bir mülakatta yaptığı şu açıklamalar, İsrail'in nükleer enerji ile ilgili bugünkü yaklaşımlarının aslında öteden beri bu şekilde olduğunu isbatlamaya yetiyor:

“-Bir haftalık bir geciktirme bile hayâtî derecede önemli olabilirken, 10 yıllık bir geciktirme muhteşem olacaktır. Bugün tek bir Arap ülkesi dahî nükleer güce sahip olduğunu ispatlayamamıştır. İnanıyorum ki İsrail Devleti şu andan itibaren tüm gücünü kullanacak ve tüm gayelerini, hangisi olursa olsun Arap devletlerinden herhangi birinin nükleer alanda gelişme sağlamasını engellemek üzere yönlendirecektir.

-Bu, şiddet yöntemlerine de ihtiyaç duyulacağı anlamına mı geliyor?

-Bana göre, tüm imkânların ya da en azından eldeki yöntemlerin büyük bir kısmının bu amaç uğruna kullanılması meşrûdur.”

Devamı yarın...

Yorum Yaz

  569775

-