18 AĞUSTOS 2019 PAZAR

Altan Çetin

KARA FATMA-NURETTİN TOPÇU YAHUT İSTİKLALİN İKİ CEPHESİ

Altan Çetin

Nurettin Topçu, Büyük adam, eseriyle hayatını birleştiren adamdır, der. İstikamet üzerinde olarak tasavvurlarla eylemlerin birleştiği bir hayat, kavramının nesnesiyle mutabık olduğu hakiki bir çizgi, feragat, fedakârlık, izzet-i nefis ve haysiyet gibi kavramlarla birleşince vatanseverliğin abideleştiği manzaralar milliyetçiliğin gerçek mefhumu olarak bu büyük insanların hayatlarında karşımıza dikilir. Bu insanlar için vatan namus, devlet izzet, millet şereftir. Bu yolda, Alparslan Türkeş'in, Efendi Barutçu'dan naklen, Türk milletine hizmet edebilmek için hayatını feda edebilecek kadar cesur olmak yetmez, alçakça iftiralara, şeref ve haysiyetlere karşı işlenen suikastlere karşı da cesur ve dayanıklı olmak gerekir sözünü kavlen değil hayatıyla, şahsiyetiyle ateşlerin içinde geçerek gösterirler. İşte Erzurum'un kahraman iki evladı, Temmuz'da uçmaya varan, hayatlarıyla davalarının birleşimi birer mefkûre abidesi olan Kara Fatma lakaplı Üsteğmen Fatma Seher Hanım ve Nurettin Topçu bu Temmuz günlerinde aklımıza ve kalbimize irtihalleri vesilesiyle dokunuverdiler.

1888'de Erzurum'da dünyaya gelen Fatma Seher Hanım, Balkan Harbi yıllarında asker olan eşiyle Edirne'ye yerleşti. Sarkamış'ta eşi şehit olunca ilerleyen zamanda İstanbul'da görülür, Atatürk ile görüşerek iştirak ettiği Milli Mücadelede eli tetikte cephede savaşır. Yunan'a esir düşer, işkence görür. I. ve II. İnönü Muharebeleri'nden Dumlupınar Savaşı'na ve Sakarya Savaşı'na kadar pek çok muharebeye katılır.  Savaş bittikten sonra Fatma Seher'in gerçek vatanseverlerin çoğu gibi hikâyesi sessizliktir. Haysiyet duygusu onlara beklemeyi değil vermeyi ve ardına bile bakmadan vatan için yaşamayı öğretmiştir. Feragat, fedakârlık, ıstıraplarla şahsiyeti teşekkül eden bu kişileri vefasızlıklar, kadri kıymet bilinmemesi gibi arızalar asla sarsmaz. Vatan sağolsun sözü onların baş düsturudur. Savaşın sona ermesinden sonra İstanbul'a yerleşen Fatma Seher Hanım, devletin kendisine bağladığı maaşın tek bir kuruşuna bile dokunmadan Kızılay'a bağışlamasıyla bahsedilen şahsiyeti tarihe kazır; Vatanımın büyük kurtarıcısı Ebedi Şef'in layık olmadığım büyük iltifatı beni son derecede sevindirmişti. Esasen bütün emel ve arzumla yapmış olduğum hizmetten hiç bir menfaat beklemiyordum. Bu itibarla, taltif edilmiş olduğum rütbenin mukabilinde verilecek maaşımı Kızılay'a terk etmekle son vazifemi yaptım.", diyen kocaman bir ruhtur Kara Fatma. 1933'te bir zamanlar savaştığı Rusların manastırına fakir ve perişan halde düşmesi, orada zorluklar içinde çöpçülüğe razı halde kalmasından belki O itirazcı olmadı, belki kırıldı ama bu durum bizim milli ihmallerimizden biri! olarak tarihe de geçti. Fatma Seher, 2 Temmuz 1955'te 67 yaşında İstanbul Darülaceze'de hayata gözlerini yumdu. Milli Mücadelenin bu kahraman kadını bir vatansever olarak yaşadı ve öldü. Cephedeki harbi kazanan bu büyük kadının başka bir hemşerisi de yine karşılıksız sever bu vatanı ve cephelerde kazanılan zaferin kültür cephesindeki temsilcisi olarak ömrünü bu vatana sunar.

Bu kişi, Anadolu'nun kurtuluş savaşı, ruh cephesinde henüz yapılmadı. Asya'nın ilk çağından arta kalan sefaletine varis çocukları, bu topraklarda kurdukları devletin ruhuna sahip olamadılar, diyen  Nurettin Topçu'da başkası değildir. 1909'da İstanbul'da doğan  Erzurum'un evladı Nurettin Topçu, 10 Temmuz 1975 tarihinde vefat etti. Hayatı davasıyla birleşen bu büyük ruh mistiği, her ne dense tüm düşünce çevrelerimizin ötekisi oldu! Onun intikal edilemeyeni nedir anlayan varsa beri gelsin… Övmek de sövmek de bir şeyi, kişiyi anlamamanın en önemli sebeplerinden olduğu için bu büyük adamı ölüm yıldönümünde hatırlarken onu da Kara Fatma gibi hayatındaki hareketiyle tanımak en doğru iş olacaktır. Zira ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Feragat, fedakârlık ve karşılıksız sevmek Topçu'nun da esas vasıflarından biriydi. Bu tespitler bizim ona yamadığımız edepsiz bir övme teşebbüsü olmayıp hayatından öğrendiğimiz bir durumdur. Topçu Sorbon'daki başarısının karşılığı olarak Türk Bayrağını okuluna astıracak kadar vatanının izzetini ödül sayan bir büyük ruhtur. Nurettin Topçu, İsmail Kara'dan naklen, İstanbul İmam Hatip Okulu'nda Psikolojisi, Felsefe, Din psikolojisi ve Dinler Tarihi dersleri hocalığı (19. 11. 1955-1960) yapmıştır. İşte burada Topçu'nun iradenin davasını hayatıyla birleştirip maddeyi ayağının altında çiğnediği ders tam da burada başlar; İstanbul Maarif Müdürlüğü'nün İstanbul Valiliği'ne yazdığı 14. I. 1958 tarihli yazıda haftada Hocanın 2 saat ders ücretine karşılık aylık 28 lira maaş aldığı yazılıdır. Yalnız Topçu'nun “din adamlığı yapacak talebelere verilen dersten ücret alınmaz” diyerek bu maaşı bütün ısrarlara rağmen almadığı ve müdür vasıtasıyla fakir talebelere dağıtıldığı bilinmektedir. Bu olay şöyle bir ayrıntıyla da rivayet olunur;  “Nurettin Topçu İstanbul Erkek Lisesi'nin öğretmeniydi. İmam-Hatip Okulu'na da fazladan derse geliyordu. Fazladan geldiği dersler için ücret alması gerekiyordu. Maaş memuru ücret bordrolarını hazırlamış ve Nurettin Bey'e ücretlerin hazır olduğunu hatırlatmıştı. Fakat Nurettin Bey oralı olmamıştı. Maaş memuru durumu okul müdürüne bildirmiş. O zaman İstanbul İmam-Hatip Okulu Müdürü olan rahmetli Mahir İz Bey de hocayı çağırıp niçin bordroları imzalamadığını sormuş. Hoca ” Burası din mektebi, ben buraya ibadet için geliyorum, ibadetten para alınır mı? “ demiş. Müdür ” Ne yapıyorsun Nurettin Bey, sen devletten zengin misin? İhtiyacın yoksa sen alma, okulda bu kadar fakir talebe var. Sen bordroyu imzala, ben o parayı alır, fakir çocuklara dağıtırım “ demiş. Hoca da ” Ben o imzayı attıktan sonra parayı kabul etmiş olurum. O zaman almışım veya dağıtmışım fark etmez “ deyince Mahir Bey ” Pes doğrusu “ demiş ve bu hareketin sebebini sormuş. Hoca da ” Din görevi hasbî olmalıdır. Buradan yetişenler din adamı olacaklar. Ben hasbî olmalıyım ki onlar da hasbî olsunlar “ demiş.” İşte bugünün maaş hesabı yapan öğretmen ve akademisyenine tokat gibi bir şahsiyet dersi! Vatanseverliğin metreyle ölçülüp, kiloyla tartılmayan bir şey olduğunu gösteren bu misal gördüğü vefasızlıklara rağmen Topçu'nun bu ülkeyi nasıl severek yaşadığını gösteren bir numune olaydır.

Vatan müdafaasının, maddi ve manevi cephesinin iki yanında gördüğümüz, birinin elinde silah diğerinin elinde kalem olan Erzurum'un bu iki kahramanı gibi niceleri 81 ilimizde bizi Türkiye yapan, Türk Milleti yapan o ruhun mümessilleri olarak her yerde mevcuttur. Lakin işitilmeyi, tanınmayı zaten beklemeyen bu mütevazı sesler yapmacık kahramanlıkların şamatası, kibrimizin gürültüsü ve doymayan midelerin gurultusunda duyulmadığından yoklukta vatan kıyılarının karanlık gecelerinde yanan fenerler olarak milletin derin hayatında, sükûnetle yaşarlar. Şikâyetsiz, sitemsiz ve umarsız… Temmuz ayında hakka varan Kara Fatma ve Nurettin Topçu tüm dini, etnik ve cinsiyetçi savrulmalarımızı aşan ve maddiyatla sarhoş olan idraklerimizi ölüm yıldönümlerinde aydınlatıyorlar. Ruhlarına okuduğumuz Fatihalarımızla mümessili ve mesulü olduğumuz değerleri bize vatanseverliğin dikenli yolu üzerinden gösteren sabır ve vefa abidesi, istiklal ve istikbalimizin iki cephesini gösteren bu dev hayatlar kuruyan ruhlarımıza bir müstakim mantığın ilhamını dileriz hatırlatırlar.

Vesselam… 

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  765938

-