26 KASIM 2020 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

İTTİHATÇILAR İMPARATORLUĞU NASIL BİTİRDİLER?

Hüseyin Yağmur

Balkan Savaşı, dört Balkan devletinin kurduğu ittifak ile Osmanlı Devleti arasında oldu. 8 Ekim 1912'de Karadağ'ın, 17 Ekim'de Bulgaristan ve Sırbistan'ın ve bir gün sonra da Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etmeleriyle başladı. Osmanlı Devleti'nin Balkan devletleri ile mücadelesinden faydalanan Arnavutluk, 28 Kasım 1912'de bağımsızlığını ilan etti.

Arnavutların Osmanlı Devleti'nden ayrılması, uzun süren kötü yönetime İttihatçıların katkılarıyla ortaya çıkmış, İttihatçıların kötü yönetimi adeta yangına benzin dökmek gibi olmuştu.

İttihatçıların uyguladığı politikalar İmparatorluk Topraklarının Osmanlı'dan ayrılması ile neticelenmiş ve toprak kayıpları artarak devam etmiştir.

Devlet-i Aliyye'nin Balkan topraklarında İttihatçıların icra ettiği hoyratça uygulamalar, söndürülmesi mümkün olmayan intikam fitillerini ateşlemişti. Dirayetsiz kişiler sırf İttihatçı oldukları için Arnavutluk topraklarına gönderilmişti. Bu idareciler buralarda mahallî değerleri dikkate almadan icraatlar yapıyorlardı. “Arnavutluk'a gönderilen Cavit Paşa, Arnavut İslam ulemasına “Sizin sakallarınızı yolacağım papazlar!” (Şemsi,1995:26) diye hitap ederken ne kadar büyük nefret tohumları ektiğinin farkında bile  değildi. 

11 Mart 1911 de Meclis-i Mebusan'da Arnavutluk mebusu İsmail Hakkı Bey'in tokatlanması ise bardağı taşıran son damla olmuştu.

Dönmemin şahitlerinden Mehmed Selahaddin Beyin naklettiğine göre; Arnavutlar,  Hakkı Paşa kabinesinin büyük hataları sonucu olarak  (Arnavut halkından silahlarını toplamak, güya ıslahat yapmak gayesiyle Arnavutlar tehdit edilip, muhalefetteki mebuslarını mahvetmek için İttihat ve Terakki tarafından bölgede sıkıyönetim ilan edilip hapsedildi, idam edildi, işkencelerle öldürüldüler) silahlarını ellerinden almak gibi hareketlerle, onları susturduklarından, İttihatçılara düşman olan Arnavutluk halkı münasip bir zamanda cemiyetten intikam almak sevdasına düştüler. (Selahaddin,1989:47)

Dönemin bir başka şahidi, Manastır Eski valilerinden Ahmet Reşid Rey Bey İttihatçıların yaptıklarını şöyle anlatıyor: Bütün bunlar her tarafta ve bilhassa Arnavutluk'ta hoşnutsuzluk yarattı. Halkı yıldırmak için derhal Arnavutluk'a sefer açılarak Rumeli'de düşmana karşı devletin ilk müdafaa kalesi olan Arnavutluk yakılıp yok edildi. (Rey,2007:40-41-42)

Fakat tahammül hususunda anlayışı diğerleri kadar geniş olmayan Arnavutlar bu son saldırıyla taştılar. Âlimler derler ki kabahati kabahatle örtmeye çalışmak fena bir siyasettir, sonunda sahibini mağlup ve rezil eder. Fakat İttihad ve Terakki reisleri böyle düşünmediler. Arnavutların cüretkârane şikayetlerini kanlı bir darbeyle susturma yolunu seçerek Arnavutluk seferini açtılar.

Arnavutluk'ta isyan çıkması üzerine Arnavutları cezalandırmak için toplarla mitralyözlerle donanmış bir büyük kuvvet gönderilip Kuzey Arnavutluk baştanbaşa vuruldu. Birçok kan döküldükten ve Posta ve Telgraf Nazırı Talat Bey'in mecliste bir Arnavut mebus Priştine'den bahsederken "Orası bitti" demesinden de anlaşılacağı üzere, memleketler yakılıp yıkıldıktan sonra halkın dönüştürülmeye çalışılması kötü bir garipliktir. (Rey,2007:178-179-180)

Arnavutluk topraklarını böylesine kötü bir yönetimle elimizden çıkaran İttihatçılar aynı kötü yönetimin bir başka benzerini hatta daha fazlasını Arap topraklarında uygulayarak bu toprakların da Osmanlı'dan çıkmasına vesile olmuşlardır.

Dönemin Halep Valisi Hüseyin Kazım Kadri yaşadıklarını ve gözlemlerini şöyle anlatır:

(….) Aynı zamanda temin-i adaletle bu rabıtayı teyid teşyid etmek mümkün iken İstanbul'dan Suriye'ye gönderilen cahil ve zalim memurlar, bî-pâyan gaflet ve dalâletleriyle ve gadr u i' tisaflarıyla halkı dinden, imanda ettiler ve hükümetlerinin esbab-ı zeval ü inkırazını da hazırladılar. (Kadri,2000:140) 

(….) Cebel-i Lübnan mutasarrıfı olan Ali Münif Bey, Nafia Nezareti'ne tayin edildiği için, İstanbul'a gitmişti. Aradan bir hayli vakit geçtiği halde yerine kimse gönderilmemişti. Zaten Ali Münif Bey vazifesini ihmal eder ve zevk u safasıyla meşgul olurdu. Hatta bir defa yedi gün ortadan gâip oldu ve mutasarrıfın nerede bulunduğunu kimse bilemedi.

Cemal Paşa o sırada Beyrut'a gelmişti. Vali Azmi ve Suriye valisi Tahsin beylerle beraber, Azmi Bey'in evinde üst kattaki bir odada oturmuşlardı. Suriye'ye gelen İttihat ve Terakki kâtib-i umumisi Mithat Şükrü Bey de orada idi. Ben de Veli Çelebi ile beraber, paşayı ziyarete gitmiştim. Bizi de yukarıya aldılar. Evin alt katı, arz-ı hulûs için gelen züvvarla dolu idi. Tahsin Bey, "Cebel'e henüz bir kimseyi göndermediler; halk açlıktan kırılıyor. Ahalinin iaşesini düşünecek kimse yok.

Bari yazsanız da kimi gönderecek iseler bir an evvel tayin etseler...” dedi Ve bu ihtarına karşı Cemal Paşadan; "Cebel halkının açlıktan geberip gitmeleri, bizim arayıp bulamayacağımız bir saadettir. Varsı gebersinler; biz de onlardan kurtulmuş oluruz!” cevabını aldı.

Bir aralık Cemal Paşa'nın, fukaraya çorba ve ekmek tevzi ettirmiş ve işe de bazı Hıristiyan ailelerine mensup adamları memur etmişti. Paris'te çıkan Tan Gazetesinin eline geçen veya suret-i mahsusada kendisine gönderilen bir nüshasında; ”Suriye halkının Cemal Paşa tarafından, açlıkla imha edildiğini bahisle, ileride bunun kendisinden sorulacağı!” yazılmıştı. Paşa'nın birdenbire tebdil-i fikr u meslek etmesi ve fukaraya karşı rahîm u şefik görünmesi de buna mebnî imiş! Fakat o vakte kadar olan olmuş, ölen ölmüş ve Beyrut'un kumlukları Lübnan köylülerinin ecsâdıyla dolmuştu. (Kadri,2000:149-150) 

Cemal Paşa'nın Suriye'deki diktatörce yönetim tarzı Arap topraklarının Osmanlı Devleti'nden kopması için adeta katalizör görevi görmüştü.

 

Murat Bardakçı, bu vakıayı şöyle anlatır: Türkiye'nin dışlanmasının iki sebebi vardı: Lâik olması ve Cemal Paşa'nın Birinci Dünya Savaşı senelerinde yaptırdığı idamlar... Lâik Türkiye, Arap dünyasının gözünde ‘İslâm'dan uzaklaşmış bir Türkiye' demekti. Bütün bunların üzerine Âliye Divan-ı Harbi'nin verdiği kararları, yani Cemal Paşa'nın Arap dünyasının önde gelen aydınları ile politikacılarını 1915'te ve 1916'da Beyrut'ta ve Şam'da idam ettirmesinin de unutulmamasını ilâve edin... Yargılananlar arasında Arap dünyasının önde gelen aydınları, gazeteciler ve Osmanlı Parlamentosu'nun Arap üyeleri de vardı. Çoğu idama mahkûm oldu ve önce 1915 Ağustos'unda Beyrut'ta, ertesi senenin Mayıs'ında da Şam'da asıldılar. Yakalanamayanlar da gıyaplarında idama mahkûm edildiler ve başta mahkûmların aileleri olmak üzere, binlerce Arap sürgüne gönderildi. (Bardakçı,2010)

Cemal Paşa, tıpkı diğer İttihatçı yöneticiler gibi adam öldürmeyi bir yönetim biçimi olarak uyguluyordu. Binbaşı Ali Fuat Erden'in Hatıraları bu anlamda hüzünlü ayrıntılarla doludur.

(…) Divan-ı Harb,  20 Arap İhtilalcisinin evrakını göndermiş Cemal Paşa derhal onaylanması için emir yazılmasını emretmişti. Aralarında mebuslar, subaylar ve gazeteciler vardı. Hukuk Müşaviri Vassaf Bey, "Aylarca süren bir yargılamanın yüzlerce sayfa tutan evrakını tetkik etmek için en az bir haftaya ihtiyaç olduğunu" söylemiş. Ancak Paşa Hazretleri sahip olduğu özel kanundan aldığı yetki ile hükümleri onaylayıp uyguladı. (Erden,2003:327)   

(…) Mahkumların yarısı Şam'da, yarısı Beyrut'ta asıldılar. Aynı akşam Cemal Paşa'nın evlilik yıldönümü imiş. Dışarıda yüz adım ötede yüzleri sararmış, asılı adamların sallandıkları darağaçları, içeride sarı kayısı güllerinin mestedici kokularının yoğunlaştığı gülistan. Asılmışlar ve güller… (Erden,2003:332)       

(…) Gazze Müftüsü ve oğlu, ellerinde bavul Gazze'den çıkıp çöle giderlerken tutuklanmış, Mısır'a kaçmaya teşebbüs ettiklerinden dolayı, cezalandırılmak üzere orduca Harp Divanına verilmiştiler. Divan-ı harb, "Ordu kumandanının kanaatini en kuvvetli şehadet ve delil " sayarak Müftü efendiyi ve oğlunu idama mahkum etmiş, baba oğul Gazze kapısında idam edilmişlerdir.(Erden,2003:343)    

Yüzbaşılıktan, ‘Ordular Başkumandanlığı'na gelen Enver Paşa ile yine yüzbaşılıktan ‘4 Ordu Kumandanlığı ve Bahriye Bakanlığı'na getirilen Cemal Paşa ve telgraf memurluğundan ‘Sadrazamlığa'(Başbakanlık)yükselen Talat Paşa, sadece İmparatorluğu batırmakla kalmamış, aynı zamanda Galiçya'da, Kafkaslar 'da, Sina'da Gazze'de ve Filistin ile Yemen ve Sarıkamış'ta İmparatorluğu bitirmişlerdi. (Akdoğan,2011:229)

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  804480

-