Kâmil Kemal Güller

İSRAİL’İN U DÖNÜŞÜ VE TÜRKİYE’NİN GELECEĞİ

Kâmil Kemal Güller

Yıl 1972. O günlerde ABD, Vietnam harbi ve Güney Amerika Kıtası'nda diktaların desteklenmesi nedeniyle dünya çapında protesto ediliyordu. Bu sebepler yüzünden Amerika zor günler geçiriyordu.

ABD Başkanı Nixon, Çin dönüşünde İran'a (Tahran'a) uğrayıp, Şah ile görüştü. Şah'a  bakarak ‘koru beni' dedi Nixon. (Walter Isaacson, Kissinger Biography, New York, 1992 s. 563)

1972 Mayısında, tarihi Sovyetler Birliği gezisi dönüşünde Nixon bir kez daha -Kissinger ile beraber- Tahran'a uğrar.

‘Twin pillar policy' denilen ‘çift mesnetli' politika ile İran'a körfezin güvenliği için nükleer silah harici her türlü silah alımına açık çek (carte blanche) sunar. Kissinger bu teklifin yalan olduğunu söylemişse de, 1979'da Tahrandaki elçilik krizinde ele geçirilen 25 Temmuz 1972 tarihli gizli damgalı yazı, Kissinger'ın yalan söylediğini ortaya koydu.

Eskimeyen kıymetli dostum ve o sırada İran dışişleri ve başbakan yardımcısı olan Dr. İbrahim Yazdı beyin anlattıkları ile yazıdaki bilgiler son derece uyumlu. Hakkında çok az bilgi sahibi olduğumuz ve yıllarca izaha çalıştığımız twin pillar policy meselesi nedir? Kimler vardı, bugünkü durumu nedir?

KİSSİNGER DR. ROBERT DİCKSON CRANE'İ İŞTEN ATIYOR

Dr. Robert Dickson Crane, -daha sonra adı Faruk Abdullah- başkan Nixon'ı İsrail'e karşı Filistin lehine etkilemeye çalışır, aynı zamanda bütün bölgenin korunması için, Suudi Arabistan Kralı Faysal ile birlikte hareket etmesi telkininde bulunur. Bu sayede ABD'ye desteğin artacağını anlatır...

Şayet Nixon, Abdullah'tan etkilenecek olursa İsrail devre dışı kalacaktır. Buna sinirlenen Kissinger, Dr. Robert Dickson Crane'i bakanlıktaki işinden atar.

ŞAH BAŞKAN'LA AYNI FİKİRDE DEĞİL

Şah: “Ben laikim, batılı hayat tarzım var, İsrail ile ticari ve siyasi bağlantım var. Arap âlemi beni kabul etmez” der.

Nixon ‘bunu hallederiz' der.

TARİH TEKERRÜR EDİYOR

6 Ekim 1973'te, ‘Yom Kippur harbi' çıkar fırsatlar başlar. Şah hava sahasını açarak, Sovyetler'in Irak'a ve Suriye'ye silah ve yedek parça getirmesine yardımcı olur. Seyyar hastane kurar, yaralı hastaları Tahran'a tedavi için getirir.

Suudi Kralı Faysal ise askeri taburlarını, Golan tepelerine yerleştirir. Hava sahasını kapatır. Çünkü Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gönüllü Yahudiler, İsrail için savaşmaya geleceklerdir. Şah'ın ise şöhreti artmıştır.

1974 yılında Mısır'a 850 milyon dolar,
Ürdün'e 7,4 milyon dolar,
Fas'a 30 milyon dolar,
Sovyet taraftarı Suriye'ye 150 milyon dolar yardımlarda bulunurlar.

1974 YILINDA OLAN HADİSELER…

Water Gate skandalı, Nixon devre dışı bırakılır.

Ağustos 1974, Suudi Kralı rahmetli Faysal sarayında katledilir.

25 Mart 1975 İran Şah'ı artık yalnızdır.

Deniz Kuvvetleri büyük bir güce sahiptir. Kendini sadece İran körfezinde sınırlı görmez. Suud kralı ve Nixon gitmiş olsa da, bugünkü Somali kıyıları yani Kızıldeniz çıkışına (10'uncu paralel bölgesine) kadar ilerler.

Bu konuları özetle Takvim gazetesinden Ergün Diler beye anlatmıştım. Bu bölgeleri 1981 yılından beri devamlı gezdiğim, derinlemesine bildiğim için ve Somali dışişleri bakanlığında müşavirlik yaptığımdan dolayı detaylarına hâkimim.

ŞAH, İSRAİL'İ TEDİRGİN EDİYOR

Şah'ın bölgeyi kontrol etmeye başlaması en çok İsrail'i tedirgin eder. Zaten Yom Kipur harbiden kinleri vardır Şah'a. Ardından Şah devrilir, yerine Humeyni gelir. Bölge tamamıyla boşalmıştır. İran-Irak harbinde iki taraf zayıflar, İsrail silah satışından büyük paralar kazanır. “One minute” oluncaya kadar etraf bomboştur.

Davos'ta Fransız, İspanyol, İtalyan devlet görevlilerin Türklere söylediği bir şey var: “Bizler söylemek isterdik, siz bizim yerimize açıkça anlattınız.” Bunu bir bakan danışmanı arkadaşımızdan dinledim.

Erdoğan, ‘Mehmet Şimşek kalsın, herkes gidiyor' der, gidiş o gidiştir ama daha büyük bir vazife vardır. Afrika, Somali kıyıları, Hürmüz Boğazı ve 10 paralel Hint okyanusu projesi. Kıymetli Dr. Otto von Habsburg mektuplarından birinde bana şöyle yazmıştı: “Bugün Avrupa Birliği varoluşu Türklerin dâhiyane idaresine borçludur. Bugün Türkiye'nin  tarihi bir misyonu vardır, imparatorluk misyonu vardır. Ama bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nde bunun olacağına inanmıyorum.”

TÜRKİYE'NİN İÇİNDE KÜÇÜK BİR İSRAİL VAR

 Mektubu arşivimizde mevcuttur. Bayrağı Komor adası bayrağı olarak değişen Mavi Marmara konusunu İngiltere'nin Özbekistan eski büyükelçisi Craig Murrey ile de görüştüm. Aynı zamanda BM deniz hukuku İngiltere temsilcisi idi. Craig ‘hiçbir şey yapamayız' dedi. Türkiye içindeki küçük -mevcut- İsrail, işi başka yöne çevirmişti. Raporu yazan İngiltere kraliyet ailesinden olan Katarine de Silva hanımın kocası desmond de Silva. Katarina hanımı çok yakın tanırım. Raporun gerçek yüzünü anlattı. Buna rağmen Türkiye'nin Somali kıyılarında korsanlar gemilerini kaçırdı.

Haldun Kaptan'ın şöyle anlatıyor: “Şöyle kıyıdan 250 mil uzaktayız, korsanlar gemiyi ele geçirdi. Nereden yük aldık, yükümüz nedir, değeri nedir, kaç personel vardır, nereye gidiyoruz her şeyi bu kadar iyi bilen korsan olmaz!”

Asıl hedef; Türkiye'yi Hint Okyanusu'na Musul'a yerleştirmek, Ortadoğu ve Kafkaslarda eski durumuna getirmek. Afrika'da 10'uncu paralel konusunda tam kesin yer edindirmek olmalı. Bu Tayyip beyin gittiği Küba'yı, Venezuela'yı da kapsar. Hayal ve hedefinizi geniş tutmazsanız, başaramazsınız. Başarmanın ilk şartı hayal, hedef, kadro, dünyanın yetişmiş kadrolarını kullanabilmede gizli. Yüksek ideali olmayanlar başaramaz. Mevcut bürokratik zihniyetle bunlar kolay değil.

İSRAİL'DEN ZORUNLU U DÖNÜŞÜ

İsrail'in u dönüşüne bakalım. Çin ile çok içli dışlı olan İsrail, bilinen bir düşman yerine bilinmeyen bir dost edinme sevdasına girdi. Çin'i uluslararası arenada güçlü bir siyasi aktöre dönüştürmek. Son Rusya seyahatimde defalarca ev ve cep telefonundan aramama rağmen eski arkadaşım Prof. Alexander Dugin ile görüşemedim. Daha sonra da savaş uçağı krizi çıktı, ben de Moskova'dan döndüm.

Rusya, Türk inşaat firmalarını kovarak yerine Çinli firmaları yerleştirmek istiyor. Çinlerin hayali ise Sibirya açılımı sağlamak. Rusya'nın Suriye ve İran yani Tahran eksenine  Çin'i de yerleştirmesi İsrail'i çok tedirgin ediyor. İşte İsrail u dönüşünün ana nedeni bu. Bu durumda en güçlü taraf Türkiye ve artık bizim pazarlık hakkımız var. Aynen Şah'ın 1972 deki Nixon'la yaptığı pazarlık gibi.

PETRON GÜVENLİĞİ İÇİN YÜZ MİLYARLACA DOLAR HARCANIYOR

2009 yılında petrol çıkışının güvenliği için harcanan para 215 milyar dolardı. Biz Türkiye olarak katar'a gitmemizin sebebi bu. ama pazarlık Somali gibi olduysa gene bedava iş yaparız. ABD en az 100 milyar dolar koruma parası vermeli ve daha kapsamlı, derin ve stratejik anlaşmalar yapılmalı. O zaman İsrail ile daha rahat konuşuruz. Davos'ta ‘one minute'de ismi geçen arkadaşım Gilad Atzmon'un dediği gibi “İsrail eski İsrail değil, eridi bitiyor, alternatifi dünyada kargaşa çıkarmaktır. Bunu da belli bir zaman daha yapar çöküşü başlar.”

Şimdi pazarlık yapacak nitelikli ekiplere ihtiyaç var. Yoksa Etiyopya'da olduğu gibi tası tarağı toplarız. Dünya üzerinde etkili, bilgili kişilere ulaşma imkânları değerlendirilmeli, kültürel hareketler hızlandırmalı. Uluslararası saygın kişiler ithal edilmeli. Bunu batıda bana söyleyen çok kimse oldu, ancak Ankara'da bunu aktarıp organize edecek muhatap sorunu var. İnşaallah müteakip yazımızda büyük pazarlık imkânı olan Hint okyanusu projesini ele alacağız. Ancak şunu belirtemeden bitirmemeliyim: İsrail ile dağılmış olan beynelminel Yahudi'yi ve Siyonizm'i çok iyi anlamak gereklidir. Parayı takip ederseniz doğru adrese çıkarsınız.

Vesselam

KÂMİL KEMAL GÜLLER - TERCÜMEİHÂL

KÂMİL KEMAL GÜLLER DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  048258

-