18 KASIM 2017 CUMARTESİ

İSRAİL’İN YIKIM GEREKÇELERİ SAFSATADAN İBARET

Suça karıştığı iddia edilen Filistinlilerin ailesinin evinin yıkılması gibi suçun ve cezanın şahsiliği ilkesinin çiğnendiği bir durum mevubahistir. İsrail’in bu uygulama ile suça karışan bir kişinin ikamet ettiği evi kullanılamaz hale getirecek şekilde yıkıma tabi tutmaktadır. Hatta evin içine beton döküldüğü ifade edilmektedir.


İSRAİL’İN YIKIM GEREKÇELERİ SAFSATADAN İBARET

Görüleceği üzere suç işleyenin haricinde tüm ailesi cezalandırılmaktadır. Suçun ve cezanın şahsiliği genel ve tüm hukuk kurumlarınca kabul gören bir ilkedir. Her kişi kendi fiilinden sorumlu olup bu husus aynı zamanda kişisel bir güvence de sağlamaktadır. Yine kişinin özgür iradesiyle meydana getirdiği eylemlerine ya da eylemsizliğine hukuk düzenince sonuç bağlanmasını sağlayan bir güvencedir. Toplu ceza ancak geri kalmış ülkelerde ya da ilkel toplumlarda mevzudur.

Hatta bu hususta Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat dahi. “Ne babalar çocuklarının günahından ötürü ne de çocuklar babalarının günahlarından ötürü öldürülmeyecek. Herkes kendi günahı yüzünden öldürülecek.” (Tesniye 24:16) şeklinde ifade etmektedir. Dolayısı ile kendi devletinin ana kurucusu olan ve bir din devleti kisvesi taşıyan İsrail bu anlamda kendi kitabına dahi aykırı davranmaktadır.

Olasıdır ki Tevrat'ta geçen kurumların ancak Yahudiler için geçerli olduğu ve diğer insanların bu tarz haklara sahip olmadığı inancı ancak bu yıkımlara neden olabilir ki, bu da apaçık bir Faşizm'dir. İlginç olan husus ise son yüzyılda faşizmden en çok olumsuz etkilenen bir kitlenin halihazırda günümüzün faşist uygulamalarına yol veriyor olmasıdır.

Birleşmiş Milletler (BM) İşgal Altındaki Filistin Topraklarındaki İnsan Hakları Özel Raportörü Makarim Wibisono'nun 2014 yılında yapmış olduğu açıklamada da ifade edildiği üzere bu yıkımların sadece uzun süredir işgal altında yaşayan insanlar tarafından hissedilen hayal kırıklığı ve umutsuzluğu arttırarak gelecek için daha fazla nefret ve şiddet tohumları ekeceği ortadadır.

Uygulamanın suçları bertaraf etmediği düşünüldüğünde İsrail'in gerçekte bir suçu önleme gayreti içerisinde olmadığı ve defaatle ifade ettiğimiz üzere İsrail'in bunu amaçlamadığını kabul etmeliyiz. Nihayetinde yıkılan evlerin daha sonra Yahudi yerleşimcilerine tahsis edildiği düşünüldüğünde hem suçlunun cezalandırılması hem de yerleşimcilere yeni alanlar açılması gibi çifte hukuk ihlali mevzudur. (haber.star.com.tr/dunya/bm-israilin-yikimlari-siddet-tohumlari-ekiyor/haber-971578 )

RUHSAT SORUNU 

İsrail, işgâl altında tuttuğu Filistin bölgelerinde ve özellikle Doğu Kudüs'te Filistinlilere bina ruhsatı vermemek için tüm zorlukları çıkarmaktadır. Gerçekte özellikle ruhsat vermemek amacında olduğu uygulamalarından anlaşılmaktadır. Bir Filistinlinin ruhsat alabilmesi ya yıllarca beklemesi gerekiyor ya da bir evin değeri kadar ruhsat bedeli ödemesi gerekiyor.

Ayrıca fahiş değerlerde ruhsat bedeli ödense dahi ruhsat alınmaması da mevzubahistir. Bu halde normalde arsa ve inşaat bedelini ancak toparlayabilen insanların aynı tutarda bir de ruhsat bedeli ödeyemediği için genellikle ruhsatsız şekilde inşaat yapmak zorunda kalındığına dair şikayetler yoğunluktadır. Ruhsatsız şekilde inşa edilen evlerin inşaası tamamlandıktan sonra ( mülk sahibinin tüm harcamayı yapmasından sonra ) yıkım kararı verilmektedir.

Bu iki cezanın uygulanması olmaktadır. Kişinin evi için yapmak zorunda olduğu tüm giderlerin yapılması sağlanarak ekonomik bir kazanç elde edilmektedir. Sonrasında yıkım ile kişinin tüm aile bireyleri ile birlikte evsiz kalması ve nihayetinde ya şehri ( özellikle Kudüs ve çevresi ) ya da ülkeyi terketmesi sağlanmış oluyor. Sadece yeni yapılacak bir bina için geçerli bir uygulama değildir. Örneğin evinin içinde yapacağı hertürlü inşai işlem için ruhsat alınması gerektiğinden örneğin bir duvarının tamir edilmesi ile ilgili dahi sonrasında tüm evin yıkımı ile karşı kalma riski barındırmaktadır.

Halen BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi ( OCHA ) tarafından açıklanan rakamlara göre Doğu Kudüs'te yaşayan Filistin'lilerin üçte birinin evleri yıkım tehdidi altında. (http://www.fussilet.com/index.php?topic=25209.0 ) Binlerce ev hakkında ruhsatsız olduğu gerekçesi ile yıkım kararı verilmiş ve yıkım tehditi taşıyor. Filistinliler Doğu Kudüs'ün sadece yüzde 13 ve Batı Şeria'da sadece yüzde 1'lik inşaat hakkına sahip. Ve bu alanlar zaten büyük ölçüde yapılaşmış durumda. Dolayısı ile ruhsat alınabilmesi mümkün olmadığı gibi inşaat alanlarının da sınırlı olması nedeni ile başvuruların da önüne geçilmek istenmektedir. Sonuçta, Filistinlilere verilen izinler de ihtiyacın çok altında, ve sayısı her yıl düşüyor.

Bu yıkımların yapılması durumunda onbinlerce Filistinlinin evsiz kalması kuvvetle muhtemel. Dolayısı ortada ruhsat almaktan imtina eden bir Filistin halkından ziyade ruhsat vermeyen bir İsrail yönetiminden bahsedebiliriz. Zira yapılan başvurular ya sümen altı durumda ya da küçük mazeretler ileri sürülerek geri çevrilmektedir. Her başvuru için onbinlerce USD harç alındığı ve red nedeni ile insanların mağdur edildiği ortadadır. 2012 yılında yapılan başvurunun %94 ü reddedilmiştir.

(http://www.pressmedya.com/?aType=haber&ArticleID=9794 )

Ocak Sonunda bir gece vakti ziyaret ettiğimiz …. Evine ilişkin yıkım kararı çıkması sonrasında mahkemeye başvurduğunu ve yürütmenin durdurulmasını istediğini fakat daha mahkeme kararı vermeden önce yıkımın gerçekleştirildiğini sonrasında sadece bir duvar haricinde yıkımın durdurulmasına karar verildiğini ifade etmiştir.

hatta yıkım anında çocuklarının da içeride olması nedeni ile bir çocuğunu toprakların arasından çıkardığını ağlamaksızın ifade etmiştir. gözlemlediğimiz tüm haksızlık ve zulüm mağdurlarının ağlamadığı ve artık acının o coğrafyanın olağanı olduğunu burada şahsi olarak ifade edebiliriz. evi yıkılan … da evinin yıkılması sonrasında ağlamayacağını ve şehrini de terketmeyeceğini o soğukta bir çadırın içerisinde net şekilde ifade etmiştir ki, şahsın sekineti karşısında bizler hayrete düştük. Görüleceği üzere muhtemelen sadece evinin bir kısmında yaptığı bir düzenleme sonrasında tüm evinin bir anda yıkılması karşısında evsiz kaldığını söyleyebiliriz.

Kudüs içerisinde Filistin nüfusu oranını %12 lere düşürebilmek için özellikle ikamet sayısını azaltmak ya da sabitlemek gerektiğinin farkında olan İsrail yönetimi ruhsat vermemekte ısrar etmektedir. Bu halde bir Filistin ailesinde çocuğun evlenmesi halinde yeni bir ev temin etmesi için iki ihtimal mevcut. Ya en basit kullanıma sahip bir daire için 1.000,00 - 1.500,00 USD civarında kira ödemek zorunda kalacak ya da ailesi ile aynı evi paylaşacak.

Yeni ev yapmasına müsaade edilmediği ve ruhsat verilmediği düşünülür ise tek seçenek ailesi ile birlikte yaşamak kalıyor. Bu halde Kudüs'ün tarihi sokaklarında bir daireye yaptığımız ziyarette de gördüğümüz üzere bir odada beş kişi yaşamak durumunda kalabiliyor. Ekonomik kazanç dengesizliğinin de orantısal olarak 1/3 oranında olduğu düşünülür ise kaçınılmaz bir yaşam şekli halini alıyor.

Ortalama bir yahudinin yıllık kazancı 25.000,00 USD civarında iken bu Filistin halkı için yıllık ortalama 7.000,00 USD civarında olduğu istatiksel bir veri olarak karşımızda duruyor. Bu durumda kira ödeyemeyecek bir ailenin ancak bir odada aile şeklinde yaşaması gerekiyor. Ya da kolayca Kudüs'ü veya Filistin topraklarını terk etmesi gerekiyor ki, bu husus İsrail Yönetiminin en büyük arzusu gibi görünüyor.6

İsrail 05 Mart 2016 tarihinde bir okul ve 41 Filistinliye ait evin yıkımını gerçekleştirdiği düşünülür ise okul, ev ya da sağlık kuruluşu olduğu fark etmeksizin sadece bir halka ait olması tek sebebi olarak görülen yaşam alanlarının yok edildiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçen sene ziyaret eden avukat arkadaşların raporunda bahsettikleri binaların bu sene yıkılmış olduğunu müşahade ettik.

O raporda yıkım kararı olan evlerin ve bir bölgenin tümden yaşam alanı olmaktan çıkarıldığını gözlemledik. Nihayetinde yakınında bulunan yerleşim alanlarının genişletileceği ya da yerleşim alanları arasındaki yol ve diğer kurumların tesis edildiği ortadadır.

 Bu da tekrar tekrar ifade ettiğimiz üzere işgal altında tuttuğu topraklardaki insanların arazilerine hukuksuz şekilde el koymaktan öte bir anlam taşımamaktadır. İsrail'de işgal ettiği topraklardaki halkların mallarına el koymaktan öte bir durum daha mevcuttur. Sadece işgalci olarak hareket etmemekte ayrıca halklar arasında da ayrım yaparak Neo-Faşizme örnek teşkil etmektedir.

Yıkımlarının sadece ev ve dükkanlardan ibaret olmadığı görülmektedir. Biraz önce verdiğimiz bilgide de görüleceği üzere okul ve sağlık kuruluşlarını rahatlıkla yıkabilmektedir. Yine aynı gerekçelere dayanmakta ve ruhsatsız olduğunu iddia etmektedir. Örneğin eylül 2014 yılında Müslüman vakfa ait bir mezarlıktaki 20 mezarı ruhsatsız olduğu gerekçesi ile yıkmıştır.

Ölüme dahi tahammülü olmayan yönetimin ölüye saygı göstermesi beklenemez. Ayrıca Yahudi cenazelerinin bütünlüğü adına her türlü gayreti gösteren bir din düşüncesi ve devlet sisteminin diğer insanların cenazelerine olan saygısızlığını da yine neden bağlayabiliriz. Neo-Faşizm.

Yorum Yaz

  213706

-