26 KASIM 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

ISSIZ DAĞLARA KONULMUŞ İŞARETLER

Hüseyin Yağmur

Bilmem farkında mıyız? Dağın bizim medeniyetimizde ve kutsalımızda çok özel bir yeri var…

Resulullah kendisine peygamberlik verilmeden önce düzenli olarak Mekke yakınlarındaki Nur Dağına gider burada inzivaya çekilirdi. Şehrin masivasından ve hay-huyundan arınma yeriydi çünkü dağ…

Sonra bir gün gün dağda yüce kitabımız Kuranı Kerim nazil olmaya başladı. Yaradan “Rabbinin adıyla oku!' diye emrediyordu.

Vahyin başlangıcında Hz. Muhammed 40 yaşında bulunuyordu. Tarih, M. 610'du.İlk vahiy, Mekke yakınlarında Nur Dağı'ndaki Hira adlı bir mağarada gelmişti. Hz. Peygamber, kendini dinleme duygusuna bir cevap olmak üzere bu mağaraya gider, burada göklerin senfonisini, bir başka deyimle gökler kadar engin iç dünyasının senfonisini dinlerdi. İlk vahiy, işte böyle bir zamanda gelmişti.

Halbuki Peygamberden önce vahiy dağlara teklif edilmişti de dağlar buna cesaret edememişlerdi. Kuran'ı Kerim'de Haşr Suresi 21.ayeti kerimede bu olay şöyle anlatılıyor: Şayet Biz, bu Kur'an'ı bir dağa indirmiş olsaydık; sen, onun Allah'ın haşyetinden baş eğerek parça parça olduğunu görürdün. İşte Biz, bu misalleri insanlara anlatırız, belki düşünürler.

Kuran'da bir çok ayette dağlardan bahsedilir. Nebe Suresi'nin 7. Ayetinde “Dağları da (Yeryüzünde )birer kazık yaptık”   buyurulmaktadır.

Bu benzetmenin mucizevi yönünü ancak son yüzyıldaki jeolojik bulgulara dayanarak anlayabiliyoruz. Dağların yeryüzünde görünen kısmından çok daha büyük olan kökleri, yerin altında görünmez bir durumda. Dağların yerin altındaki kökleri, dağın görünen kısmının 10-15 katına kadar çıkabilmekte. Örneğin Dünya'nın en yüksek noktası olan Everest Tepesi, yerin 9 km kadar üstündedir, oysa bu noktanın yerin altındaki kökü 125 km civarında.

Kuran'ı Kerim dağların bir başka özelliğini daha haber verir bize. Neml Suresi 88. Ayeti kerimede dağların bu özelliği şöyle anlatılır: Sen dağları görürsün de, onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. (Bu,) her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz ki O, yaptıklarınızdan tamamıyla haberdardır.

Burada da dağların hareket halinde olduğu buyurulmaktadır. Böylece Allahu Teala;Dağların hem birer kazık gibi yeryüzüne çakıldığını hem de bir bulut kütlesi gibi hareket ettiğini bize haber veriyor.

Medine yakınlarındaki Uhud Dağı'nın da dini literatürümüzde özel bir yeri vardır. Uhud Dağı Rasûlüllah Efendimiz'e (s.a.v.) muhabbetiyle bilinir.

Peygamber Efendimiz onun hakkında “Uhud öyle bir dağdır ki, o bize muhabbet eder, biz de ona muhabbet ederiz” (Müslim, Hac, 504) buyuruyor.

Peygamber Efendimiz Ümmetin fesada uğradığı devirlerde dağ başlarında, diğer insanlardan uzakta, ailesini geçindirebilmek için bir miktar koyun beslemeyi uygun görmüştür. Zira otu, suyu bol tenha yerlerde koyunlarını otlatan kimseler, onlardan temin edeceği et, süt, yoğurt, peynir ve yün ile kimseye muhtaç olmadan ve yiyeceğine haram karıştırmadan yaşayabilecektir. Öyle bir zamanda önemli olan bozulmuş toplumun fenalıklardan korunmaktır. Kendisini fenalıklardan koruyabilen kimseler, diledikleri şekilde yaşayabilirler.

Ebu Said el-Hudri'nin rivayet ettiğine göre, bir gün  sahabilerden biri:- Ya Resûlallah! Hangi insan daha değerlidir? diye sordu.

Resûl-i Ekrem (s.a):- "Canıyla, malıyla Allah yolunda savaşan mü'min", buyurdu.

O sahabi:- Sonra kimdir? diye sordu. Resûl-i Ekrem (s.a):- "Dağ aralarına çekilip Rabbine ibadet eden kimse" buyurdu. (Buharî, Cihad 2; Müslim, İmare 122,123).

…………….

Issız dağlara konulmuş ulvi işaretlerin bir kısmını yukarıda zikrettik. Şimdi de bir miktar dağlara konulmuş insan işaretlerinin izlerini sürelim.

Malum olduğu üzere; İbni Haldun toplumları analiz ederken iki kavram ortaya atar. Bunlar, Dağlılar ve Şehirliler'dir. İbni Haldun Dağlıların “Mert, yiğit, hesapsız ve yozlaşmamış” insan toplumları olduğunu, şehirlilerin ise “hırs ve yaşam konforuna  kendini kaptırmış” insan toplulukları olduğundan bahseder.

İbni Haldun “Dağlılar şehre yerleştikten sonra eski özelliklerini kaybederlerse o zaman şehirde kurulan devletin ve medeniyetin sonu gelmeye başlar” iddiasında bulunur.

Yeryüzünde yaşanmış devlet tecrübeleri İbni haldun'un bu teorisini doğrular Çünkü İbni Haldun'un bizzat kendisi Mukaddime'sini dönemine kadar yaşamış 150 Devleti inceleyerek yazmıştır.

Özetle İbni Haldun diyor ki; etrafınızdaki dağdaki işaretlere bakın. İktidarınızın ve devletinizin gücünün hangi noktada olduğu rahatça anlarsınız.

Yada (hala etrafınızda kaldıysa) dağlı dostlarınıza durumunuzu sorun. Onlar size halinizi mertçe, yiğitçe ve hesap yapmadan söyleyecektir.

……………..

Rivayet olunur ki 9.000 metre yüksekliğindeki Himalaya'da 3000 metrede bir mağara varmış. Bu mağaraya dağa tırmanan dağcıların ve bazen dağlıların kar fırtınalarından korunmak için sığındıkları olurmuş. Bu mağarada içinde ateş yanan,  yanında yatak ve döşek olan çok keyifli bir oda  varmış. Mağaraya geçici olarak sığınan bazı dağcıların ve dağlıların dağa tırmanmayı unutarak bu odada vakit geçirmeye daldıkları olurmuş. Mağarada bir odada yaşayan yaşlı bilge bir zat dağcılara ve dağlılara bu odanın zevkü safasına aldanmamalarını bu mağarada konakladıktan sonra dağa tırmanmaya devam etmeleri gerektiğini söylermiş. Bilge'nin sözünü dinleyip de mağarada kısa bir mola verip dağa tırmanmaya devam edenler hedeflerine varırlarmış. Mağaranın sıcak odasında kendini rehavete ve keyfe kaptıran dağcılar ve dağlılar ise zaman içerisinde birer gölge haline gelirlermiş. Mağaradan çıkarken artık kendi bedenleriyle değil gölgeleriyle çıkarlar ve dağın ıssız vadilerinde birer gölge olarak ebediyyen dolaşırlarmış.

Bu günler kar fırtınası günleri. Kış mevsimini yaşıyoruz. Dağdaki binlerce gölgeye zamanında uyarıda bulunmuş bilgeye sormalı. ‘Dağa tırmanışınızın hangi noktada olduğunu' O size mertçe, yiğitçe ve hesap yapmadan söyleyecektir.

……………….

Eski Yunan efsanelerinden birinde bir şahsın cezalandırılmasından bahsedilir. Şahsın cezası şudur: Bir dağın zirvesine kadar bir büyük kaya parçasını çıkarmak sonra dağdan geriye aşağıya doğru atmak. Sonra o kaya parçasını tekrar dağa çıkarmak, sonra tekrar dağdan aşağıya atmak…

Sünnetullah'a uymayarak günlük işlerini ve devlet yönetimini düzenlemeye çalışan şark toplumlarının hali bu Yunan efsanesinde geçen cezalı mahkumun haline ne çok benziyor.

Sünnetullah'a uymadan yönetim kurmaya çalışan şark toplumları bir başka ifadeyle Ümmeti Muhammed,  kan ter içerisinde, yıllarını  ömürlerini harcayarak bir dağın zirvesine bir büyük kayayı çıkarıyorlar. Sonra bir büyük gaflet ve rehavet içerisinde aşağıya kaydırıyorlar. Kendilerinden sonraki birkaç nesil o kayayı tekrar yukarı çıkarmaya çalışıyor. Sonra kaya tekrar aşağı atılıyor. Böyle kısır bir döngü Ümmeti Muhammed'in geleceğini çalıp duruyor.

Yaşadıklarımız acaba Yunan Efsanesindeki Sisifos'un cezası gibi bir ceza mı?

Yıllar önce yaşadıklarımızı yeniden ve tekrar yaşamakla mı cezalandırıldık?

Dağın tepesine çıkardığımız kayayı yeniden tepeye taşımak mıdır cezamız?

....................

Zamane şehirlerinde kayasını her gün aşağıya kaydıran,tırmanmasını unuttuğundan dolayı gölgesi her geçen gün biraz daha uzayan ne çok dağlı var....

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  068084

-