Hasret Yıldırım

KADİR MISIROĞLU’NUN TRABZON LİSELERİNDEN YETİŞENLER DERNEĞİ MEVZUU -1

Hasret Yıldırım

Üstad'a saldırıp ahlaksızca iftira atanların, Kadir Mısıroğlu “Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği'nden ihraç edilen ilk ve son kişidir” ve “Dernek paralarını kendi hususi işlerinde kullandı” iddialarına karşı cevabı, Üstad'ın kaleminden, yorum yapmadan naklediyoruz. Gerisi, az da olsa vicdan sahibi olanların insâfına kalmıştır…

Tayyip beyin Üstad Kadir Mısıroğlu'nu, “vefâ ve kadirşinaslık” göstererek hastanede ziyaret etmesinin ardından kopan fırtına, dinmeden devam ediyor. Her gün yen'i bir haberle mâlum cenah “kudurmuş gibi” saldırıyor. Bu saldırıların birçoğu, masa başında hazırlanıp birkaç hakiki bilgi ilâvesiyle, “salata gibi” efkârıumumiye'ye takdim ediliyor. Bunlardan bir tanesi de, Cumhuriyet Gazetesi'nin kurgulayıp servis ettiği, Kadir Mısıroğlu'nun “Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği'nden ihraç edilen ilk ve son kişi olması” ve “Dernek paralarını kendi hususi işlerinde kullandığı” iddiası…

Üstadın düşmanları öyle acemi ki veya Mevlâ bunları öyle bir şaşırtıyor ki; ne dediklerinden de, ne uydurduklarından da haberleri yok! Hâlbuki bahse konu olan mevzuu Kadir Mısıroğlu sohbetlerinde naklettiği gibi, hatırat kitaplarında da tüm teferruatıyla yazmıştır. Biz bugünkü makalemizde, bu hatıratlardan birinden iktibâs yaparak, direkt Üstadın ağzından (yorum yapmadan) hâdisenin cemâzîyelevvelini nakledeceğiz. Belki, bu aklıevvellere bir ibret olur da, bundan sonra bir haber uydururken, az da olsa araştırma yaparlar…

ÜSTAD'IN, TRABZON LİSELERİNDEN YETİŞENLER DERNEĞİ İLE TANIŞMASI

Ertesi sene Fakülte başladığında hemşehrim Adnan Topsakal ile Lâleli'de bir ev kiralamış oturuyorduk. Adnan, Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği îdare heyetinde idi. Bir pazar günü bu derneğin kongresi varmış. Adnan'ın zorlaması ile oraya gittim. Kongre açılınca kendimizi gâyet gergin bir kavga ortamının içinde bulduk. Görünen oydu ki, Trabzon'un merkezinden olan gençler, kazalardan gelen arkadaşlarına karşı bir cephe kurmuşlardı.

Trabzon'da bizim mezun olduğumuz liseden mâdâ bir de "Ticâret Lisesi" vardı. Bu bakımdan merkezden olanlar umum kazalardan gelenlere hemen hemen eşit sayıda idiler ve daha ziyade Ticaret Lisesi mezunlarıydılar. Hesaplara itiraz ediyor ve maddî suistimal iddiasında bulunuyorlardı.

Gerginliğin had safhaya vardığı bir anda söz alıp konuşmaya mecbur kaldım. Uzun ve yatıştırıcı bir konuşma sonunda hesapları tetkik için bir komisyon teşkili ile kongrenin bir hafta sonra tekrarlanmasına karar alındı. Ancak bu bir hafta dâimi bir münakaşa ile geçtiğinden ben de taraflardan birinin mensubu haline geldim ve onların listesinde yer aldım.

Ertesi hafta tekrarlanan kongrede seçimler yapıldı. İki liste vardı. Ortaya karma bir netice çıktı. Bende kazananlar arasında idim. Ağırlık bizim listede idi. Benden kıdemli olan Adnan Topsakal başkan oldu. Ancak denilebilir ki, bütün bir yıl, sürüp gelen ihtilâf ve münâkaşalarla geçti. Bu da hepimizde bir inatlaşmaya sebep oldu.

 

ÜSTAD'IN, TRABZON LİSELERİNDEN YETİŞENLER DERNEĞİ BAŞKANI OLMASI

Ertesi yıl, karma bir idâre heyeti seçildi. Yine ağırlık bizdeydi. Bu defa Adnan girmemişti. Bu yüzden başkan ben oldum.

Cemiyetin Soğanağa Nur Sokak'taki yurdu kira ödeyemiyordu. Tahliye talebiyle mahkemeye verilmişti. Talebenin ödediği ücret, çarkı döndürmeye yetmiyordu. Pek çok ödeyemeyenler de vardı. Bir şeyler yapmak ve müesseseyi kurtarmak gerekiyordu. Diğer taraftan üzerimde iç ihtilâfların da tahriki vardı. Bundan dolayı cemiyetin işlerine yüklendikçe yüklendim ve bu yüzden Fakülte'deki başarılı talebeliğim gölgelendi. Bunda aşağıdan yukarıya parlak bir talebe olarak gelmem de rol oynadı. Şöyle ki;

ÜSTAD KADİR MISIROĞLU'NUN ŞAHSİYETİNİ HULÂSA EDEN BİR HADİSE

İkinci sınıfta, Haziran imtihanlarında medenî hukuktan sözlü imtihanına giriyordum. İmtihan önce yazılı, sonra sözlü idi. Hocamız da Prof.Dr. Bülent Köprülü idi. Tam beni karşısına aldığı anda yanına bir başka hoca gelmiş, O'nunla sohbete dalmıştı. Yanındaki asistan bana bir sual sordu. Bu, hocanın sene içinde yetiştirip anlatamadığı bir bahistendi. Borçlar hukukunda "takas dermeyan edilemeyen borçlar" dedi. O anda hoca yanına gelen ahbabıyla konuşuyordu.

Asistan'a: " —Burası anlatılmadı ve biz buradan mes'ul değiliz!.." demedim. Zira ders iki kitaptı. Biri "Borçlar" diğeri de "Miras "tı.

Kendime fazla güvendiğim için: " — Öteki sualinizi sorun!.. Bunu bilmiyorum!.." dedim. Ben miras hukukundan bir sual beklerken asistan yine aynı yerden bir sual daha sordu. Bilmiyorum kasıt var mıydı?!. Bu asistan sonra Prof. olan Sâim Üstündağ'dı.

Âdet, sözlü imtihanda iki sual sorulmasıydı. Önümüze fotoğrafımız yapışık el içi kadar bir kâğıt korlardı. Hoca aldığımız notu ona yazar, imzalar ve kaleme verirdi. O kâğıdı hışımla hocanın önüne atıp ayağa kalktım.

Bülent Köprülü arkadaşı ile konuşmayı keserek: " — Ne oldu?!. Ne oldu?!." dedi. " — Hiç!.." dedim. "İki sual sordu, ikisini de bilemedim!.." Sonra muhâveremiz şöyle devam etti.

" —Olamaz!.. Senin kâğıdın (yani imtihan evrakı) fevkalâde!.. Ne sordu sana?"

" — Hocam ne sorduğu değil de nereden sorduğu mühim!.."

" — Nereden sordu?"

" — İki sualin ikisini de Borçlar Hukuku'nun anlatamadığınız ve bizi mes'ul tutmadığınız son bahislerinden!.."

" — Otur, otur, ben sana bir sual daha soracağım!.."

" — Hocam, soracağınız suali muhakkak bileceğim. Ama ne yazık ki, asistanınızın sorduğu ve cevapsız kalmış sualleri hesaba katarak bana zar - zor bir orta vereceksiniz. Ben bu dersten, orta değil, pekiyi alacağım!.. Zararı yok!.. Ekimde gelirim!.." deyip pat pat emin adımlarla salonu terkettim. Ertesi günü Devletler Umumî Hukuku imtihanı vardı. O hırsla ona da girmedim. Nasıl olsa Ekim'e kalmıştım.

Ekim'de de bakınız ne aksilik oldu.

Hayatımda spora hiç alâka duymamış olmama rağmen denizde yüzmeye bayılırdım. Kumkapı sahillerinde kiralık sandallar olurdu. Bir sandal alır, Marmara'ya açılır, temiz sularda yüzerdim. Ekim imtihanlarından önce yine böyle yapmıştım. Biraz fazla açılmışım. Fırtınaya yakalandım. Sandala hâkimiyetimi kaybettim ve akıntıya kapılıp saatlerce Tekirdağ taraflarına sürüklendim. Bir kum motoruna rastlamasaydım, âkıbetim meçhuldü. Kum motorunun yedeğinde İstanbul'a geldiğim zaman akşam olmuş ve hava kararmıştı.

Bu mâcerâda üşütmüş bir hafta, on gün hasta yatmış ve bu yüzden imtihanlara girememiştim. İşte bu hâdise hayatımda bir dönüm noktası oldu. Ertesi sene aynı sınıfta okumak, boş kalmak demekti Bu da benim Trabzon Liselerinden Yetişenler Derneği'ndeki faâliyetlere daha hızlı bir sûrette dalmamın diğer bir sebebi oldu.

TRABZONLU SİYASÎLER VE ZENGİNLER, ÜSTAD'LA ALÂKADAR OLUYORLAR

Önce cemiyetin mevcud davâyı kaybetme tehlikesine karşı "Yurt kapanmasın!.." diye bir komisyon kurdum. Sonra Trabzonlu zenginleri Karaköy'de Liman lokantasında topladım. Trabzon mebuslarını dâvâ ile alâkalanmaya imâle ettim. Bunlardan merhum Selâhaddin Karayavuz (D.P.) Bey'den ve büyük dâvâ adamı Prof. Dr. Osman Turan (D.P.)'dan çok fayda gördüm.

O sırada İstanbul Milli Emlâk Müdürü Gâzi Külür, Ordulu olmasına rağmen Trabzon Lisesi mezunu idi. Bize uygun bir bina bulamayınca, arsa vermek istedi. Birçok yerler seçti. Kendisi de bizimle beraber geldi. Bunları birer birer dolaştık. Biz arsayı hem büyük ve hem de Üniversiteye yakın istiyorduk. Hiç unutmam bugünkü "Vatan Caddesi "nin olduğu yerde bize üç dönüm bir yer vermek istedi. Ellerimizde paftalar bu arsaya Hırka-i Şeriften aşağı giderek ulaşmak istedik. Az sonra yol bitti. Önümüz tâ Vakıf Gureba Hastahânesi'ne kadar marul tarlasıydı. Kenarlarda otlayan atlar vardı. Çamurdan arsaya yaklaşamadık. 1955 - 56 yıllarıydı. İstanbul'da merhum Menderes'in imar hamleleri henüz başlamış değildi. Kabul etsek bu arsa bize metre karesi üç liradan verilecekti. Böyle birçok yerlere baktıktan sonra Şehremini'nde, şimdiki Trabzon Talebe Yurdu'nun olduğu arsaya karar verdik. Burası da üç bin metrekareydi. Bizden sonrakiler inşaat esnasında paraya sıkışıp büyük bir kısmını satmışlardır. Hâlbuki ben bu arsanın bedelini on senelik takside bağlatmış ve bu taksidleri de Trabzon Hususî Muhasebesinin ödemesini karar altına aldırmıştım. Hatta binayı da Trabzon Vilâyeti yapacak ve kirasız olarak kullanımını cemiyetimize bırakacaklardı. Benden sonra bu güzel kararların icabı yaptırılamamış, yurt zenginlerin yardımı ile güç belâ inşa edilebilmiştir.

Bu işler olup biterken yurdun tahliye dâvası nihâyetlenmeden daha geniş ve modern bir binaya kira ile de olsa geçebilmek için çalışmaya koyuldum. Bu maksadla birçok binalar buldumsa da hiçbiri üzerinde idâre hey'etini ikna kabil olmadı. Böylece artacak kira vesâir masraflardan korkuyorlardı. Yurdun tekmil eşyasını Kızılay'dan temin ettiğim yardımla yenilemiştim. Diğer taraftan o zamanlar her yıl an'anavi "Karadeniz Geceleri" düzenlenir, hemşeriler bu vesile ile bir oraya gelerek memleket havasını teneffüs ederlerdi. Bu gecelerin asıl gâyesi Yurd'a yardım toplamak olduğu halde son zamanlarda hesabı zararla kapatıyorlardı. (Devamı Yarın)

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. Ha birde, bunlar Hükümete yakın Gazetelere medya ya hani yandaş medya diyorlarya, acaba bunlar kimin yandaşı!!?? Cevabı altdaki yorumların içinde...

  2. Bu facebook, twitter, google vs vs bunların Türkiye temsilcileri de onlarla iş tutan kesimlerden.. Yani mevzu uzadı ama şunu diyeceğim. Bu müptezeller Milleti kandırmasın, bu Millet onları da, onların ağababalarını da, bunları kimlerin çok sevdiğinide bu Millet biliyor.. Onlara şunu diyorum, bırakın uşaklığı saldırmayı da, gidin kumda oynayın..

  3. Yukarıda verdiğim bu örnekde olsun, veya Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, bir fransızın övgü dolu sözlerinin milyonlarca beğenilmesi üzerine twitterin yaptığı kavşaklık olsun, Bozkurt Caps adlı Milliyetçi sayfanın, pkk ya psikolik harekatından, pkk ya rahatsız etmesinden facebook da milyona yakın takipçisi olduğu halde hesabı kapatması gibi, aynı şekilde milyona yakın takipçisi olan Ak Partili bir hanımın hesabının çok kere kapanması gibi, daha geçende pkk lıların bombalanmasından rahatsız olan youtube gibi vs vs..

  4. Millet davayı çakmasın diye heralde, hükümete yakın bazı gazete sitelerinden de normal haber değeri taşıyan haberleri koyuyorlar. Ama orada chp yi, yada hdpkk yı eleştiren veyahut bombardımana tutan bişey göremezsin! Bu google, facebook, twitter vs.. bunların ağa babalarının kim olduklarını biliyoruz. Türk İslam düşmanları..

  5. Hasret kardeş.. Buradan bu sözcüsü, cumhuriyeti, oda tv si, hürriyeti, birgünü mirgünü ile alakalı bişey diyeceğim. Çok uzun zamandırda dikkatimi çekiyor.. Şimdi, telefonla haberleri takip eden herkesin takip ettiği bi haber sitesi veya siteleri vardır. Ama birde bu google haberler bölümü var. Yani Google dan bir geri yapınca orda çıkan haberler.. İster istemez oradan da haberleri takip edenler vardır.. dikkatini çektiğinden.. orada hep yukarıda saydıklarımın, yazdıkları çizdikleri çıkıyor! Hükümete de bombardımanı oradan yapıyorlar..

Yorum Yaz

  406141

-