21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

KÂZIM KARABEKİR’İN HATIRALARI: ‘İSTİKLAL HARBİMİZ’ (1)

Hasret Yıldırım

10 Kasım 1968 günü Kâzım Karabekir Paşa'nın İstiklâl Harbimiz kitabı, alnının akıyla beraat eder ve kitaba yeniden basım yolu açılır. Zincirlerinden kurtulmuş olan kitap, artık tarihin alacakaranlığında yeniden uçmaya hazırdır. Ve Tahsin Demiray, görevini tamamlamış insanların iç huzuruyla 1971 yılında sessiz sedasız hayata gözlerini yumar. Ne diyelim: Allah Rahmet eylesin!

15 Temmuz darbe teşebbüsünde ermeni subayların rolü ile alâkalı araştırma yaparken, Karabekir Paşa'nın “Gürbüzler Ordusu” denilen ‘Çocuk Davası'nı tetkik etmeden olmazdı. Tabii mevzuun birinci kaynaklarından biri de, Kâzım Karabekir'in hatıralarını ihtiva eden ve hadiseler çıkaran ‘İstiklâl Harbimiz' isimli eserdir.

1933 senesinde, “İstiklâl Harbimizin Esasları” adı altında neşredilmek üzereyken matbaada yakılan bu hatıraların (Hatıraları yaktıran şahsın M.Kemal olduğu söylenmektedir. Arşivimde yakılan kitabın 1951 baskısı mevcuttur. Ne acı ki, muhtevadan neler yolundu bilemiyorum.); 18 Temmuz 1960'da neşredildikten sonra, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aleyhinde dava açılmış ve satışı yasaklanmıştır. Uzun yıllar süren davalar neticesinde; 1968'de beraat eden kitap ve nâşirinin kısa hikâyesini, Mustafa Armağan beyden nakledelim…

“Tahsin Demiray kimdir? Günümüzde çok az insanın ismini bildiği, yakın tarihimizin aydınlatılmasına ciddi katkılarda bulunan bu değerli şahsiyetin hayatındaki bazı kilometre taşlarını belirlemekle başlayalım söze.

1903 yılında İstanbul'da doğmuş olan Tahsin Demiray, 1919 yılında Kadıköy Sultanisi'ni bitirdikten sonra öğretmenliğe baş
lamıştır. İstanbul Muallim Mektebi'ni (Öğretmen Okulu'nu) bitirip ardından Fen Fakültesi'ne yazılmışsa da bitirememiş ve sonunda ideali olan yayıncılık alanına atılmıştır.

Tarihe biraz meraklı olan herkesin bilip tanıdığı İsmail Hami Danişmend'in 4 ciltlik izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi de içerisinde olmak üzere, pek çok önemli kitaba ve dergiye imza atan Türkiye Yayınevi'nin (ilginçtir, ülkemizde ilk defa Jean-Jacques Rousseau külliyatını yayınlamaya girişmiştir) kurucusu olan Tahsin Demiray'ın siyasî hayatı da bu arada devam etmiş, önce Türkiye Köylü Partisi'nin (1952), 27 Mayıs darbesinin ardından da Adalet Partisi'nin (1961) kurucuları arasında yer almıştır.Untitled-2_12

1001 Roman, Yavru Türk, Çocuk Haftası gibi bir dönemin küçüklerinin ellerinden bırakamadıkları çok okunan çocuk dergiciliğinin yanı sıra, yıllarca yayınını sürdürmüş bulunan Hafta dergisi dâhil çeşitli yayınlarla kültür hayatımıza damgasını vurmuş önemli isimlerden birisidir Tahsin Demiray.

Bütün bu yoğun yayın faaliyetleri arasında siyasî hayatı ile yayıncılığın, talihin garip bir cilvesi olarak, birbirine ilmek attığı bir olay ilginç bir gelişmeye yol açar: Kâzım Karabekir'in askerlik ve siyasetten uzak tutulduğu yıllarda bin bir emekle kaleme aldığı, bin kadar belgeyi de kapsayan dev eseri İstiklâl Harbimiz, kendisini yayınlayabilecek gerçek bir babayiğit beklemektedir.

Tahsin Demiray da yıllardır bu eserin kamuoyuna ulaştırılmasının ateşiyle yanıp tutuşmakta olduğu için ilk fırsatta Karabekir'in kızları olan Timsal, Emel ve Hayat hanımlarla temasa geçer ve bu gerçekten sarsıcı kitap, 27 Mayıs darbesinin hemen arkasından, 18 Temmuz 1960 günü satışa çıkarılır.

Önce olumlu tepkiler alan ve bir heyecan dalgası uyandırarak birçok insanın yakın tarihe bakışını etkileyen kitabın kaderi, tıpkı Türkiye'nin kaderi gibi 1960 İhtilali ile ters döner. Başlangıçta askeri cunta döneminde de önemli bir tepkiyle karşılaşmayan eser, Kurucu Meclis'in açılmasını takip eden günlerde, 24 Ocak 1961'de satıştan men olunmuştur. Bunun sebebi ise Tahsin Demiray'ın adının, kurulacak partilerden birinin, Adalet Partisi'nin kurucuları içinde geçmesidir. Ardından tahmin edilebileceği gibi dava açılır ve uzun mahkeme süreci başlar.

Kitabın yazarı Kâzım Karabekir Paşa 12 yıl önce, 1948'de Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur. İyi de yazarı çoktan öldüğüne göre bu durumda kitabın hukukî sorumlusu kim olacaktır? Adalet, en kolayını yapar ve yayıncı Tahsin Demiray'ın yakasına yapışır. Suçu, Demokrat Parti'nin çıkardığı en talihsiz kanunlardan biri olan 5186 sayılı Atatürk'ü Koruma Kanunu'na muhalefettir.

Mahkemeler devam ederken 15 Ekim 1961 seçimleriyle sivil süreç yeniden başlar ve kurucusu olduğu Adalet Partisi'nden milletvekili seçilen Tahsin Demiray'ın davaları, dokunulmazlık kazanmasıyla birlikte 4 yıllığına askıya alınır. Biraz olsun rahatlamıştır. Ancak rahat ona göre değildir. Onun bir davası vardır ve bu dava, rahatını boğazına dizer.

Derken 1965 seçimleri gelip çatar. Süleyman Demirel'li AP'nin, siyaset sahnesinde fırtına gibi estiği yıllardır... VUntitled-4_1e parti yönetimi tarafından, Tahsin Demiray'ın yeniden aday olması, üstelik en garanti yerlerden aday olması istenir. Ancak Demiray ‘garip' bir gerekçeyle reddeder. Bu ‘ballı' teklifleri geri çevirmesinin gerekçesi, bugünkü köşe dönme zihniyeti açısından neredeyse ‘can sıkıcı ve ahmakça'dır. Tahsin Demiray, yeniden milletvekili olmak istememektedir.

Gerekçesini kendi ağzından dinleyelim: “Benim tekrar tekrar Milletvekili seçilmem halinde bu büyük tarihî eserin [İstiklâl Harbimiz'in] mağduriyeti uzayacak; belki mahkemesi rüyet edilerek [görülerek] bir karara bağlanması mümkün olamayacaktı. Onu meydana getiren Büyük Kumandan Kâzım Karabekir'in uzun yıllar süren mağduriyeti gibi eserinin de mağdur olmasına ve binnetice [sonuçta] bu 1000 vesikayı sayfalarında muhafaza eden büyük eserinden Türk okuyucusunun mahrum bırakılmasına -bu arada beşerî mukadder akıbete [ölüme] kavuşmamla- bütün bütün bir çıkmaz çukurda kalmasına sebebiyet vermemek için, yasama dokunulmazlığımın üzerimden kalkmasından başka bir çare yoktu. Ben, o çareye başvurdum.”

Evet. O ‘ahmakça' çareye başvurdu Tahsin Demiray. Bir kitap uğruna milletvekilliğini bırakmayı göze alan ve ayağına gelen devleti büyük bir vakar ve şerefle geri çeviren bu asil insanın, davranışındaki izzeti bir erdemmiş gibi gururla anlatmadığına, sadece ve sadece yapılması gereken bir vazife addettiğine nazar-ı dikkatinizi çekerim.

Milletvekilliğinden ayrılmayı bir fedakârlık, bir kahramanlık gibi değil, kitabın mahkemelerinin yeniden başlatılarak aklanması için ‘tek çare ‘gibi gören Tahsin Demiray, bu tarihî vazifenin gereğini yerine getirir. Mahkemelerden mahkemelere tam 3 yıl süren davalar sonucunda -kendisini değil- kitabı beraat ettirmek için bütün gücüyle mücadele eder. (Savunmaları üniversitelerin hem hukuk, hem de tarih bölümünde okuyan öğrenciler için kaçırılmayacak bir ziyafettir, benden söylemesi.)

Sonuçta 10 Kasım 1968 günü Kâzım Karabekir Paşa'nın İstiklâl Harbimiz kitabı, alnının akıyla beraat eder ve kitaba yeniden basım yolu açılır. Zincirlerinden kurtulmuş olan kitap, artık tarihin alacakaranlığında yeniden uçmaya hazırdır. Ve Tahsin Demiray, görevini tamamlamış insanların iç huzuruyla 1971 yılında sessiz sedasız hayata gözlerini yumar. Ne diyelim: Allah Rahmet eylesin!

Kendisiyle beraber Türkiye Yayınevi de tarihe karıştı. Ancak Kâzım Karabekir Paşa, onun da katkılarıyla gün geçtikçe ortak hafızamıza yeniden çağrılıyor, yakın tarihimizin aydınlatıcısı olma görevini eserleriyle devam ettiriyor. Demek ki, diyorum, bir tarih kolay keşfedilmiyor...” [Mustafa Armağan-Paşaların Hesaplaşması, Timaş Yayınları, İstanbul-2012, 3.Baskı, Sayfa: 43-46]

İşte böyle… Demokratik? bir ülkede, bir kitabın başına gelenler ve bu kitap uğruna milletvekilliğinden vazgeçen meçhul bir kahraman… Makalemizin devamında, İstiklâl Harbimiz isimli eserin vurucu yerlerinden pasajlar alarak direk nokta atışı yapacağım inşaallah. Yalnız baştan şunu ifade etmekte fayda görüyorum; bizim kalemimiz ve kelamımız sadece düşünen insanlar için bir şeyler anlatır. Yarım saatlik sloganların esiri olmuş insanlar, lütfen buradan ötesini okumasınlar… [İstiklâl Harbimiz'den yapılan iktibaslar; Türkiye Yayınevi, 1960-Ankara, 1.Baskı, 1094 numaralı nüshadan alınmıştır.]

Kâzım Karabekir Paşa Olmasa, M.Kemal Paşa da Olmayacaktı
Sayfa-18: “M.Kemal Paşa ameliyat yaptırmış, Şişli'deki ikâmetgâhında yatıyordu. Yanında ahbaplarından biri vardı. “Mahrem görüşmek isterim” dedim. Bunun üzerine bu zatı takdim etti. Ve yalnız kalmaklığımızı anlattı.

Bu zatın Ruşen Eşref olduğunu öğrendim, dışarı çıktı. Aynen şunları söyledim: “Paşam! Ben yarın Erzurum'a hareket ediyorum. İstanbul'da, ne vaziyette kalırsanız kalınız, bir şey yapmak imkânsızdır. Sükût edersek mahvımız mukadderdir. Behemehal, Anadolu'ya, ordu başına geliniz.

Hem de Şarka (Doğuya); Milletin kurtuluş ümidi Şarktır. Orada her şey mümkündür. Ordu da kuvvetlidir, halk da beraber gider. (…) Benim ahdim tek dağ başı mezar oluncaya kadar uğraşmaktır. İstiklâlimizi ve hiç değilse namusu millîmizi kurtaracak, ancak bu karardır.” M.Kemal Paşa şu cevabı verdi: “Bu da bir fikirdir, ahval günden güne size hak verdiriyor. Size muvaffakiyet (başarı) dilerim.” Ben bunun bir fikir değil, kat'i bir karar olduğunu anlattım.

“Ordu ve Halk bu fikir etrafında muhakkak toplanacaktır. Şarkta Millî Hükümet esaslarını kurduktan sonra siz garbe teveccüh edersiniz. Şark vazifesini ben deruhde ederim. Eğer gelmeyecekseniz hareketimi ona göre tanzim edeyim” dedim. Biraz düşündü ve: “İyi olayım, size mülâki olmaya çalışırım” vaadini verdi.

“Ben Şark'ta, Millî Hükümet esasını kurarken, M.Kemal Paşa'nın İstanbul'da, bir padişah hükümetinde, (M.Kemal meclise girmek için gün sayıyor) herhangi bir vazife alarak, en kıymetli arkadaşları da etrafında toplanması ihtimali beni pek düşündürmüştü.” İşte en mühim olarak buna mâni olmak içindir ki, şahsımdan fedakârlık yaparak fikrimin husûlü için kendisini şarka davetle Millî Harekâtın başına geçmesini teklif ettim…

Ahlakça Herkes Tarafından Tanınan M.Kemal Paşa'yı Diktatör Yapacağız
Sayfa-391: 26 sabahleyin ziyaretine gittim. İki saat kadar münakaşa ettik. Fevzi Paşanın en mühimUntitled-3_2
 vazifesinin beni görmek olduğunu anladım. Mustafa Kemâl Paşayı tutmaklığımın felâketini, istikbalde bednam olacağımı anlattı. Söylediği iki şey şunlardır: 1) Yegâne istinadgâhları sen olan Mustafa Kemâl Paşa, muhteris ve menfaat düşkünüdür. Maksadı, şeklî hükümeti değiştirmek, diktatör olmaktır. (1338 senesi son aylarında bir gün, Bursa'da aynı Fevzi Paşa, İsmeti de telmih ederek «Biz Mustafa Kemâl Paşayı diktatör yapacağız,» demiştir. Yine ikimiz baş başa idik.

O günlerin hatıratımda tafsilât ve ruhî tahlilâtı vardır.) Ahlâkça herkesçe tanılan bu zatın milletin başına belâlar getireceğini seni seven bütün arkadaşlarınız ve ben yakinen biliyoruz. Ali Fuat Paşa da muhterisin biridir. En itimad ettiğin ismet de aynı fikirdedir. Ve benim gibi o da seni ikaz etmek fikrindedir. Bunların hiç bir kuvveti olmadığı halde sen bunlara kuvvet veriyorsun. Âtinin vahim vaziyetlerinde omuzlarına büyük mes'uliyet alıyorsun. Kendisinin İstanbul'a celbine sen mâni oluyorsun.

Buna zahir olma! Bunu milletin, memleketin selâmeti için sana benim ve birçok arkadaşlarımızın samimî olduğundan ve senin bu vatana olan namuskârane fedakârlıklarını herkes bildiğinden söylemeyi bir vazife bildim. 2) Mustafa Kemâl Paşa yaverlerini de meb'us yaptırıyormuş. Bu gibi meb'usların yapacağı fena tesiri de düşünmelisiniz.

M.Kemal Paşa Sakarya Meydan Muharebesinde Ricat Emri Verdi
Sayfa:997: Sakarya Meydan Muharebesinin son günü Mustafa Kemâl Paşa muharebeyi kaybettiğine hükmederek ric'at emri vermiş ise de, Fevzi Paşa bunu sabahki vaziyeti gördükten sonra kumandanlara tebliği münasip görmüş. Hâlbuki sabahleyin düşmanın ric'atı görülünce zaferin bizde kalması bu suretle temin olunmuş... Fevzi Paşa bana bu muharebeden bahsederken, bunu kendi kazandırdığını, fakat herkesin Mustafa Kemâl kazandırdı zannetiğini söyledi.

Hakikâti neden saklıyorsunuz dedim. Şimdilik böylesi muvafık, dedi. Hâlbuki İsmetle birlikte Mustafa Kemâlin müşirliğe terfiini ve Gazilik unvanını Meclise inha etmiştir. Mustafa Kemâl Livalıktan istifa etmişti. Fevzi Paşa Ferikti, ihtimâl bir rütbe alırsa kendisi terfi ettirilmeyecek mi diye endişe etti.

Vaziyet pek gariptir, ihtiyatların hatalı olarak sağ cenaha toplatıldığını görerek sola alıyor, ric'at emrini tehir ederek felâketi durduruyor, sonra da Mustafa Kemâl Paşaya yekten müşirlik ve gazilik inha ediyor. Hâlbuki daha mes'ele bitmemiş ve Yunan Ordusunu takip ederek kat'i muvaffakiyet kazanılmamış, yani daha yapılacak işler varken Mustafa Kemâle son merhaleyi inha etmek, ikinci bir muzafferiyette nasıl ve ne ile tatmin olunabilecektir. Bu vahim hata Afyon taarruzundan sonra Mustafa Kemâle hilâfet ve saltanatı tevcihe kadar yürüdü.

T.B.M.M., Tarihte Eşi Görülmemiş Bir Dinî Merasim İle Açılmıştı
Sayfa-656: Tarihimizde bu kadar koyu bir taassuplu, “Merasimi Diniye” ile hiç bir meclis açılmamıştır. Fetvaları takip eden bu muazzam ihtilâfat, acaba yer yer başlayan kıyamlara karşı bir sigorta mı olacağı düşünüldü. Ne olursa olsun, selâbet ile taassubu Meclisi Millî'nin başlangıcı gününden ayırmak daha ihtiyatlı olurdu. Yani ne Cuma gününü intihaba ve ne de bu kadar velveleye lüzum yoktu. Beliğ bir dua, lâzımı tesiri daha iyi yapardı. Gösterilen bu taassubun idamesi mümkün olamayaca-ğından, aksi tesiri daha vahim olabilir.

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  291699

-