17 KASIM 2019 PAZAR

Lütfi Bergen

KAPİTALİZMİN DİĞER ADI

Lütfi Bergen

Kapitalizm kelimesini Kur'an, “tekasür” olarak vermektedir. Servet yığmanın, serveti toplumdaki azınlığın elinde toplamanın, “her mahallede bir milyoner” imalatının adı kapitalizmdir. Yani “tekasür.”  

Bir toplum kurulduğunda ilk bahse değer konu mülktür. Hz. Peygamber (asv) Medine'ye hicret ettiğinde ilk konu buydu. Muhacirler gelince muâhat tesis edildi, toplum tekasüre (kapitalizme) uğramadı.

İslâm'ın onayladığı mülkiyetin, barınma (ev) hakkını koruduğu, üretim yapacak aletleri içerdiği, hatta üretim aracı olarak geçimlik toprağa, imalathaneye şamil olduğu söylenebilecektir. “Aile”yi mülkün üzerinde yerleştirebiliriz.

“Aile” kavramının beş bileşenli tanımı Kınalızâde'nin Ahlâk- Alâî'sinde geçiyor: “Aileyi meydana getiren unsurlar beştir: 1. Baba, 2. Anne, 3. Çocuklar, 4. Hizmetçi (yardımcı), 5. Beslenmeyi temin eden yiyecekler (gıda).”

Ailelerin geçimi için üretim araçlarına sahip olmaları gerekiyor.

Bu da aile/hane tarımla uğraşıyorsa geçimi sağlayacak toprak ve tarımı sürdürebilecek hayvan-alet mülkiyeti demektir. Eğer kişi esnaf-zanaatkârsa, ailenin geçimi, dükkân/atölye ve iş aletleri mülkiyetiyle sağlanacaktır.

Osmanlı toplum düzeninde kırsalda (tımar sistemiyle) toprak kullanım hakkı, (kiracı) köylüye bırakılırdı. Tarım toprağı özel mülkiyet değildir. Şehirde de dükkânlar vakıf mülküdür. Dükkânlar cüzî kiralarla esnaf-ustalara tahsis edilirdi.  

Tımarlı arazi bölünemez, mirasa konu olamaz ve büyütülemezdi. Diğer değişle tımarlı arazinin işleteni öldüğünde, komşusu onun toprağını işgal edemez, toprak belli kişilerin elinde tekasür (kapitalist mülk) haline gelemezdi. Şehirde de dükkânlar sermayenin elinde toplanamaz, kapitalistleşemezdi.  

Yukarıdaki “aile” tarifinde “işçi emeği” değil “imalat emeği” mesele edilmiştir. Kazanç, aileyi geçindirmeli, aziz bir hayatı mümkün kılmalıdır. Müslüman toplumda hane/ailelerin tamamı “imalathane”lerden oluşmuş toplumun temel birimiydi.

İslâm, ferdî mülkiyetle gelmiştir. Başka türlü “zekat-hacc-kurban-mehir-sadaka-akrabaya yardım-Allah'ın ayetlerini tefekkür için yeryüzünü dolaşmak” gibi ameller işlenemez.

Fakat İslâm, mülkiyetin azınlığın elinde toplanmasını da engellemektedir.

İnsanların tamamını işçi kılan bir üretim-bölüşüm yapısına müsaade edilmemiştir.

Muâhat vardı. İşçileştirme yoktu.

Medine uygulamasında, günümüzdekine benzer emek-ücret ilişkisi kurulduğu söylenemeyecektir. Her ailenin “geçimlik mülke-üretim araçlarına” sahip olduğu ya da üretim araçlarına ulaşmada engellerin kaldırıldığı hakikattir.

İslâm, aile/haneyi maişetsiz bırakacak derecede mülksüzlüğe, evsizliğe (homoless), işsizliğe mahkum etmeyecek bir servet paylaşım düzeni getirmektedir.

“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” (Müslim, İman, 74) kıstasını getiren din; evsizlik, işsizlik, borçluluk üreten sisteme meşruiyet vermemiştir.    

Günümüzde eğitim aşamalarını bitiren fert, nihaî kertede işçi olmaktadır. Kentlere çekilen nüfus evsizlik-bineksizlik problemine sürülerek borçlandırılmaktadır.

Medine'ye hicret eden Müslümanlar ne işçi ve ne de borçlu oldular.

Türkiye'de Müslüman düşüncenin “kapitalist sömürü, faizdendir” yaklaşımları, içinde bulunduğumuz şartları izah etmekte başarısız kalmaktadır.

Kentleşme süreci hızlanacaktır, bunun sonucunda orta sınıfın yoksullaşmasıyla karşılaşacağız. Kapitalizm, kentsel mülk düzeniyle kendini meşrulaştırmaktadır.

Tekasür'ün karşısındaki amelin “infak” olduğu söyleniyor. İnfak, “ferdî” olarak Müslümanın Allah'a adanışının tezahürüdür. Oysa tekasür/kapitalizm, ekonomik içtimaî-küresel bir yapıdır.

Kur'an, içtimaî-küresel yapıya dönüşmüş “tekasür”le egemenleşen sınıfların “ferdî” amellerle alt-üst edileceğini çözüm olarak görmez.

“Mâ efâ allâhu alâ resûlihî” ayetinde meselenin infakla değil yapıya müdahaleyle düzenleneceğine işaret edildi: (59: 7). Çünkü “key lâ yekûne dûleten beynel agniyâi minkum” (59: 7): “(Bu) içinizden zengin olanların arasında dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir.”

“İslâm, kapitalizmi Batı ideolojisi addeder” şeklindeki söylemi dile getirenler kapitalizme uyumluluklarını dil oyunu'na döndürdüler. Yoksulluk kitleselleşmiştir. Servetin halka ulaştırılmasına çare getirmek varken “İslâm'da kapitalizm yoktur” demenin anlamı, zenginlerden sadaka dilenen yoksul kitle imal etmektir.

Kapitalizm “tekasür”ün diğer adıdır.

Onun reddi konusunda Marks'tan çok biz konuşmalıydık.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  866338

-