5 ARALIK 2019 PERŞEMBE

Elif Sönmezışık

İSTANBUL SADECE SURETİNDEN SORULMAZ

Elif Sönmezışık

Serçeler sokak aralarına ne çok yakışırlar. Kaldırımda yürürken birkaç adım önünüzde giderler seker adım. Rengi somona çalan tarihî duvarlar önünde, parke taş kaldırımlarda yürürken narinlikleri daha bir seçilir. Onlar bize eşlik etmeyi, bizimle yaşamayı seviyorlar. Ama insanları bu kadar benimseyen bir tür olmalarına rağmen sayıları her geçen gün azalıyor. Bilhassa İstanbul'da, iri kıyım martılarla kargalara bırakıyorlar meydanları.

Serçe sanki taştan şehirler için yaratılmış bir kuş. Ecdat imzalarının azametli gölgesinde ışıklı bir mucize taşıyor gibiler. Bütün imzaları taşa kazılı İstanbul ise küçük, narin ve nazenin ne varsa hepsini koca dişleriyle ezip yutuyormuş gibi bakıyor onlara. Çünkü artık şehir kurmanın ya da geliştirmenin ilk şartı insani yaklaşımı çokça aşan bir görkem hayalinden geçiyor. Onun için günümüz şehirleri, bütün zamanların en büyük ve ulaşılmaz gücünü simgelemek için yarışıyor.

İstanbul'un kaderi, yalnızca büyüklükle ya da bıçak sırtı bir güzellikle sınanmaktan ibaret değil. Sayısız geleneği ve kültürü bir araya toplamak onun işi. Her şeye kolayca ulaştıran konfor, hız, moda, hareketlilik ve bolca kalabalık vaat ediyor. Bunlar ve daha fazlası yüzünden, durmaksızın mıknatıs gibi çekiyor kalabalıkları. Üst dokunun çeşitliği ve zenginliği tartışılamaz elbet. Fakat yanı sıra karmaşayı, düzensizliği ve geçimsizliği de getiriyor. Birbirine geçmiş yaşantılar müdahil durumları, aykırılıkları ya da düşmanlıkları da tetikleyebiliyor. Böylece öfke ve saldırganlık bir şehir klasiği olarak görülmeye başlıyor.

Herkesin heybesinde kendi hayatı var. Heybeye İstanbul çeşitliliği giremiyor. Böyle durumlarda şehir, hep kapı ya da mahalle dışına itiliyor. Tanımlanabilen tek tip bir İstanbulluluk yok artık. Çünkü kalabalıklaştıkça maddi kıymet kazanırken, kimlik ve maneviyat kaybına uğruyor.

İster kabul edelim ister etmeyelim, İstanbul odaklı ve bitmek bilmeyen ticari ve mimari hareketlilik dünyayı da cezbediyor. Dış ve iç yatırımları kendine çekiyor, ekonomik hareketlilik getiriyor. Ama kültürel kimlik ve suret sorunu, büyük kalabalıların düzensizliğini tetikliyor. Şehir, ekonomik gerçeklerle tarihî ve kültürel kıymetlilik idealizmi arasında bir tercihe konu oluyor. Oysa dünyanın odağında bulunan hiçbir şehrin bu ikisinden yalnızca biri ile yetinebildiği görülmez. Bir metropol, insanı merkeze alan, ulaşımı ve günlük hayatı kolaylaştıran konfor yanında, varoluş kronolojisiyle de hayatın parçasıdır. Yani tarih mirası müzeci bir titizlikle muhafaza olurken, büyük kalabalıkların hayatını idame ettirecek endüstriyel, ekonomik ve teknolojik imkânlar sunar. İstanbul'un dikkat çeken sorunları da, olanı muhafaza ile kalabalıkların hayat müdafaası arasındaki sıkışmışlığının yanında, tarih mirasının ve şehir zarafetinin, endüstri, ekonomi ve teknoloji kıskacındaki durumudur.

İstanbul'da ecdat değerlerinin muhafazası ile insan ihtiyacı arasında bir dengenin kurulmasına nicedir ve ne çok ihtiyacı olduğu Tanzimat'tan bu yana devam eden suret macerasına bakıldığında anlaşılan bir mesele. Fakat şehir yalnızca suretinden sorulmaz. Sokak sokak yaşanır, anlaşılır, anlatılır. İnsanı yetiştirenin aileden sonra muhit olduğundan yola çıkarsak, İstanbul'un çok parçalı kültür dokusundan yansıyan muhit belirsizliğinde nasıl bir insan profil çizileceğine dair kesin bir yargıda bulunmak imkânsız. Tıpkı şehrin tanımında olduğu gibi…

Tarihî mekânların, binaların ve alanların daha fazla silikleşmeden, şehrin beton grisi sislerinin altında ezilmeden birer anıt olarak yaşatılmasının ve İstanbul'u insan mizacıyla bütünleyecek bir noktaya taşıyacağının anlaşılması zamanıdır.

Uzak geçmişimizin belgelenmesi ve anlatılır hale gelmesi konusunda son zamanlarda uyanan gayretlerimizin yanında, geçmişimizin yitiklerine dair hüsranlarımız ve telafi edemeyeceğimiz ihmalkârlıklar var. Her biri bugünkü şehirlilik krizine temel teşkil eden boşluklar. Ve artık bu ihmali devam ettirmemek için eskisinden daha çok sebebimiz bulunuyor.

Yaşanabilen şehir, hem nefes alınan hem de seyredilen şehirdir. Tarihî mekânları ayağa kaldırmak adına son on yılda çok ciddi adımlar atıldı, böylelikle köhne ve pejmürde mekânlar sanki yeniden dirildi. Bütün bu çabaya rağmen İstanbul'un şehir imzasının göğe vuran cami siluetinden gökdelen konvoyuna dönüşüyor olması, kimlik buhranlarından yeterince ders çıkaramadığımızın, gözü ve kulağı besleyen unsurların millet omurgası oluşturmada ne derece önemli olduğunu iyi kavrayamadığımızın bir sonucu belki.

Kuşlara saray yapan bir cetten bugüne ne çok şey geldi geçti… serçelerden belli. Geri kazanmak yine bizim işimiz. Birkaçımızın ya da bazılarımızın değil, hepimizin işi…

Yukarıdaki satırlar, geçtiğimiz hafta Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nde gerçekleşen, AK Parti İstanbul Çevre Şehir ve Kültür Başkanlığı ve TYB İstanbul Şubesi'nin işbirliği ile yapılan şehir ve kültür politikalarına ilişkin ilk çalıştayda cümlelerimize sığdıramadıklarımızdı. Önemlilerin altının çizilmesi adına son derece verimli bir alışveriş oldu. AK Parti Çevre, Şehir ve Kültür Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İsmet Uçma, millî miras ve kültürel yeterlilik adına dile getirilen bütün endişelerin değerlendirileceği konusunda hepimize umut verdi, sadra şifa sözler söyledi.

Bunca çaba boşa gitmeyecektir elbet. Yeter ki, hayal ettiğimiz şehirlere kavuşma umudumuz hep diri kalsın…

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  702918

-