21 ŞUBAT 2018 ÇARŞAMBA

Hasret Yıldırım

KAFATASÇI CHP, 1944 HÂDİSELERİ VESİLESİYLE, MİLLİYETÇİLERLE HARP ETTİ

Hasret Yıldırım

 Yapılan icrââtlar ve inkılâplar ile “din”e balta vurup kendince yok eden kemalizm, milliyetçilik ve medeniyetçilik iradelerini ikâme ederek, “Kemalist Millet” inşaasında hızla ilerliyordu. Milliyetçilik umdesi, Türklerin Orta Asya kökeni ile dil ve tarih birliğine giden yola; medeniyetçilik umdesi, batı hayat tarzı ve düşüncesine dayanıyordu…

Altı oku, “İslâmî imanın altı şartı yerine konulmak üzere icad edilmiş olan” kemalist rejimin, cumhuriyetle birlikte getirdiği en müşahhas (somut) yenilik; 1924 Anayasası'nın temel fikri olan “Biz Türküz; bu yüzden Türkler tarafından yönetilmeliyiz” bakışı, milliyetçiliğin en temel umdesiydi. Bahse konu olan “Türklük”, vatandaşlık mânâsında Türklükten öte, millet olarak Türklük mânâsına gelmekteydi. Yapılan icrââtlar ve inkılâplar ile “din”e balta vurup kendince yok eden kemalizm, milliyetçilik ve medeniyetçilik iradelerini ikâme ederek, “Kemalist Millet” inşaasında hızla ilerliyordu. Milliyetçilik umdesi, Türklerin Orta Asya kökeni ile dil ve tarih birliğine giden yola; medeniyetçilik umdesi, batı hayat tarzı ve düşüncesine dayanıyordu.

Kemalist Milliyetçilik ve Medeniyetçilik Nedir?

Millî hâkimiyetin tesisi ve Büyük Millet Meclisi'nin kuruluşu, saltanat ve hilafetin ilgası, millî iktisat siyaseti, Türk tarihinin Orta Asya kökenine uzatılması ve Osmanlı-İslâm geçmişinin dışlanması, Güneş-Dil Teorisi, Soyadı Kanunu, Ezanın Türkçeleştirilmesi gibi adımların tümü, Kemalist milliyetçilik ilkesinden kaynaklanmıştır.

Medeniyetçilik şiarından türeyen Kemalist reformlar ise laikleştirmeye ilişkindir: Şeyhülislâmlığın kaldırılması, dinî mahkemelerin ve medreselerin kapatılması, tekke ve zaviyelerin kapatılması, okullardan din derslerinin kaldırılması, dinî mevzuatın yerine batılı kanunların ikâmesi, çok kadınla evliliğin kaldırılması, şapkanın millî başlık olarak kabulü, alaturka müziğin öğretilmesi ve çalınmasının yasaklanması, opera, bale, çoksesli müzik, batı tipi resim ve Mustafa Kemal'in heykellerinin dikilmesinin teşviki, Hıristiyan takviminin kabulü ve batı giyiminin ve adab-ı muaşeretinin resmileştirilmesi… Medeniyetçiliği batıcılıkla, medeniyeti batı'yla özdeşleştiren Kemalist çağdaşlaşma projesi; İslâm'dan ve İslâmîleşmiş kültürden arındırılmış yeni millî Türk insanını, yeni Türk milliyetçiliği vasıtasıyla Batı/Hıristiyan enternasyonali içine yerleştirmiştir.

Kemalist milliyetçiliğin cumhuriyetçi-laik niteliğinin kristalize olduğu bu dönemde dinî tanımdan radikal bir kopuş gerçekleştirilmiş ve çoğulcu söylem terk edilmiştir. Dinin hem siyasî hem de sosyal görünürlüğünün yok edilerek yalnızca “vicdanlarda ve mabetlerde” yaşanmasını öngören militan bir laiklik, cumhuriyetçi tanıma asıl rengini vermiştir. Bu tanımın şiarını, “dilde, kültürde ve ülküde birlik” oluşturmuştur. Hukukî-siyasî bir mahiyet arz eden Cumhuriyetçi tanımın politik muhtevası hukukî muhtevasına kıyasla çok daha belirleyici bir öneme sahip olmuştur. Bu tanıma göre, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Türkçe konuşan, Türk kültürüyle yetişmiş ve Cumhuriyet ülküsüne sadık herkes, Türk olarak kabul edilmekteydi. [Modern Türkiye'de Siyasî Düşünce / Cild-2, Kemalizm, İletişim Yayınları, 4. Baskı, 2004-İstanbul, Sayfa: 222-224]

1937 Yılında, 64.000 Kafatası Ölçüldü

Din'in yerine konulan milliyetçilik, öyle bir hâle getirilmişti ki; 19 Haziran 1937 ile 31 Aralık 1937 arasında, 64.000 kafatası ölçülerek, Brakisefal (yüksek oranda yuvarlak kafa) olanların “katıksız Türk” olduğuna karar verilmişti. Mevzuun teferruâtını, M.Kemal'in manevî kızı Dr.Afet İnan (Uzmay)'dan nakleden, Türk Dil Kurumu eski başkanlarından Agop Martayan (Dilaçar)'dan iktibâs edelim. (Burada bir parantez açmak gerekirse; bu nasıl bir milliyetçilik ki, Türk Dil Kurumu'nun başına bir ermeni'yi getiriyorsun!? Tüm dillerin anasının ‘Türkçe' olduğunu iddia ettiğin, Güneş-Dil Teorisi saçmalığının zirvesine bu ermeniyi oturtuyorsun!. Soyadı olarak gasp ettiğin, ‘Türklerin Atası' sıfatını bile bu ermeni'ye uydurtuyorsun!. Çıldırmamak elde değil…)

“Bundan önce birçok bilgin, Anadolu'da antropometri (İnsan vücudunun ebatları ile ilgilenen bilim dalı) yapmışlarsa da, bunların her biri ancak birkaç yüz kişi ölçebilmişti. Türk antropolojik vasıflarının tam ve ilimsel bir şekilde tespiti için bu miktar yeter görülmediğinden, bu sefer çerçeve gayet geniş tutulmuştur. Anketi bu kadar geniş bir çapta yapmak da maddeten bir ferdin iktidarı içinde olmadığı için, devlet teşkilâtından yardım istenilmiştir. Plânının çizilmesinde Prof. Pittard'ın da yardımı dokunan ve 1937 yılında başlayan bu anket için, Sıhhat ve İçtimaî Yardım Vekilliği vasıtasıyla birçok sivil ve asker doktorla, sıhhat memuru seferber edilmiş ve toplanan 2.432.000 kayıt Başvekillik İstatistik Umum Müdürlüğü'nde tasnif edilmiştir. Anketi idare edenler memleketi 10 bölgeye ayırmışlar ve her bölgenin olabildiği kadar muhtelif vilâyet, kaza, nahiye ve köylerinde erkekli kadınlı şu kadar kişi üzerinde antropolojik tetkikat yaptırmışlardır: Trakya 6.000 kişi. Bursa-Bilecik 6.000 kişi. Çanakkale-Balıkesir-Manisa 6.000 kişi. Ege 6.000 kişi. Eskişehir-Kütahya-Isparta-Burdur-Antalya 6.000 kişi. Orta Anadolu 8.000 kişi. Batı Anadolu 6.000 kişi. Cenup Vilâyetleri 6.000 kişi. Sivas-Malatya-Elazığ-Diyarbakır-Van 7.000 kişi. Ordu-Giresun-Rize-Trabzon-Erzurum-Kars 7.000 kişi. Toplamda 64.000 kişi… [A.(gop) D.(ilaçar), Türk Dili Türkçe-Fransızca Belleten Mecmuası, Sonkânun 1940, Seri II, Sayı: 1-2 Sayfa: 48-49]

 

M.Kemal Paşa'nın Kafası; İnsan Kafası mı? Hayvan Kafası mı?

Peki, “Türklerin Atası” olan M.Kemal Paşa kafatasını ölçtürmüş müydü? Bu sualin cevabını da, 1927 ile 1938 yılları arasında, Kemal Paşa'nın sofracısı ve hizmetkârı olan Cemal Granda hatıralarında şöyle anlatıyor: “Şapka Devrimi'nden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeye başlamıştı. Şapkayla beraber, bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara'dayız. O zamanın Milli Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip, elindeki bir makineyle herkesin kafatasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Yani biz hizmetkârların konuşmalarına göre hayvan mı, yoksa insan mı? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81'den ileri olanlar da Formdan Brakisefal.

Atatürk'ün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galip'e: “Çelebi'ninkini ölç” dedi. Öbürlerinden önce başım ölçüldü. 81 çıktı. Sevinmeye başlamıştım. Öyle ya, Atatürk'le aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk: “Olmaz! O hayvan kafalıdır. Bir yanlışlık olmasın” dedi. Nerdeyse ağlayacaktım. Alındığımı anlayınca gülmeye başladı. Tekrar dalıma basarak “Baksana Çelebi'nin kafasına!. O melon kafanın benimkiyle ilgisi var mı?” dedi.” [Cemal Granda – Atatürk'ün Uşağının Gizli Defteri, Fer Yayınları, İstanbul-1971, 1.Baskı, Sayfa: 188]

3 Mayıs 1944 Türkçülük Hâdiseleri ve Irkçılık-Turancılık Davâsısabahattin ali ile ilgili görsel sonucu

Mevzuu kafatasçılığa kadar getiren, ‘Altı Oku'ndan biri “Milliyetçilik” olan CHP zihniyeti; 3 Mayıs 1944 Türkçülük Hâdiseleri ve Irkçılık-Turancılık Davâsı vesilesiyle, Milliyetçi-Muhafazakâr Vatan Evlatlarının, analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiştir. Reis-i Cumhur seçilir seçilmez, ilk yurtdışı seyahatini Moskova'ya yapan İsmet İnönü; oradan aldığı ilhamla ülkeye döndükten sonra birer “komünist yuvası” olarak “köy enstitüleri”ni kurmuştur. Meşhur komünist İsmail Hakkı Tonguç ile ondan geri kalmayan Hasan Âli Yücel'in idâresi altındaki bu mekteplerde cereyan eden komünist telkinlerine, zamanın hükümeti lâkayd kalmıştır. Nihal Atsız Bey çıkarmakta olduğu Orhun Dergisi'nde, 1944 yılı'nda devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na hitâben, iki açık mektup neşrederek vaziyetten şikâyetçi olmuştur. O'nun, faâliyetlerine son verilmesini istediği şahıslardan bazıları, komünistlikleri bugün artık herkesçe bilinen; Ahmet Cevat Emre, Sabahattin Ali, Sadreddin Celal Antel, ve Hasan Âli Yücel gibi şahsiyetlerdi. Bunlardan Sabahattin Ali, Atsız Bey'in kendisine hakarette bulunduğu iddiasıyla savcılığa başvurmuş ve Nihal Atsız Bey'e Ankara'da bir ceza davası açılmıştır.

Bu muhakemenin ilk celsesi olan 26 Nisan 1944'te milliyetçi ve muhafazakâr gençler mahkeme salonunu doldurduğundan, duruşma 3 Mayıs 1944'e ertelenmiştir. Bu ikinci celse günü daha büyük bir kalabalık salona girmeye teşebbüs etmiş fakat salona sokulmamışlardır. Onlar da Ulus Meydanı'na doğru İstiklal Marşı söyleyerek ve Komünizm aleyhine sloganlar atarak yürüyüşe geçmişlerdir. Bu gençler bugün “hürriyet”ten dem vuran CHP'nin ağababaları tarafından şiddetle önlenmiş ve pek çoğu dövülmekle kalmayıp 165 genç tutuklanmıştır.

Huseyin Nihal Atsiz Huseyin Nihal Atsiz

Milli Şef, Milliyetçilere Kan Kusturuyor

Alparslan Türkeş üsteğmen olarak katıldığı bu nümâyiş hakkında daha sonra şunları yazmıştır: “Bunlar Millî Şef ve O'nun gözde Milli Eğitim Bakanı'na nasıl gösteri yapabiliyorlardı?! O zamana kadar Millî Şef'in müsaâde etmediği hiçbir gösteri yapılamazdı. Demokrasi, eşitlik, hürriyet, gençlik, bütün bunlar Türkiye'nin 1944 iktidarında hep palavradır. Halkın alkışları, gençlikten çıkacak “Yaşa!” naraları, kayıtsız şartsız İnönü'nün tekelinde kalmalıdır.'" demektedir. [Alparslan Türkeş-1944 Milliyetçilik Olayı, Kamer Yayınları, İstanbul-1992, Sayfa:30]İlgili resim

O gün, Nihal Atsız Bey de mahkeme salonundan çıkar çıkmaz tevkif edilmiştir. Türkeş bununla ilgili olarak da: "3 Mayıs günü heyecanla sokağa fırlayan gençler kıyasıya dövüldüler. Kafaları yarıldı, gözleri patladı. Bazılarının kolları, kaburgaları kırıldı.” [Hulûsi Turgut-Türkeş'in Anıları/Şahinlerin Dansı, ABC Yayınları, İstanbul-1995, Sayfa: 40]

Dava İstanbul'a nakledilerek bir numaralı Örfî İdâre Mahkemesi'nde görülmeye başlamıştır. Altmış beş celse süren bu dava sonunda Hasan Ferit Cansever, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Nurullah Barıman, Zeki Sofuoğlu, Fâzıl Hisarcıklı, Hüseyin Nihal Atsız, Hüseyin Namık Orkun, Necdet Sancar, Saim Bayrak, İsmet Tümtürk, Cihan Savaş, Muzaffer Eriş, Fehiman Altın, Yusuf Kadıgül, Cebbar Şenel, Zeki Velidi Togan, Orhan Şaik Gökyay, Hikmet Tanyu, Reha Oğuz Türkkan, Hamza Sadi Özbek, Cemal Oğuz Öcal ve Said Bilgiç'ten ibâret, toplamda yirmi üç sanık muhakeme edilmiştir. 29 Mart 1945 günü verilen kararda 13 maznun beraat etmiş, diğerleri on yıla kadar varan hapis ve sürgün cezalarına mâruz kalmışlardır. Bu karar Yargıtay'ca “usul ve esas yönünden” bozulmuşsa da, muhakemenin maznunların tutukluğuyla devam etmekte olduğu sırada, bunların pek çoğu siyâset târihinde bir kara leke olan “tabutluk işkencesi”ne mâruz kalmışlardır.

 

Allah-Vatan-Millet Yolunda, Tabutluk İşkencesi Mağduru; Serdengeçti

Tabutluk işkencesinin arka planında kalan, Türk siyasetinin gelmiş geçmiş en uç dava adamlarından biri olan Osman Yüksel Serdengeçti; Üniversite son sınıf talebesi iken, 3 Mayıs 1944 nümayişinde, hükümeti protesto gösterilerine katıldığı için tutuklanmıştır. İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesince sorgulandıktan sonra “tabutluk” adı verilen “mutena hücre”lerde işkence görmüştür. Devletin varlığını tehdit eden Irkçı-Turancı bir gizli örgütün üyesi olmakla suçlanmış, üç buçuk ay tutuklu kaldıktan sonra mahkemeye bile çıkarılmadan salıverilmiştir. Buna rağmen tedrisât gördüğü Ankara Üniversitesi'nden atılmıştır. Bu vetireden sonraki şartlar Osman Yüksel'i “Serdengeçti” yapmıştır. Basın yoluyla mücadeleye atılarak; eğriye-eğri, doğruya-doğru, Allah-Vatan-Millet yolunda bir cephe açarak harp etmiştir. Tabii bu vesileyle artık önünde mahkeme koridorlarıyla, hapishanelerde geçecek bir hayat vardır.

Kara Kitap - Bir Devrin Yüz Karası

Osman Yüksel hususiyetle bu vetirede başından geçenleri “Kara Kitap - Bir Devrin Yüz Karası” isimli eserinde nakletmiştir. Kendi ifadesiyle; “Bir fakültenin içyüzü... 1940-1944 yıllarındaki komünist faaliyetleri... 1944 nümayişleri... Mitingler, nutuklar, tevkifler, zindanlar, tabutluklar, zincirler… Yücel'in aşkına dökülen ecel terleri... Bayılıncaya kadar dövülen insanlar... Canlı cesetler, mahzenlerde çürüyen, küf kokan insanlar... Kansız cinayetler… Bin bir facia... Bir devrin yüz karası... Hikâye değil, roman değil, hakikât… Kara Kitap!.. Kara Kitap!..” demektedir.

(Kara Kitap evvelki sene, Muhterem Prof.Dr.Cemal Kurnaz Hocam tarafından ciddi bir çalışma yapılarak hazırlanıp, Berikan Yayınevi tarafından neşredildi. Bir devrin hakiki yüzünü, birinci ağızdan okumak isteyen okuyucularımıza, muhakkak tavsiye ettiğimiz kitabı temin etmek için: www.berikanyayinevi.com.tr veya (0312) 232 62 18 ile temasa geçmelerini rica ediyorum. Kitabın resmi facebook sayfası: www.facebook.com/karakitapserdengecti)

 

Köylü, Milletin Efendisi mi? Öküzü mü?

Netice, Osman Yüksel Serdengeçti ile dönemin valisi Nevzat Tandoğan arasında yaşanan şu hâdisede saklı: “1944 hâdiseleri sebebiyle karşısına getirilen Osman Yüksel'e şunları söyler Tandoğan: “Ulan Öküz Anadolulu!. Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız, Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var; birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, ikincisi askere çağırdığımızda askere gelmek…" Yani anlaşılan, bu Vatan'da; CHP ve zihniyeti ayrı bir Millet, geriye kalanlara ayrı bir Millettir…

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  808798

-