Lütfi Bergen

KADINLARIN MEHİR HAKKI

Lütfi Bergen

Şükrü Şirin'in makalesinde de ifade edildiği üzere (m-h-r) kökünden türeyen ‘el-mehru' kelimesi lügatte; nikâh akdi ile erkeğin kadına ödediği şey olarak tarif edilmiştir. Mehir olarak verilen mal sadâk, nihle, atiyye, farîda, ücra, ukr, saduka, alâik gibi farklı isimler altında da ifade edilmiştir. Fıkıh kitaplarında kullanılan bu kelimelerin pek çoğu bu manada Kur'an-ı Kerim'de geçmemektedir. Mehir kelimesi de Kur'an'da geçmemekle beraber konuyla alakalı hadislerde sıkça kullanılmaktadır (Şirin Şükrü, İslâm Hukukunda Mehir Davaları, Marife Dergisi, Yıl: 15, Sayı: 2, ss: 298-319, Kış 2015: 298).

Mecelle'de mehrin kavramlarına yer verilmiştir:

Mecelle madde 365: “Mehrler, iki tarafın birriza tayin ve tesmiye edib etmemeleri itibarile mehri müsemmâ ve mehri misil kısımlarına ayrılır. Tesmiye edilen mehrler de tamamen veya kısmen tacil veya tecil edilebileceği cihetle mehri muaccel ve mehri müeccel kısımlarına ayrılır.”

Mehir kadına nikâh öncesi veya nikâh anında verilirse mehri muaccel, takdimi bir vadeye bağlanmışsa mehri müeccel olarak isim alır. Nikâh akdi sırasında; taraflar arasında miktarı tesbit olunan mehire mehri müsemmâ, miktarı belirsiz kalmışsa mehri misil olarak adlandırılır. Kadın ve erkek evlenmeye karar verdiklerinde mehir miktarını belirlemelidir. Mehrin üst sınırı yoktur. Mehir belirlenmemişse mehri misil takdir edilir. “Nikâhta asıl olarak kabul edilen mehir miktarı, mihri misildir. Herhangi bir şeyin kıymeti, onun aslına ve benzerine bakılarak tespit edilir. Mehrin tesmiye edilerek belirlenmesi, eşler arasında kararlaştırılan ve aslın takdiri olan bir miktardır. Şayet ihtilaf nedeniyle tesmiyenin varlığı sabit olmamışsa, bu durumda asıl olan mehri misile dönülmesi gerekecektir” (Şirin, 2015: 306).

Mehir, başlık parası uygulamasıyla karıştırılmamalıdır. Kadının mehirle sahip olduğu mal veya parasal kıymet kendi tasarrufuna ait bir mülkiyet hakkı olup onu dilediği gibi harcayıp yedinde tutabilir. Mehir, evlenen kadının ailesine verildiği takdirde kadın evlenmenin satım akdine benzetildiği iddiasıyla kendisine mehrin teslim edilmediğini, evlilik hukukundan doğan alacağının ödenmediğini, mehrin kendisine ödenmesini ileri sürebilir. Kadın almış olduğu mehir karşılığında herhangi bir çeyiz hazırlamak mecburiyetinde değildir. Kur'an, mehrin bizzat evlenecek kadına verilmesini istemiş, kadının kendisini muhatap almıştır. Başlık parası uygulamasında para veya mal kadına verilmemekte, muhatap olarak kadının velisi kabul edilmektedir. Bu uygulama nedeniyle başlık parasının bir “satım bedeli” olduğu söylenebilecektir.

Hanefi mezhebine göre evlenilen kadına mehrin verilmemesi şart koşularak nikâh yapılması halinde nikâh sahih ise de mehir, dinî bir hak olduğu için bu şart geçersiz sayılır ve mehri misile hükmedilir.

Erkeğin kadına verdiği hediyeler mehirden sayılmaz. Ancak erkek kadına mehre mahsup edilmek üzere mal, ziynet, para verir, masraf yaparsa bu mehirden sayılır. Yüz görümlüğü zifaf (gerdek) öncesi, damadın, gelinin duvağını açarken, geline verdiği hediyedir. Mehir sayılmaması gerekir. Düğün gecesi takılan altın ve diğer maddi değerler için gelin ve damadın baştan anlaşmaları şarttır. Damada takılanların damadın ve geline takılanların geline ait olması adalet gereğidir. Çünkü örfe göre bu takılar gelin ve damadın ailesinin daha önce kendi hısım, akraba ve dostlarına taktıkları takıların (borcun) iadesidir. Düğünde geline/damada takılan bir altın nedeniyle ebeveyni takı sahibine aynı değerde maddi kıymeti borçlanmış sayılır. Nikâhın ilanı evlenecek kadın ve erkeğin akrabalarına ve özellikle anne-babasına, kardeşlerine duyurulması şeklinde yapılır. Kadının velisiyle hareket etmesi evlilik ahkâmından doğan haklarını savunmak açısından menfaatinedir.

Evli çiftlerin birlikte yaşayacakları evin donatıları (yatak odası takımı, beyaz eşya, salon eşyaları, mutfak gereçleri, vs) mehir sayılmamak gerekir. Eşyalar onu tedarik ederek evde ortak kullanıma tahsis eden tarafın mülkü sayılır.  Evlenecek çiftlerin nikâh öncesinde “mal ayrılığı sözleşmesi” yapmasının kadının mehir hakkıyla uyumlu bir uygulama olacağı açıktır.

Hukukumuzda 01 Ocak 2002'den itibaren yürürlüğe giren 4721 sayılı Medeni Kanunun 202. Maddesi gereğince yasal mal rejimi olarak Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi kabul edilmiştir:

TMK Madde 202: Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır.

Diğer taraftan eşler mal rejimi sözleşmesi yaparak evlilik rejimini değiştirebilir. Kanaatimce kadınların mal ayrılığı rejimini seçmeleri, mehir haklarını hem kendi ailelerine hem de damat adayına kabul ettirmesi ilerde yaşanabilecek hak kayıplarını önlemek adına hayati değerdedir. TMK, mal ayrılığı rejimini kabul etmektedir:

TMK Madde 242: Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur.

İslamcı kadının evlenirken mehir hakkını gündemine almadığı, erkekten beklediğini bulamamaktan doğan mağduriyetler yaşadığı söylenebilecektir. Kadın hakları talepleri mağduriyetlerden beslenmektedir. Cihan Aktaş'ın kitabına da yansıdığı üzere İslâmcı kadınlar İslâm'ın nikâhla kadına tanıdığı maddî hakları düşünmemişlerdir: “Evli olmak ne demektir, hiç düşünmeden evlenmişim meğer (…) İslâmî evlilik yapmak istemiştim ya gerisinin önemi yoktu. Mehrim beş altın, bir de Kur'an-ı Kerim oldu. Meğerse mehir olarak yüz altın, beş yüz altın isteyenler de varmış” (Aktaş Cihan, Üç İhtilal Çocuğu, Nehir Yayınları, 1991: 64-65).  İslamcı kadınların ailelerinden habersiz, mehirsiz evlenmeleri mağduriyetlere sebebiyet vermiştir: “Düğünümde gelinlik giymek istememiştim (…) Zaten gelinliğimle mürüvvetimi görmeye tutuşan bir annem de yoktu ki” (Aktaş, 1991: 49). Oysa Osmanlı asırlarında gayr-ı Müslim kadınlar dahi İslâmî nikâh kıyarak mehir taleplerini kayda geçirmişlerdir: “Ağustos 1676 tarihli 18 Numaralı İstanbul Şeriyye Sicili'ne ait bir kayıtta, Samadis kızı Gül ile Kirkor oğlu Kızıl adlı Ermeni kadınla erkeğin şer'i kaideler çerçevesinde altı bin akçe mehr-i müeccel karşılığı nikâhlandıkları kaydedilmiştir.” (Esra Yakut, Klasik Dönem Osmanlı Aile Hukukunda Kadının Konumu, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c: 1, s: 1, 2015).

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  912288

-