30 MART 2017 PERŞEMBE

İSRAİL’İN ŞİDDET POLİTİKASINDAN EN ÇOK ÇOCUKLAR ZARAR GÖRÜYOR

İsrail’in de işgal ettiği topraklarda yaşayan insanlara karşı uyguladığı zulümlerin, Suriye, Irak ve diğer mazlum coğrafyalardan dolayı son zamanlarda gözardı edildiği dikkatten kaçmamalıdır. Özellikle Kudüs ve çevresindeki Yahudi yerleşimlerinin tamamlanması ve ülkenin bir Yahudi devleti olması adına bir şiddet politikası yürütülmektedir. Bu şiddet politikasından da en çok çocuklar zarar görmektedir.


İSRAİL’İN ŞİDDET POLİTİKASINDAN EN ÇOK ÇOCUKLAR ZARAR GÖRÜYOR

Çocuk, dediğimizde doğuştan ergenliğe kadar süren bir zaman dilimini yaşayandır. Çocuk her ne kadar “ birey “ olarak kabul edilmesi gerekmekte ise de zihinsel, fiziksel ve ruhsal yönden tam bir olgunluğa erişmemiştir. Bir yetişkinden beklenen olgunluğu gösteremez ve eylemlerinin sonuçlarını bir büyük gibi akledemez. Çocuk, aynı zamanda basit düşünce ve görüşe sahip olması nedeni ile saf olduğu kabul edilmesi gereken kimsedir.

Çocuk yaşı ilerledikçe fiziksel ve psikolojik gelişimi tamamlandıkça bireysel davranışlarda bulunmaya başlayacak toplum içerisinde tam bir birey olarak kabul edilecektir. Çok kabul görmemekle birlikte insanların 18 yasını bitirdiklerinde dahi tam bir olgunluğa kavuşamadıkları görülmekte bu nedenle olgunlaşmanın 21 yasına kadar süreceği iddia edilmektedir. Bununla birlikte tüm dünyada genel kabul gören yaş sınırı 18 dir.

Öncelikle çocukların tüm yönleri ile korunması amacı Uluslararası örgütlerin kabul ettiği esaslar üzerinden değerlendirme yapmanın doğru olacağı düşüncesindeyiz. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1989 yılında benimsenen Çocuk Hakları Sözleşmesi kabul görerek 1990 yılında yürürlüğe girmiştir. Ülkemizin de aynı yıl imzaladığı ve 1995 yılında da yürürlüğe giren bu sözleşme, 197 ülke tarafından kabul görmektedir.

Hukuken veya ahlaki olarak dünya üzerindeki tüm çocukların doğuştan sahip olduğu; Eğitim, Sağlık, Yaşama, Barınma, Fiziksel, psikolojik veya cinsel sömürüye karşı korunma gibi haklarının hepsini birden tanımlamakta kullanılan evrensel bir sözleşme olması nedeni ile önemlidir. Zira ‘'çocuk'' her toplumca kabul gören bir masumiyettir.

Halen tüm dünyada en hassas konulardan biridir. Yüzlerce uluslararası örgütün çocukların yaşam, eğitim ve psikolojik gelişimlerine yönelik çalışmaları olduğu bilinmektedir. Özellikle çocukların asker olarak savaşlara dahil edilmesi, çalıştırılmak sureti ile ekonomik bir emtiaya dönüştürülmesi, cinsel obje olması gibi insanlık dışı olaylara karşı yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu anlamda sorun olan ülkelere uluslararası tepkileri en şedit şekilde gösterilerek bu mağduriyetin sonlandırılması arzu edilmektedir.

Bununla birlikte halen savaş ve işgal bölgelerinde çocukların büyük sıkıntılara düçar olduklarını ve yaşam haklarının dahi gözetilmediğini üzülerek ifade etmeliyiz.

Son zamanlarda Suriye'de yaşanan savaştan kaçan göçmenlerin yollarda ve kamplarda yaşadıkları zor durumlardan en çok etkilenenlerin çocuklar olduğundan da söz etmeden geçmemeliyiz. Hassaten göç yollarında, Akdeniz'de ve Ege'de ölen çocukların vebali tüm dünya insanlığının üzerindedir. Coğrafyamız, maalesef insanlık tarihinin bu anlamda belki de en karanlık dönemlerinden birini yaşamaktadır.

İsrail'in de işgal ettiği topraklarda yaşayan insanlara karşı uyguladığı zulümlerin, Suriye, Irak ve diğer mazlum coğrafyalardan dolayı son zamanlarda gözardı edildiği dikkatten kaçmamalıdır. Özellikle Kudüs ve çevresindeki Yahudi yerleşimlerinin tamamlanması ve ülkenin bir Yahudi devleti olması adına bir şiddet politikası yürütülmektedir.

Bu şiddet politikasından da en çok çocuklar zarar görmektedir. Halen hemen hemen her gün, onlarca çocuk bir şekilde devlet şiddeti ile muhatap olmakta ve hatta ölümler olağanlaşmaktadır. Haberler yönünden adi vakalar olarak görülmekte ise de sokak ortasında çocuklar vurulmakta ve şehid edilmektedir.

Hukuk yönünden ise Beijing kuralları olarak bilinen ve 6 Eylül 1985 tarihinde kabul edilen BM Asgari Standartları Kuralları küçüğü, hukuk sisteminde, isleyebileceği bir suçtan dolayı yetişkinlere nazaran kendisine farklı davranılması gereken kişi olarak tanımlamaktadır.

İSRAİL'İN UYGULADIĞI ŞİDDET POLİTİKASI

Kavramların herhangi bir anlam ifade etmediği Filistin'de ve dolayısıyla Kudüs'te yaşayan çocuklar, İsrail devletinin işgali altına girdiğinden beri çok zor şartlar altında yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır. 1991 yılında kararları onaylayan işg4_20alci İsrail devletinin çocuk haklarına herhangi bir önem vermediği, açıkça hak ihlali yaptığı tarafımızca yapılan tespitler dışında Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilmiş bağımsız uzmanlardan oluşan Çocuk Hakları Komitesinin (CRC), yayınladığı raporlarla da açıkça ortaya konmuştur.

İsrail, temel olarak çocukların karıştığı suçlar nedeni ile Devlet tarafından uyguladığı politikayı savunmakta ve özellikle Filistinli çocukların israil'i şeytan olarak görmelerinden şikayet etmektedir.

 

Buna dayanak olarak da kendilerince yaptıkları istatistiklere göre Batı Şeria'daki gençlerin katıldığı suçların %70-75'i şiddet içerdiği, 2013'te reşit olmayanlarla ilgili 470 dosya açıldığı %54'ü taş atma, %14'ü Molotof kokteyli atmakla ilgili olduğu beyan ediliyor.

Buna göre çocukların karıştığı suçlar nedeni ile çocukların tutuklanmalarını ve işkence görmelerini, sırf bu suçlara teşebbüs ettikleri gerekçesi ile öldürülmelerini de kabul etmeliyiz gibi bir beklenti içerisindedir.

Zira mazeret olarak ileri sürülen eylemlerin hiçbirisi ölümü gerektiren bir suç niteliği taşımadığı gibi örneğin ülkemizde molotof kokteyli atmanın suç olmadığına dair dahi yargı kararları mevcuttur. Kaldı ki suç niteliği taşıması çocuklara yönelik işkence, kötü muamele ve tacize sebebiyet vermemelidir.

Yorum Yaz