25 EYLÜL 2020 CUMA

KATLİAMDAN ÖNCE HALKI KANDIRARAK ELLERİNDEKİ SİLAHLARI ALDILAR


KATLİAMDAN ÖNCE HALKI KANDIRARAK ELLERİNDEKİ SİLAHLARI ALDILAR

BÜYÜK SOYKIRIMA KADAR SREBRENİCA'DA YAŞANAN SÜREÇ

Gümüş anlamına gelen Srebrenica kenti Bosna-Hersek'in doğusunda Sırbistan sınırına 10 km uzaklıktadır. Savaştan önce 27 bin civarında olan nüfusun %64'ünü Boşnaklar, %28'ini Sırplar oluşturuyordu. Srebrenica hem Sırbistan sınırında olması hem de ‘Büyük Sırbistan' planı bakımından kritik bir konumda olduğu için Sırplar açısından büyük önem taşıyordu.

Nisan 1992'de Srebrenica'yı ele geçiren ve yoğun bombardımana tâbî tutan Sırp birlikleri, sivil halka karşı toplu katliamlara başladılar. Kuşatma altındaki halk arasında açlık ve salgın hastalık her geçen gün daha tehlikeli boyutlara ulaşıyordu. Mayıs 1992'de Naser Oric komutasındaki Boşnak birlikleri Sırp kuşatmasını yararak Srebrenica'ya girdi ve kasabanın kontrolünü yeniden ele geçirdi. Daha önce burada yaşayan Sırpların kalmasına ve silahlı askerlerin silahlarını bırakarak kasabayı terk etmesine izin verildi. Bu tarihten sonra bombardımandan ve kuşatmadan kaçan Boşnaklar güvenli olduğu gerekçesi ile Srebrenica'ya göçmeye başladılar. Bu göçlerle birlikte nüfus artmaya başladı. Etrafı Sırp kuşatması altında olduğundan açlık ve hastalık had safhaya çıktı, üretim ve tedavi imkanları ilkel şartlarda sürdürülebildi. Aylar boyunca devam eden yoğun bombardıman ve kuşatmaların ardından geriye toplu mezarlar, işkence izleriyle dolu parçalanmış cesetler, tecavüze uğratıldıktan sonra öldürülen kadınlar, tedavi imkanlarından yoksun yaralılar ve anne-babalarını yitirmiş öksüz ve yetim binlerce çocuk kalmıştı.

Dünya kamuoyu, gözleri önünde işlenen bu drama seyirci kalıyor, bölgede bulunan BM Barışgücü UNPROFOR (The United Nations Protection Force) hiçbir müdahalede bulunmuyordu. Dünyada barışın teminatı olduğu iddiasındaki küresel güçlerin tepkileri ise göstermelikti. Başta ABD olmak üzere, Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya, Çin gibi ülkeler, Sırpların uyguladığı bu sistematik soykırıma sırtını dönüyordu.

Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç'in dünya kamuoyunu ve uluslararası kurumları göreve çağıran açıklamaları, Bosna-Hersek halkının can güvenliğinin kalmadığını, BM ve NATO'nun duruma müdahale etmesi gerektiğini ortaya koyuyordu. Bosna BM Gücü Komutanı Fransız General Philippe Morillon'un Bosna'daki Sırpların komutanı General Ratko Mladic ile yaptığı görüşmeden sonra Nisan 1993'te ateşkes ilan edildi. Mladic'in bu görüşmeyle ilgili olarak, Morillon'un kendisine ‘daha ileri giderlerse NATO'nun müdahale etmek zorunda kalacağını, her şeyi zamana bırakmaları gerektiğini' söylediği iddia edildi.

BM Güvenlik Konseyi, 16 Nisan 1993'te yaptığı toplantıda, Saraybosna, Tuzla, Jepa, Gorajde ve Bihaç ile birlikte Srebrenica'yı da ‘Güvenli Bölge' ilan etti. BM Güvenlik Konseyi'nin Srebrenica'yı güvenli bölge ilan etmesinin ardından, nüfus Bijeljina, Brutunaç ve Zvornik gibi komşu bölgelerden kaçan onbinlerce insanın buraya sığınmasıyla 60 bine kadar çıktı.

Bu tarihten sonra Srebrenica'da Boşnak birliklerinin elinde bulunan silahlar toplanmaya başlandı ve ‘gerektiği takdirde' bölgede bulunan BM gücüne bağlı Kanada birliğinin Boşnakları savunacağı sözü verildi. İngiltere Hükümeti de Srebrenica'yı savunma görevini üstlenen Kanada birliğinin zor durumda kalması halinde gerekirse kuvvet kullanabileceğini deklare etti. Uluslararası kurumlar ve küresel güçler tarafından verilen bu taahhütler, yalnızca Bosna-Hersek halkını kandırmaya ve elindeki silahları toplamaya yaradı.

BM Barışgücü UNPROFOR'un soykırım sürecindeki uygula-maları insanlık tarihine kara bir leke olarak geçecek türdendi. Sırp kuşatmalarının ve katliamlarının tüm hızıyla sürdüğü yıllarda, BM askerleri, güvenliğini korumakla yükümlü olduğu Boşnak halkına karşı Sırplarla birlikte hareket etti. Açlıktan kıvranan halkın mağduriyeti kullanılarak, halka dağıtılmak üzere bölgeye yollanan erzak paketleri karşılığında kadınlardan cinsel ilişki talep edildi, Sırp askerleri ile ortak ziyafetler düzenlendi.

Bosna-Hersek'teki BM Barışgücü'nün pasif konumunu belgeleyen çarpıcı örneklerden biri, 9 Ocak 1993'te Bosna-Hersek Başbakan Yardımcısı Hakkıya Turayliç'in dönemin Türkiye Devlet Bakanı Orhan Kilercioğlu ile gerçekleştirdiği görüşmeden dönerken Saraybosna'daki havaalanında bindiği BM Barışgücü aracından Sırp milislerce indirilerek Fransız komutanın yanıbaşında öldürülmesidir.

Aralık 1994'te Bosna'daki Sırp Yönetimi'nin daveti üzerine ABD tarafından gönüllü arabulucu sıfatıyla gönderilen ABD Eski Başkanı Jimmy Carter, Sırp Cumhuriyeti'nin başkenti Pale'de Radovan Karadzic ile yaptığı görüşmeden sonra Sırp tarafının barış istediğini ve barış için gerekli şartları yerine getirdiğini ileri sürdü.

31 Aralık 1994'te 4 aylık bir süre için imzalanan ateşkes antlaşmasına ihanet eden daha önceki kararlarda olduğu gibi Sırplar oldu, ancak ilk saldırıların Boşnaklar tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi. Karadzic, Mart 1995'te Srebrenica ve Zepa kentlerinin dış dünyayla bağlantılarının kesilmesi emrini verdi ve ‘Krivaja 95' adı verilen ve birkaç gün içinde onbinlerce insanın acımasızca katledildiği kirli operasyonun hazırlıklarına

başlandı.

Yorum Yaz

  219596

-