15 ARALIK 2019 PAZAR

Elif Sönmezışık

KADROLU ÖTEKİLER

Elif Sönmezışık

Geçen haftaki yazımızda, memleketi ayakta tutan temeller, kirişler ve direkler saydığımız, aşinası olduğumuz, iman ve millî şuur sahibi insanlarımızı anlatmaya çalışmıştık. Sıradanlığın içine sinmiş cevherlere her daim ihtiyacımız olduğundan dem vurarak… Modern bunalımlarda kaybolmaktan, kariyer hırsından ve küresel dünyanın hilesinden hurdasından uzakta duran, sahih niyetlilerdi onlar. Hâl diliyle iki çift laf söyleseler, bir çırpıda hizaya getirirlerdi bizi.

Ama bir kez daha gördük ki, seçimle birlikte yarası kaşınanların hedef tahtasına ilk sıralananlar da onlar oluverdi. Memleketin garibanına, erken yaşta hayata atılıp rızkını arayanlara, kırsaldaki çiftçiye, dağdaki çobana saldırıların ardı arkası kesilmedi. Yöre/belde/bölge/statü ırkçılığını icat eden kabilenin söylemlerine dolandılar yine. Sandıklardan çıkan “evet” çoğunluğu, “eğitimsiz alt tabaka”nın, “makarnacı tamahkârlar”ın ve adını sıkça unuttukları “olmasa da olur” şehirlerin işgüzarlığıydı meğerse!

Sonuçların kesinleşmesinin üzerinden yirmi dört saat geçmemişken boca edilen ve hakkında hiçbir delil bulunmayan uçuk “sosyal” analizler, malumunuz her sandık açılışında yapılıyor; ama bu durum, reaksiyonlarımızın hâlâ bol hayretli olmasına engel değil.

Zira bu isabetsiz atışlar, Anadolu tabiriyle bolca “mürekkep yalamışlar”ın mahareti. Onlar ki, liberal, solcu, sosyalist belki de Marksist olmakla övünen, vaktiyle ülkenin yüksek öğrenimden hatta okuma-yazma imkânından uzak köylülerin çalışkanlığını methiyelerle yâd ederek insaniyet adına bir iş yaptığını düşünen, yönetimleri eleştirirken kurban edilmişliklerine inandırmak için karamsar, kopkoyu fonlu köy romanlarını deklare eden, işçi, çiftçi, emekçi ellerinde yükselecek ülke modeline dair yüzlerce logo üretip adına dernekler vakıflar kurarak bol keseden donuk şehir modernizmi -biraz da romantizmi- vadedenler değil miydi?

Aslında sürekli “ötekileştirme” üzerinden yaftaladıkları, maneviyatını ve geleneğini önceleyen, aile bütünlüğü fikrine sıkı sıkıya bağlı ve özü kaybetmemek için direnen toplum katmanlarını, en yıpratıcı ve aşağılayıcı biçimde, ayan beyan ötekileştirme gösterisidir yaşanan. Yaptıkları köy/köylü gevezeliğinin ve işçi/emekçi demagojisinin her türlü çökmüşlüğünün resmidir bu söylemler. Kendilerine acıyacak “ezilmişler”i arayıp bulamamanın, onlarla empati kuramamanın, sömürgen mizansenler kurgulayamamanın sebep olduğu histeridir.

Seçim sandığından çıkan kaderdi nitekim. Aklı olanın, kalbi olanın ve şüphesiz pozitif bilimlerden başkasına inanmayanların da inkâr edemeyeceği bir gerçekti. Tek tip medya hegemonyasındaki kırılmışlık, işlerine gelmeyecek biçimde kalem saygınlıklarını tahrip etmiş olduğundan, hazımsızlığı ifadeden başka yol görünmüyordu. Ne kadar mantıksız, ayrımcı ve ötekileştirici olduklarının bilfiil farkında olarak, bu milletin belkemiğine hakaret ederken bulduk yine onları.

Anlaşılan o ki, köy enstitüleri ideali, en ücra beldelere yayılan her tip “kültürel kalkınma ve çağdaşlaşma” hareketi, köy romanları, hikâyeleri, şiirleri, garibanın hakkını arama örgütlenmelerinin en azından büyük kısmı boşa çıkmıştı. Öyle ki, bu halk sandık başına gitmeye, muhatap alınmaya layık değildi! Bol bol yakınması, her fırsatta dizlerine vurup ağlaması, kalabildiği kadar cahil kalıp bu cehaleti kabullenmesi, kısaca kendine biçilen konumu ve rolü “aşmayıp” hayatını sürdürmesi gerekirdi! Memleketine aşkla bağlanmak, inancını yaşamak, töresini sürdürmek cehaletten sayıldığından, katılımcılıkları hiçlenip yok yazılmalıydılar.

Osmanlı'da Tanzimat hareketiyle dönemin alafrangacı “münevver/aydın” güruhu ile başlayan yabancılaşma, günümüze kadar toplumun özünü teşkil eden değerleri ve geleneği karşısına aldı. Küçümsedi, azımsadı. Cumhuriyet döneminden bu yana Tanzimat'ta yürürlüğe konulan hipnotizma hareketini deklare eden ne kadar kalem varsa, kırsal ve emekçi garibanlığından hem nemalanıyor hem de onu iğdiş ediyorlar. Hâlâ memleketin belkemiğini meydana getiren kesime marjinal kalan bir yaşantı üslubuyla yaptıkları her yorum, onları “kadrolu öteki” kalmaya mahkûm ediyor oysa.

Onların bilmedikleri; tabiatla ve yaradılışıyla hemhâl olanların yakını da yabancıyı da iyi bildiği, serlerinde memlekete dair –gönlü olsun, olmasın- her türlü neticeyi karşılayan bir tevekkül olduğu ve kendilerini insanlığa eğri bakanlardan koruyabildikleri…

 

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  665262

-