25 MAYIS 2020 PAZARTESİ

Hüseyin Yağmur

KAYIP MEDENİYETİN YİTİK HAZİNELERİ

Hüseyin Yağmur

Üsküdar Belediyesi  tarafından kitaplaştırılmış 'Karacaahmetname' isimli eseri inceleme fırsatı buldum.

Üsküdar Belediyesi  'Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver'in binlerce çizimi içerisinden Karacaahmet ile ilgili olanları 'Karacaahmetname' adı altında kitaplaştırmış.

'Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver yakın tarihimizin abide şahsiyetlerinden birisi. Eskilerin ‘hezarfen' dedikleri binbir sanata sahip bir ulu şahsiyet…Geçtiğimiz yıllarda katıldığım bir toplantıda Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar, Süheyl Ünver'in karakter oluşumunun geri planındaki manevi derinliğe dikkat çekmişti.

Konuşma biraz ilerleyince anlaşıldı ki, Osmanlı Medeniyetinin son ve özgün temsilcilerinden biri olan A. Süheyl Ünver'in ruhunun şekillenmesinde ‘tasavvuf terbiyesi ve bakışı' önemli bir rol oynamış.

Ünver, dönemin önemli mutasavvıfları Amiş Efendiyi çocukluğunda, Mecdi Efendiyi gençliğinde tanımış. Özellikle Mecdi Efendi ile üstadın yakın irtibatları olmuş.

Amiş Efendi, Süheyl Ünver için 'Bu çocuğun bir günü bile boş geçmez, bir anına bile pişman olmaz' demiş. Hakikaten de Ünver'in hayatı üretmekle dopdolu. Mesleki başarı ve kariyerinin yanı sıra hat, tezhip, ebru, resim gibi sanatlarla uğraşarak Osmanlı Medeniyetinin son dönemine yakın şahitlik yapmış.

Ünver'in çizimleri tarihe tanıklık cinsinden orijinal bir çaba. Ünver'in 50 yıl önce çizdiği bir çok eser ve mekan şimdi yok olmuş durumda. Kayıtlı olduğu tek yer Ünver'in meşhur defterleri..

Ünver Hoca'nın hayatı boyunca biriktirdiği yüzlerce dosya ve defter şu anda Süleymaniye Kütüphanesinde  meraklılarının ilgisini bekliyor.

Bir kitapta okumuştum. Yazar maziyi hayıfla anarak “Eskiden kibar, beyefendi sanat ve medeniyetten anlayan, bunları ihya ve inşa eden çelebi şahıslar vardı. Dergahlar kapatılınca bu insanlar yok oldu “ diyordu.

Gerçekten de Dergahların kapatılması ile birlikte bu irfan ocakları da adeta imha edilmiş oldu.

Geriye bugünkü Kemalist aydınların abartarak sembolleştirdikleri 'Büfeci İslamı'(!?)tipler kaldı.

Halbuki bugün halen çelebi bir insan karşınıza çıktığında, karşınızdaki bu kimliğin ardında bir tasavvuf terbiyesi olduğunu anlıyorsunuz.

Yeni bir Türkiye inşa etme gayretindeki pozitivist idareciler dergahları yok ederek aslında bu ülkenin mayasını teşkil eden ‘kaliteli insan yetiştirme ocaklarını' da yok ettiklerini biliyorlar mıydı acaba?

Nitekim sonradan Kemalist ideolojinin önemli teorisyenlerinden olan Hasan Ali Yücel ve Kadro Dergisi sahibi Şevket Süreyya Aydemir'in yazdıkları yazılar, yapılan hataların bir bakıma itirafı anlamına geliyor olsa gerek.Hatıra kitaplarında bu anlamda çok sayıda tesbit ve itiraf yer alıyor. Bir kaç tanesini burada paylaşalım.

İlk itiraf  Tek Parti Döneminin ünlü Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'den: (...) Yenikapı Mevlevihanesi'nden feyzini almış bu ilahi insanların muhitinde yalan yoktu. Hayatlarının bir anında bile sahtekar olmamışlardı. Ben sahici Müslümanlığı onların havasında bağrıma sindirmişimdir.

İkinci tesbit Kadro Dergisi sahibi Şevket Süreyya Aydemir'den: (...) Edirne'deki  Muradiye Mevlevihanesi'nde gene böyle bir ayin günüydü. Dervişler, dedeler, misafirler kaynaşıyorlardı. O sırada arkamdan biri hafifçe kulağımdan yakaladı. Başımı çevirince bunun bahçıvan dede olduğunu gördüm. Dedenin yüzünde her zamanki mübarek ve nurani tatlılığı vardı. Hiç bir şey söylemedi. Fakat kulağımı bırakmadan beni önüne kattı. Kalabalığın arasından tekkeye girdik. Beni kapının iç tarafında bir yere yerleştirdi. Hafifçe güldü ve ayrıldı. Ondan sonra her ayin günü, tekke kapısından bu yeni yerime süzülürken bana hiç dokunan olmadı.

(...)Herkes yerini alıp da, şeyh postuna yerleşince, ayin başlardı. Yüksek yapısı kumral bir sakalla çevrilen renkli yüzü, sakin ve heybetli görünüşü ile şeyh, temiz ve güzel bir insandı. Bu haliyle o, bana, insanların üstünde ve üstün bir varlık gibi görünürdü. Bu başka bir alemdi. Ruhları çeken sürükleyen bir alem. Bana öyle gelirdi ki, bu dönüşler, bu devran içinde bu sofa, sanki bu dünyadan kopardı. Bu topraktan kurtulurdu. Sanki yıldızların ebedi devranı içine karışırdı. Nurdan bir küre gibi döne döne sonsuzluklara doğru uçar giderdi.

(...) Bugün; o ihtişamdan, o ulu ağaçlardan, o sudan, şadırvandan, imaretten, tekkeden, mektepten, çevre binalarından, hatta o sayılı insanlar mezarlığından, hulasa renkler ve manalar aleminden orada, haraba yüz tutmuş bir cami yalnızlığından başka, hiç bir hayat eseri kalmamıştır. Şimdi ben, bu yalnızlık ve terkedilmişlik alemine her gidişimde, hem kaybolan bir geçmişe, hem kendi ellerimizle tahrip ettiğimiz bir ulu tarihin ve ihtişamın, yadımda kalan hatırasına, sessiz göz yaşlarımla ağlarım...

Son tesbiti de Atatürk'e uzun yıllar garsonluk yapmış Cemal Granda'nın hatıralarından aktaralım: Atatürk, zaman zaman şöyle derdi: 'Harbiye öğrencisiyken ziyaretine gittiğimiz Yusuf Efendi Dergahı şeyhi bize okuma aşkı vermeseydi, halimiz nice olurdu?''

…………………

Geçen hafta Üsküdar'da bir caminin duvarı dibindeki kaldırımda Prof. Dr. Tahir Yaren hoca ile karşılaştık. Aramızda yaklaşık elli adım vardı. Kaldırım ise tek kişilik. Yukarıda bahsettiğim  ‘rahlei tedris'ten geçmiş bir çelebi olan Yaren hoca omzunu duvara yaslayarak bekledi ve geçmem için bana yol verdi. Halbuki bir çok bakımdan yolu onun kullanması lazımdı.

Ben aynı kaldırımda nice gencin veya hanımın üzerime üzerime geldiğini çok iyi hatırlıyorum.

Şimdi biz çağdaş Türkiye'nin yeni nesilleri olarak Kayıp Medeniyetin bu yitik hazinelerinden mahrum bir şekilde, el yordamıyla kendimize yollar bulmaya çalışıyoruz.

‘Peki, çağlar boyu karşımıza çıkmış yol haramilerini ve kötü örnekleri ne yapacağız?' diye soranlar oluyor.

İslam Hukuku'nun abide özeti Mecelle'de şöyle bir kural yer alır: Kötü örnek, örnek teşkil etmez!

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  702788

-