14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

KANT: EBEDİ BARIŞ İÇİN EBEDİ SAVAŞ

Lütfi Bergen

Batı'dan gelen “her kişi eşit doğar” klişesi, Batı'nın kendi tarihî-hukukî gelişiminin yansıması anlamında değerlidir. Batı, pater familias'ı kabul etmekteydi. Polis (kent), pater familias statüsündeki erkek/kentli/yurttaş/malik kişilerden oluşan zümrenin ekonomisi(yönetim, ev idaresi)dir. Polis sistemde bugün bildiğimiz anlamda “insan”dan değil “statü”den bahsedilebilirdi.

Aile reisi olan pater familias, ailesindeki bütün fertler (kadın eş, çocuklar, hizmetçiler, köleler) üzerinde mutlak hâkimiyete (statüye) sahipti. Pater familias, aile fertlerini açıkta bırakabilir, evlenmelerine engel olabilir, boşayabilir, onları satabilirdi. Pater familias'ın mutlak hâkimiyeti vitae necisque potestas (=hayat ve memat) yetkisine dayanıyordu. Bu yetkiye dayanarak aile fertlerini Roma sınırları içinde öldürebilirdi. Aile fertlerinin işlediği suçların (hırsızlık, hakaret vb.) cezası da pater familias tarafından veriliyordu. Bu iktidara/aile hâkimiyetine patria potestas denmektedir. Her biri küçük bir hükümdar olan pater familias, patria potestas'ı altında bulunan kişileri veya kendi çocuklarını mancipatio yoluyla satabilirdi. Pater familias'ın karısı üzerindeki hâkimiyetine manus, köleleri üzerindeki hâkimiyetine ise dominium (=mülkiyet hakkı) denilmekteydi. Roma'da aile çocukları ayrı bir malvarlığına sahip değildi, kazançları pater familias'ın mülkiyetine dâhil olurdu (Kamil Doğancı – Fulya Kocakuşak, Eski Roma Ailesinde “Pater Familias” ve “Patria Potestas” Kavramları, U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl: 16, Sayı: 27, 2014: 235-236).

Roma'dan sonra gelen feodal toplumda da senyörler yargı yetkisine sahip bulunuyordu. Malikâne sınırları içinde suç işleyen kimseleri yargılayabilir, cezaların infazını gerçekleştirebilirdi. Senyör ve serf (köylü) aynı mahkemede yargılanamazdı. Senyör serflerinin evlenmelerine de karışmaktaydı. Çünkü serf, senyörün “demirbaşı”dır, toprağa bağlı kölesidir. Serfin başka bir senyörün serfiyle evlenmesi halinde, serfin emeğinden yararlanılamaması ve/veya doğacak çocukların mülkiyetinin ihtilaflara sebebiyet vermesi ihtimali vardı. Bu gerekçeyle evlenmeler senyörün iznine tabi tutulmuştur. Senyörün serften kızlar üzerinde jus primae noctis (ilk gece -gerdeğe girme- hakkı,) da vardı.

Batı'nın hukuk geçmişi doğuştan ayrıcalıklılar veya hükümdarların doğuştan köleler, lanetliler, mahkûmlar, kadınlar, mazlumlar üzerinde tasarrufunu meşrulaştıran yasa düzenine dayanıyordu. Tanrının ya da doğanın, “kaderi böyle yazdığı”nı, düzenin değişmezliğini savunuyorlardı.

Kant da “Bir arada yaşayan insanlar arasında doğal durum (status naturalis) bir barış durumu değil, ama her an patlayabilecek gibi görünen bir savaş durumudur” (Immanuel Kant, Seçilmiş Yazılar, Çev: Nejat Bozkurt, Sentez Yayınları, 2015: 333) yargısıyla doğa durumundan bahsetmektedir.  Kant, pater familias yanında bir hiç iken “insan statüsü”ne yükselen “Batılı birey”i merkeze alarak tarih inşa etmektedir.

Kant, ebedî barış durumunu, savaş durumunun karşıtı olarak; harp halini ise “kanunsuzluk durumu” olarak kavramlaştırmaktadır. Kanunsuzluk ise, toplumların “hukuk düzeni altına alınmamış (vahşî), tabiat hali (status naturalis)”  durumudur. “Doğa, insanların ahlâksal yasanın zoru olmaksızın boyun eğecekleri bir zorunluluğun bulunmasını despotça istemiştir. Savaş, doğanın bu amaca varmak için kullandığı tek yol olmuştur. Doğa, kaynaklarının aynı olduğunu, dillerinin de aynı olmasıyla anladığımız insan topluluklarını savaş yoluyla birbirinden ayırmıştır (…) Savaşın özel bir motive (nedene) gereksinmesi yoktur; onun kökleri sanki insan doğasının (yapısının) içine uzanmış gibidir” (Kant, 2015: 347).

Tabiat halinden çıkabilmek için barış halinin kurulması icap eder. Barış halini kurmak demek hukuk düzenini kurmak demektir. Kant için hukuk düzeni de yetmemektedir. Çünkü “Cumhuriyetçi olmayan bir anayasada bir savaş ilanı dünyanın en kolay işlerinden biridir (…) Cumhuriyetçi anayasayı, çoğu kez yapıldığı gibi demokrasiyle karıştırmamak” gerekir (Kant, 2015: 336).

“Doğa, her ulusun karşısına kendisini baskı altında tutan bir komşu ulus koymuştur; bu yüzden her ulus ötekilerinin baskısına karşı dayanabilecek bir erk, güç haline gelmek için bir devlet kurmak zorundadır” (Kant, 2015: 348).

Kant'a göre “Her komşu, bir başkasının kişisel güvenliği hakkında garanti vermelidir. Bu da ancak yasal bir durum (hukuk düzeni) içinde olabilir; böyle bir düzen kurulmazsa, herkes başkasına düşman gibi davranabilir. Bu nedenle birbirleri üzerinde etkileri bulunan insanlar, bir sivil örgüt içinde bulunmalıdır. Kişileri ilgilendiren her hukuksal örgüt ise; 1) Ya, bir ulusun üyeleri olan insanlar olarak bir kamu hukukuna (ius civitas); 2) Ya, devletlerin birbiriyle ilişkileri bakımından devletler hukukuna (ius gentium); 3) Ya da evrensel bir insanlık devletinin üyeleri olma niteliğinden dolayı insanlar ve devletler olmaları bakımından bir dünya vatandaşlığı hukukuna (ius cosmopoliticum) dayanır” (Kant, 2015: 333-334). “Doğa, önüne geçilmez bir biçimde en son zaferin hukukta olmasını istiyor, demek doğrudur” (Kant, 2015: 349-350). Kant'a göre demokratik toplumlar birbirine karşı savaşmamaktadır. Demokratik olmayan toplumlar ise savaş halinde yaşarlar. Savaş halini aşmak, barış ortamını kurmak için, belirli hukuki ilkelere uygun bir devlet formu gerekir. Doğal durumda (status naturalis) bulunan toplum yasasızdır (statu iniusto). Bu toplumların hukuku gerçekleştirmiş uluslar için komşu olarak bulunması dahi tehdit sayılır.

İnsan ve toplumların doğası eğer “savaş hali” ise hukukun bunun önüne geçemeyeceğinin kanıtı bizatihi Kant'ın yazdıklarıdır. Çünkü Kant, tehditten korunmanın tedbirlerini de güçlülerin güçsüzlere müdahalesini meşrulaştırarak almaktadır: “İçinde bulunduğumuz durumun yasasızlığı, yasanın bulunmayışı (statu iniusto) nedeniyle, devamlı bir tehditle karşı karşıya bırakırsa, bu durumda ben onu ya benimle birlikte ortak yasalara bağımlı olmaya ya da komşuluğumdan uzaklaşmaya zorlayabilirim” (Kant, 2015: 333).

Kant'ın bu fikirlerinin mantıkî neticesi nedir? BM Örgütü ve Avrupa Birliği Kantçı tezlerin tezahürü gibidir. Batı'nın yargı yetkisi devam ediyor. Ebedi Barış teklifi, “benim hukukuma boyun eğ, yoksa ebediyen savaşırım” anlamına geliyor.

Pater familias öldürülememiş bir hortlaktır. Kantçı hukukun şartlarını yerine getirmiş cumhuriyetçi devletlere bakın. Ortadoğu, Afrika, Uzak Asya onların işgali altındadır.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  914177

-