Hüseyin Yağmur

İSTANBUL’UN İŞGALİ VE MÜTAREKE GÜNLERİ

Hüseyin Yağmur

Bugün; Bundan 98 yıl önce cereyan etmiş İstanbul'un işgalini ve bu işgal vesilesiyle gelişen olaylara göz atacağız.

Osmanlı İmparatorluğu ve İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Anlaşması ile I. Dünya Savaşı'nın bu ülkeler arasında sona erdiğinin ilan edilmesinin ardından, 13 Kasım 1918'de Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul işgal olundu. 13 Kasım 1918'de başlayan işgal, yaklaşık beş yıl sürdükten sonra  6 Ekim 1923'te sona erdi.

İstanbul'un Beş Yıl Süren İşgali ve İngiltere ve ABD'nin ‘İstanbul Devleti' Projesi

6 Kasım'da Boğazlar silahsızlandırılmış,7 Kasım'da işgal güçleri Çanakkale Boğazı'ndan geçerek İstanbul'a ulaşmıştı. 13 Kasım 1918'de müttefiklerin 55 parçalık gemilerinden İstanbul'a binlerce asker çıkarıldı.465 yıllık başkente ilk kez yabancılar askeriyle giriyor, millet esaretle tanışıyordu.

Verilen söze rağmen işgal donanması gemilerinin içinde Yunan savaş gemileri de vardır.Karaya 470 İtalyan, 540 Fransız, 2600 İngiliz askeri çıkarılıp kilit noktalara yerleştirilir. İstanbul, denizden ve karadan fiilen işgal ettiler.İtilaf devletleri, bütün devlet binalarını ve karakolları denetim altına aldılar.

İşgal altındaki İstanbul yıllarında, şehrin geleceği konusuna odaklanan İngilizler ve Amerikalılar, Çanakkale ve İstanbul Boğazlarını kontrol altına alabilmek için "Bağımsız bir İstanbul" projesi üzerinde zemin yoklar, çeşitli çalışmalar yaparlar.

Prof. Dr. Hakan Özoğlu'nun tesbitlerine göre;İşgalin resmileşmesinin üzerinden 5 ay gibi kısa bir süre geçmesinin ardından İngiliz üst düzey yönetimi, İstanbul'un ayrı bir devlet olarak yapılanması fikrini tartışıyordu.

Dönemin ABD İstanbul Başkonsolosu Bie Ravndal'ın da Washington'a gönderdiği 2 Aralık 1918 tarihli raporda  ise 'Osmanlı'nın Taksimi' haritası dahi yer alıyordu.

Paris'te İngiliz Başbakanı Lloyd George'un otel odasında, İngiltere Dışişleri Bakanı Earl Curzon, Bonar Law, Lord Birkenhead ve Hindistan'taki İngiliz yönetiminin Dışişleri Bakanı E. S. Montagu'nun da katıldığı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda, Osmanlı Devleti'nin Avrupa topraklarından çıkarılması ihtimaline karşı bir proje üretilerek İstanbul'un ayrı bir devlet olması tartışıldı.

Bu projeye göre kurulacak İstanbul Devleti'nin sınırları, Avrupa yakasında Marmara Denizi ve Enos-Midis (veya Çatalca) hattı arasında olacaktı. Anadolu yakasında ise Boğaziçi'nin Şile-İzmit hattının batısı, bu devletin sınırları içinde kalacaktı. Çanakkale Boğazı'nın da İstanbul Boğazı gibi bu yeni devlete dahil olması öngörülmüştü.

Amerikalı ve İngilizlerin sınırları neredeyse birbiri ile çakışan bağımsız bir İstanbul bölgesi üzerinde çalıştıkları hatta projelendirdikleri anlaşılmaktadır. (Özoğlu,2015)

O Dönemin Gazetecilerinden Ahmet Emin Yalman da ABD'nin bağımsız ‘İstanbul Devleti' projesini Hatıralarında şöyle anlatır:

İngiltere bir aralık şöyle garip bir teklif atmıştı:İstanbul'da ayrı bir devlet kurmak ve devlet başkanlığına Birinci Cihan Harbi yıllarında büyük başarılar gösteren Herbert Hoover'i getirmek. Hoover bu teklifi alınca bilmediği bir şey için evet yada hayır diyemeyeceğini söylemiş, ilk adım olarak bazı uzmanların konuyu incelemesini istemişti.İşte Kurtuluş Savaşı yıllarımızda Anadolu'ya gelen ‘General Harbold Heyeti' bu amaçla Türkiye'ye gelmişti.(Yalman,1997:277)

Üzerinde bir süre çalışılan bu projeden; ABD'nin İstanbul'da bir devlet kurmak istediği ve başına  da devlet başkanı olarak o sıralarda bir misyoner yardım teşkilatının başkanlığını yapan Herbert Hoover'i getirmek istediği anlaşılmaktadır.

Süleyman Nazif'ten  ‘Kara Gün' Yazısı

İstanbul'un işgal günleri tahammül edilmesi çok zor gün ve anlara sahne olmaktadır.Dönemi anlatan hatıra kitaplarında bu anlamda hüzün ve  ızdırap içeren çok sayıda ifadeye şahit olunur.

Hıfzı Veldet Velidedeoğlu bu şahitlerden biridir:Yabancı Emniyet Kuvvetlerinin, yabancı askerlerin İstanbul sokaklarında devriye gezdiği, Türklere, özellikle genç Türk hanımlarına söz attıkları, Rumların Beyoğlu sokaklarında Yunan bayraklarıyla taşkınlıklar yaptıkları o acı günleri hiç unutamam. (Velidedeoğlu,1977:122)

Sonradan Anadolu'ya geçecek Binbaşı Hüsrev Gerede de bir başka acıya şahitlik etmiştir:

Bir İngiliz Subayının Divanyolu yokuşunu inen çıkan arabaları düzene sokma bahanesiyle fesli insanlara vurmuş, Ahmet Emin Yalman ve  Falih Rıfkı Atay gibi gazetecilerimiz de bu kırbaçtan paylarını almışlardı. (Gerede-Önal-2003:22)

İşte tüm bu gelişmelerin tesiriyle Süleyman Nazif  9 Şubat'ta Hadisat Gazetesi'nde İstanbul'un işgalini anlatan ‘Kara Gün' başlıklı bir yazı yazdı. Türk milletinin böyle bir işgali yaşamadığını ve bunu kaldıramayacağını söyledi.

1_12_2

İstanbul'da Milli Mücadelenin Başlaması

Anadolu'daki Kuvayı Milliye çalışmalarının ardından bir süre sonra İstanbul'da milli kurtuluş hareketi başladı.İstanbul'daki kışlalardan Anadolu'ya gizlice silah gönderilmeye başlanıldı. İstanbul'da işgali protesto eden Halide Edip Adıvar'ın kurtuluş mitingi büyük yankı uyandırdı.

Meclis-i Mebusan'ın Açılması ve Misakı Milli

Damat Ferit Paşa'nın istifası üzerine, 3 Ekim 1919'da kurulan Ali Rıza Paşa kabinesi, kurulur kurulmaz, 9 Ekim 1919'da yayınladığı bir kararname ile, Meclis-i Mebusan seçimlerinin yapılacağını açıkladı.Seçimler sonucunda, Meclis-i Mebusan 12 Ocak 1920'de ilk toplantısını yaptı.

12 Ocak 1920'de toplanan Meclis-i Mebusan, 28 Ocak 1920 tarihindeki gizli oturumunda Misak-ı Milli kararlarını aldı ve kararlar bütün mebuslar tarafından imzalandı. 17 Şubat 1920 tarihli oturumunda da bu kararın basında yayınlanması ve bütün yabancı parlamentolara bildirilmesi kararlaştırıldı.

O sırada Anadolu'da bulunan Mustafa Kemal Paşa da bu son Osmanlı Mebusan Meclisine mebus olan seçilen şahıslardan biridir.Rauf Orbay başta olmak üzere bazı dostlarına yapılacak başkanlık seçimlerinde kendisinin Meclisi Mebusan Reisi olarak seçilmesini tembih eder.Ancak evdeki hesap meclise uymaz.

Meclise Trabzon mebusu olarak katılan Binbaşı Hüsrev Gerede, yaşananları şöyle anlatıyor:

31 Ocak 1920: Meclisi Mebusan'da başkanlık seçimi yapıldı.Üçüncü turda seçimi salt çoğunlukla Reşat Hikmet bey kazandı.Mustafa Kemal Paşa kendisinin başkan seçilmesini istemişti. Meclis'te üyeler arasında durumu yokladık. 20 kişiden fazla oy alamayacağımızı anlayınca aday göstermenin tehlikeli olacağı düşüncesiyle vazgeçtik.(Gerede-Önal-2003:173)

İngilizlerin İşgal Politikaları ve Saldırıları

İngilizlerin işgal ettikleri İstanbul'da yaptıkları ilk faaliyetlerden biri 145 Türk devlet adamı, subay, idareci ve aydını Malta adasına sürgüne göndermeleri olmuştu.

Tutuklama ve sürgünler, Mart 1919'da, Irak cephesinden çekilişi yürütmüş Ali İhsan Sabis Paşa ile başlamış ve Ekim 1920'ye kadar sürmüştü. Seçilen isimler, işgale karşı direnişi organize edilebilecek kadronun ve liderlik potansiyeli gösterebilecek şahıslardan oluşuyordu.

Müteakiben İşgalciler mevcut hükümeti hedef aldılar.Üç Müttefik Yüksek Komiseri adına Fransız Yüksek Komiserliği'nce Sadrazam Ali Rıza Paşa'ya 20 Ocak 1920'de verilen bir nota ile, sadece Harbiye Bakanı Cemal Paşa'nın değil, Genelkurmay Başkanı Cevdet Paşa'nın da istifası istendi. Ertesi günü Paşaların istifası Yüksek Komiserlere bildirildi.

Gelişmelerin istedikleri gibi gitmemesi üzerine 15 Mart'ta Yüksek komiserler ve işgal polisi şehri ablukaya aldı. Letafet Apartmanı'nı basarak 8 Türk'ü şehit ettiler. Müteakiben Harbiye Nazırı Cemal Paşa'nın evi basıldı. Harbiye nezareti, İngiliz General Shuttleworth kontrolüne verildi.

16 Mart 1920 günü sabah 05.45 sularında İngiliz askerleri araca bindirilmiş iki birlik halinde Beyazıt Direklerarasında bulunan Şehzadebaşı 10. Kafkas Tümenine bağlı karargah birliği karakoluna geldiler.Askerlerin uyuduğu koğuşa giren İngiliz askerleri karargah bölüğü erlerinden beşini ateş açarak öldürdü, onunu yaraladı.

‘Halikarnas Balıkçısı' lakaplı Cevat Şakir Kabaağaçlı o kasvetli günleri şöyle anlatıyor:

Kasvetli bir günün şafağında, yabancı kuvvetler bir karakolda yatmakta olan silahsız günahsız askerleri uykularında süngüleyerek öldürdü. Şehre adeta bir kabus havası çöktü.Taşkışla'yı işgal eden yabancı kuvvetler, yokuştan çıkanları vuruyor ve sonra koşup soyuyorlardı. Gün geçmiyordu ki yabancı kıtalar şehirde geçit resmi yapmasınlar. Liman, yabancı savaş gemileriyle doluydu. İkide birde olur olmaz sebeplerle, hatta ortada hiç bir sebep yokken bile, sert ve hoyrat bir tavırla, şehirlilere, «Unutmayınız ki, mağlup bir milletsiniz» denirdi. (Kabaağaçlı,1971:13-14)

İstanbul'da bir terör  ve baskı politikası izleyen İngilizler,son olarak Meclisi basarak milletvekillerinin bir kısmını tutuklayıp, bir kısmını sürgüne gönderdiler.

İtilaf Devletleri'nin zabitleri, 16 Mart 1920'de Londra'nın talimatı üzerine Meclis-i Mebusanı bastılar. Albay Kara Vasıf Bey ve Rauf Bey İngiliz askerleri tarafından tutuklanıp Malta Adasına sürgüne gönderildiler.

Ertesi gün sıra Edirne mebusları Mahmut ve Şeref beylerle İstanbul Mebusu Numan Efendi'deydi. Bunları başka tutuklamalar izledi.

Meclis-i Mebusan bu olaylar üzerine ‘Fiilî işgal, hukuki işgal hâline de dönüşmüştür. Özgürce tartışma ve karar alma imkânı kalmamıştır. Bu sebeple çalışmalarımıza ara veriyoruz' kararı verdi.

Sonraki Dönemin Dahiliye Nazırlarından Hilmi Uran, bu tarihi baskın olayını şöyle yorumluyor

Nihayet işgal kuvvetlerinin tasallut planı meclise kadar uzandı ve meclise gelip isimlerini verdikleri birkaç mebusu alıp götürmek istediler. Bunların arasında Rauf Orbay da vardı. Rauf Bey o sıralarda Ankara'da kalan Mustafa Kemal Paşa'nın meclisteki mümessillerinden biriydi. Rauf Bey'e arkadaşları tarafından kaçması teklif edilmişti. Herhalde kaçabilirdi de. Fakat kaçmadı ve kaç teklifini yapan arkadaşlarına, hatırımda iyice kalmış olduğuna göre,“Ben şimdiye kadar düşmandan kaçmadım” cevabını verdi. Aşağıya indi, teslim oldu, götürdüler. (Uran,2007:116)

Ahmet Emin Yalman da Rauf Orbay'ın tavrıyla ilgili tarih kitaplarında yer almayan bir başka önemli ayrıntıya yer  verir:

O dakikada Sivas'ta kurulmuş olan Milli Hükümetin başlıca temsilcisi sıfatıyla İstanbul'da Rauf Bey bulunuyordu. Rauf bey ve arkadaşları 16 Mart işgalinin hazırlandığını günlerce önceden haber almışlar ve bunu Sivas'a bildirmişlerdi.Mustafa Kemal Paşa, Rauf Bey'e Osmanlı Bankası vasıtasıyla iki bin lira yol harçlığı göndermiş ve “Kaç,gel” emrini vermişti.Fakat hadiselerle karşı karşıya bulunan Rauf Bey,Meclis kapanmadan İstanbul'dan ayrılmayı mahzurlu görmüş, Anadolu'da hazırlanacak hareketin selameti için kendini feda etmeyi ve Malta'ya yollanmayı göze almaya karar vermişti.(Yalman,1997:472-473)

Bu tarihi kırılmanın ardından Mebuslardan bir kısmı da kaçarak Anadolu'ya geçti ve bağımsızlık mücadelesine katıldılar.

İşte o günlerde Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi Şeyhi Ata Efendi tarihi bir role imza attı.

Şeyh Atâ'nın asıl hizmeti, Anadolu'ya geçecek kişileri Tekke'de ağırlaması idi: Feyzi Çakmak, İsmet İnönü, Mehmet Âkif, Halide Edip, Adnan Bey.. Hep Özbekler Tekkesi'nde misafir edilerek, münasip tarzda kaçırılmışlardı.

Harrison Armstrong ‘Yeni Türkiye Nasıl Doğdu?' Kitabında İstanbul'daki “Özbekler Tekkesi'nin şeyhi olan Atâ Efendi'yi tevkif ettik.Çünkü sonradan hayretle öğrendik ki, İstanbul'dan Ankara'ya, kara yoluyla insan ve malzeme kaçırmaları buradan tanzim edilmektedir. Bu yolun devamınca başlıca konaklama yerleri camiler, mescidler, tekkeler ve benzeri dinî müesseselerdir” diyordu. (Aktaran:Kabaklı,1989:101)

3_1

Esaret Altındaki İstanbul'dan Manzaralar

Dört yıl savaşın her türlü acı ve ızdırabını yaşayan İstanbullular için şimdi bir de beş yıl sürecek yabancı işgali dönemi başlamıştı.Bu yokluk günlerinde  İstanbul'da kötü yönetim zirveye çıkmış insanlar varlık ile yokluk arasında mücadele vermeye başlamışlardı.

Prof. Dr. Hakan Özoğlu, İstanbul'un o zor günlerini Amerikalı diplomatların raporlarından naklediyor:

26 Aralık 1918 tarihli rapor, İstanbul'a gönderilecek Amerikalı diplomatlara bilgi mahiyetinde yazılmış bir doküman. Raporda şöyle deniliyor:

Halkın çok büyük bir çoğunluğu sefalet içinde... Enflasyon, savaşın başladığı zamana göre yüzde bin artış göstermiş durumda... Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının üzerinden beş hafta geçti. Şu ana kadar henüz büyük bir bulaşıcı hastalığa rastlanmadı ama şehir çok kirli.

İstanbul'da su, elektrik, tramvay ve şehir hatları servislerinin verilebilmesi için yaklaşık 1200 ton kömüre ihtiyaç vardır. Almanlar yakın zamana kadar şehre günde 300 ton kömür gönderiyordu ama savaş bittikten sonra bu durdu. Zonguldak'ta Osmanlı ordusunun disiplini altında çalıştırılan kömür madencilerinin çoğu savaştan sonra işi durdurdu. İstanbul'daki kömür stokları hemen hemen eridi. Geçen Kasım ayında (1918) üç haftalık bir süre ile şehre elektrik verilemedi. Suyun da şehre ancak günde birkaç saat verilebildiğini anlatan Heck, şehrin sokaklarının bu yüzden temizlenemediğini anlatıyor.

Fowle'un raporunda da başka tesbitler yer alıyor: "Boğaz'daki vapur seferleri de kömür eksikliği yüzünden düzenli yapılamıyor. Kömür bulup sefer yapan birkaç tekne ise tepeleme dolu ve çok tehlikeli seferler yapıyor ama şu ana kadar henüz kaza olmadı. Trenler de bu krizden nasibini aldı ve seferlerin çoğu yapılamıyor. Bunun neticesi olarak da Anadolu ve Trakya'dan getirilen tahıl gibi önemli gıda maddeleri şehre ulaşamıyor. Bu da şehirdeki kıtlığın ve enflasyonun önemli sebeplerinden biri."  (Özoğlu,2015)

O günlerin İstanbul'unu anlatan en çarpıcı  gözlemlerden biri Tarık Zafer Tunaya'ya ait.Tunaya o günleri ve o günlere ait insan manzaralarına şöyle şahitlik ediyor :

Mütareke İstanbul'unda birkaç tip insan vardır. Birinci tip, büyük çözülmenin rüzgârından bir zafer havası çıkaran yabancılar ve onlarla işbirliği eden azınlıklardır. Bunlar arasında kendilerini öyle kabul edenler de vardır. Yabancılar büyük kentin yaşamına egemendirler. Askerlere evlerin bir iki odası ayrılacak, “umumi vasıtalarda” bedava gidip geleceklerdir. Mondros adasına yolcu edilen heyetin uğurlandığı gün Beyoğlu bayram etmektedir. Mağaza vitrinleri yabancı ve Yunan bayraklarıyla donanmıştır. Herkes sarılıp öpüşmekte, göğüslerini İngiliz, Fransız kokartlarıyla donatmaktadır. Başkan Wilson'un “Prensiplerine” Rumca Neologos gazetesi bir karikatürü ile yeni bir yorum getirmektedir: Wilson'un attığı toptan çıkan gülle Venizelos şeklinde Ayasofya Camiinin kubbesinin üstüne oturtulmuştur. Gazeteler Rumca başlıklarının altındaki Türkçe ismi kaldırmış, Rum okullarında Türkçe dersleri kaldırılmıştır. (Tunaya,1989:7)

 

BİR SONRAKİ YAZI: VELİAHT ABDÜLMECİT'İN TBMM TARAFINDAN HALİFE SEÇİLMESİ

                                            

                                                            KAYNAKLAR

Gerede Hüsrev-Önal Sami,(2003)Hüsrev Gerede'nin Anıları,İstanbul:Literatür Yay

Kabaklı Ahmet,(1989), Temellerin Duruşması, İstanbul: Türk Edebiyat Vakfı Yay

Kabaağaçlı Cevat Şakir,(1971),Mavi Sürgün, İstanbul:Remzi Kitabevi

Özoğlu, Hakan,(2015),İşgal Altındaki İstanbul,Elceziretürk,16.3.2015

Tunaya Tarık Zafer, (1989),Türkiye'de Siyasal Partiler, Cilt: 3, İstanbul: Hürriyet Vakfı Yay

Uran Hilmi, (2007) Meşrutiyet, Tek Parti, Çok Parti Hatıralarım, İstanbul: İş Bankası  Yay.

Velidedeoğlu Hıfzı Veldet, (1977), Anıların İzinde, İstanbul:Remzi Kitabevi.

Yalman Ahmet Emin(1997),Yakın Tarihte Gördüklerim ve Geçirdiklerim, İstanbul:Pera Yay

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  645100

-