9 ARALIK 2019 PAZARTESİ

Elif Sönmezışık

KADİM TERKİBİ YAŞAMAK

Elif Sönmezışık

İnsanlığın babası Âdem Aleyhisselam'ın çekirdek ailesi, insan fıtratına dair numunelerin ilk hâllerini barındırır. Birbirine hasım ve hısım olan herkesin aynı babadan dünyaya geldiğini en güzel Kur'ân-ı Kerim'deki kıssalar anlatır.  

Hz. Âdem'in (as) soyağacı, dallanıp budaklanarak genişlemiş ve bugün havsalayı aşan bir tarihçe ortaya koymuştur. İnsanlık, uçları sonsuza dek açılacakmış gibi duran bir yelpazeyi andırır. Onun için dünyada, bütün zamanların en kalabalık hâlini yaşıyoruz.

Keşifler ve türlü gelişmeler de insanlık tarihinin seyri gibi. Hayatın her alanı, hayata katılan her değer ve bilgi de sanki parçalanamaz oluncaya dek bölünerek çeşitlenmeye yönelen bir organizmayı andırıyor.

Bundan iki yüzyıl önce tıp alanında birkaç tür hekimlikten söz edilirken bugün yüzlerce alt başlığa ayrılan uzman hekimlikler söz konusu. Ancak bu bile çağın sorunlarını anlamak için zaman zaman yetersiz kalıyor.

Bu çeşitlilik her alanda. Ziraattan gıdaya, astronomiden kimyaya, jeolojiden morfolojiye, makineden elektroniğe, düşünceden sanata, uzay bilimlerine dek saymakta zorlanacağımız kadar çok alan, hızla genişleyen binlerce alt kola sahip.

Bilgi bir ihtiyaç ve hayatta kalabilmek için lazım olan ne varsa rehberlik ediyor. Dolayısıyla bilginin parçalanarak çoğalışı, hayatın bütün kademelerine aksediyor. 

Peki bunca karmaşayla nasıl başa çıkıyoruz? Yenileri hazmedemeden daha yenileri geliyor. Üstelik bu çoğalmışlık betonarme mantarlar gibi. Hem çok ihtiyacımız olduğundan hayatımıza dâhil oluyor hem de ayak bağına dönüştüğünde fazladan olduğu hissediliyor.

Tek kanallı televizyonlardan binlerce kanallı ekran ünitelere geçişimiz gibi…

Vaktiyle birkaç alan üzerine kurulu akademik kürsülerde, kelimeleri çoğalan alt dallarda uzmanlık geliştirme zorunluluğu getirilmesi gibi…

Yeni alanlar yeni kritikleri, yeni bakış açılarını, yeni eleştiri biçimlerini ve hayatın içindeki seyrinin gözetilmesini zorunlu kılıyor.

Bundan yüz yıl önce ihtiyaç sayılmayan birçok şey ihtiyaç kabul ediliyor.

Elektronik cihazların ve akıllı telefonların yaygınlaşmasının eğitime, beslenmeye, ticari hayata hatta suç biçimlerine getirdiği değişim gibi…

Gıda mühendisliğinin kimyasallarla el sıkışmasından bu yana GDO denilen illetin neredeyse her eve girmesi gibi…

İnsan, ömrü boyunca ferdî anlamda ve imkânlar elverdiği ölçüde tekâmül ederken; insanlık da dünya ömründe vadedilen süresini tamamlamaya âdeta çabalıyor. İnsan tekil olduğunda hayatla alışverişini kendi içinde işleyip -fıtratına uygun ya da değil- bir terkibe dönüştürürken; insanlık ise tıpkı bilginin süreci gibi zaman geçtikçe çözülüşe koşuyor.

Toplum hayatında ortak paydaların azalması, insanların birbirine benzemeyişinden değil üstelik. Birbirinin tıpatıp hayatlarda bile bir arada olma ve ortak yönleri keşfetme fikri giderek külfete dönüşüyor.

Aynı dili konuşan insanlar başka başka olduklarını düşünerek konuşamaz oluyor.

Hayatın her unsuru canlı ya da cansız ayrışmaya meyilli. Mükemmeli aramak ve yaşamak için yeni çareleri kovalamak, ilk anda öyle görünmüyor olsa da çözülüşe sürüklüyor.

Bilginin, insanlığın ve insani değerlerin önce ayrışıp sonra parçalanışını, internet çağı gelip çatıncaya kadar kavramamız mümkün olmadı. Çünkü dünyanın bir ucundayken diğer ucunda neler olup bittiğini bilmek imkânına bu denli sahip değildik. İnternet öncesi iletişim araçları bir kurgu ya da biçimlendirilmiş vakalar üzerinden bir dünya “gösterisi” sunuyordu. İlk elden olan biteni görmüyorduk.

Şimdi profesyonelliğe alt eden amatör aktarımlar sayesinde, parçalanmaya dair görülmedik pek az şey kaldı.

Kadim toprakların, milletlerin, fikirlerin, ortak inançların parçalanışına şahit oluyoruz.

Tasarlanmış kıyımlar için yapılan meydan savaşları yerini teröre bıraktı. Büyük kitlelerin gözle görülür vuruşmaları değil, zaman zaman yalnızca makinelerle yönetilen sinsi saldırılar sözkonusu. Ve yalnızca silah ya da patlayıcılarla yapılmıyor.

Bilgi parçalandı, çoğaldı. Ama insanlığın parçalanışı, teröre her gün daha fazla alan açıyor ve neredeyse bu kıyımı normalleştiriyor.

İnternet en güçlü terör aracı. Sosyal medya en güçlü terör mecrası.

Bu durumda çocukların, gençlerin hatta yetişkinlerin zihnini hırpalayan, değerlere duyarsızlaştıran her meta terör silahı.

Çünkü ayrışmada ve çözülüşteyiz. Bu çözülüş bizi savunmasızlaştırıyor.

Zerrelere ayrılmış bir dünyada kişinin kendi içinde uzlaşması bile zor artık.

Terörü toplum vicdanında hak ettiğini en dip noktada konumlandırmak ve başa çıkabilmek, hem ferdî hem de toplum olarak bütünleşmekle; bütünleşmek ise, bütünün yaradılışını tanımakla ve kadim terkibi yaşatmakla mümkün.

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  979461

-