Elif Sönmezışık

İYİLEŞMEK

Elif Sönmezışık

Yeni nesillerin iyilik bahsini nasıl algıladığı ve onların algılarını doğru esaslara oturtacak modellerle yeterli bağ kurup kuramadıkları meselesi, devamlı problemlerimizden biri. Önce kendini düşünme ve bu düşünmeyi tekillik üzerinden gerçekleştirme, dünyayı dolduran bütün nesilleri kuşatıyor artık. Yalnızlık demiyorum, tekillik diyorum; çünkü yalnızlık hâlâ korkutucu bir durumsa da “önce kendini düşünme” bahsinde bir yalnızlaşma yokmuş ve hiç olmayacakmış gibi bir tekillik kandırmacası var.

Birkaç yıl önceydi. Eğitim ve öğretim dönemine binaen değişen disiplin yönetmeliğinde hayli ilginç kurallar gündeme geldi. Ortaöğretimi kapsayan değişikliklerde, ek yasaklar getirilmişti: “Kişilere, arkadaşlarına ve okul çalışanlarına sözle, davranışla veya sosyal medya üzerinden hakaret etmek, paylaşmak, yayınlamak veya başkalarını bu davranışlarla kışkırtmak. Bilişim araçları veya sosyal medya yoluyla eğitim öğretim faaliyetlerine ve kişilere zarar vermek. Millî ve manevi değerlere, genel ahlak ve adaba uygun olmayan, yanlış algı oluşturabilecek tutum ve davranışlarda bulunmak.” Bu gibi davranışlar, bir ila beş gün arası okuldan uzaklaştırma gerektiriyor.

Okullar için geliştirilen disiplin kuralları ve bunların uygulama ekseni hepimizi ilgilendiriyor. Hayati önemine rağmen -bazı istisnalar dışında- gündeme kolay kolay taşınmıyor. Biz genelde medyaya yansıyan iki tür habere aşinayız: Ya eğitimcinin öğrenciye yönelik fizikî/sözlü şiddeti ya da öğrencinin eğitimciye fizikî/sözlü şiddeti.

Zaman zaman dehşet görüntüleri paylaşılıyor. Dolayısıyla ilgili birimler “harekete geçiyor.” Kamuoyu baskısından ötürü istisna cezalar uygulanıyor. Bir de göremediklerimiz, bilemediklerimiz var. Gündeme gelmeyen bir diğer gerçek de öğrenciler arasındaki şiddet. “Güçlü”nün “zayıf”ı ezmesine bahsinin mikro gerçeği meselesi… Sıklıkla kulağıma çalınan ise eğitimcilerin çoğu kere çözüm bulmada pasif ve ilgisiz kalması.

Kontrolsüz dijital yayılıma, şiddet içerikli oyunlara, videolara, her türlü görsel ve yazılı paylaşıma terk edilmiş çocuklar… hepimize tanıdık geliyordur bu manzara, zira etrafımızda bolca var. Gizli ya da açık şiddetle mayalanan çocukluğun ergenliği, gençliği, yetişkinliği ve yaşlılığı hangi akıbetlere gebedir?

Diğer taraftan ailelerin çocuklarını her merhalede hunharca rekabete teşvik ediyor olması, sanal dünya üzerinden kazanma fikrine de sempati oluşturuyor, sanal dünya gerçek dünyayı olumsuz beslerken devamlı rekabet etme empozesi de çocuğu sanala itiyor.

“Maruz” kalmadan dahi insan kolayca kötülüğe meyledebilirken kötülüğün kışkırtıldığı ortamları soluyoruz. İyileştiriciler azalıyor, zayıflıyor, umursanmıyor.

Şiddet önce fikirde başlıyor ve manevi alanı istila ediyor. Sonra kişinin durumuna göre türlü eylemlerle açığa çıkıyor. Böylece en basit yolla sanal ortama psikolojik şiddet taşınıyor. Üstelik ortaöğretim çocuklarının sosyal medya üzerinden “okul arkadaşlarını aşağılamasına” yasaklama gerektirecek kadar ileri gitmiş. Bir bakmışız ki üçüncü sayfalara sığmayan şiddet ve cinayet gündemlerimiz çoğalmış. Üstelik bunlar sadece kadınların başına geliyormuşçasına bir medya yönergesi devreye girmiş. Sanki dünyada savaştırılan, çalıştırılan, katledilen çocuklar yokmuş, işgal mahallerinin önde gelen suçu tecavüz ve insan kaçakçılığı değilmiş, sanki işgal esirleri hallerinden çok memnunmuş, şiddet de tecavüz de kadın-erkek ayırırmış gibi…

Bu yıkıcı selin önüne geçmenin yollarından biri, dünyada artan her tür şiddeti, galeyanı, infiali, zorbalığı, yalnızca kadın mağduriyeti üzerinden konuşmayı reddetmektir. Çünkü şiddet meselelerini küçültmekten, kadın dışı şiddeti küçümsemekten, kör noktaları çoğaltmaktan, işgalleri ve üçüncü dünya ülkelerini boğan iç savaşları haklı çıkarmaktan, Batı'nın şiddet yaygınlaştırıcılığı göz ardı etmekten başka hiçbir işe yaramıyor.

Artık kurallar/kanunlar da bilişim unsurlarının kötü kullanımına karşı bir tedbir oluşturmak amaçlı bu güncellemeler de hem çaresiz hem mecburi.

Ortaöğretim düzeyinde kötü alışkanlık, çetecilik vb. birçok engellenmesi güç zararları konuşmaktayız yıllardır. Öyle ki, iyi ve kötü muhit diye bir ayrım da yok artık. Kötülüğü seçersiniz ya da seçmezsiniz. İyilik ve iyi insan olma fikrinin her haneye akışını sağlayacak kaynaklar da kurudukça bu gelecek on yıllara ne yapacağı belirsiz sinsi alışkanlıkları kestirmek güçleşiyor.

İyilik reklam ya da propagandayla anlaşılacak, idrak edilecek bir şey değil. Kötünün karşısına koyabileceğiniz bir şey olmadıkça da karşıtsızlıktan doğan boşluk, toplumun homojen yapısından ötürü kolaylıkla yine kötülükle doluyor. Çocukların oyun ve sosyal medya alışkanlıklarının gerisinde birbirinden farklı aile yapıları olması da bunu doğruluyor. Hangi minvalde eğitim alırsa alsın, ahlaki bakımdan sağlam bir altyapısı olsa da internetin zararlı dünyasından kendini kurtaramıyor.

Yukarıya çözümsüz, sorularla dolu bir tespit yığını bıraktık. Aliya, kanunlar çoğalmasının bozuluşa işaret ettiğini söyler. Görünen o ki yanılmamıştır. Ama bozuluşa ve kötülüğe teslim olunamaz. Fakat insan canlılar arasında en güçlü ve en dirençli olandır. Kötülüğe meyletse de iyileşmeye dair içinde daima bir cevher taşır. İyileşme ise, kalpte başlar, akılla yol alır. Öyleyse, içimizi kirletenlerden el etek çekmek, hepimize iyi gelir.

Ne zamanki avareliği bırakıp hayatını güzelleştiren, güzel düşündürenlere demir atarsa insan, zaten iyileşme başlamış dem demektir.

***

Künye: İyileşmek; mastar olup iyi duruma gelmek; hastalıktan kurtulmak, sağlığı yerine gelmek anlamlarına gelir. (TDK Türkçe Sözlük)

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  348762

-