21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

KEMAL PAŞA’NIN ÖLÜM TARİHİ, SAATİ İLE CENAZE NAMAZI-2

Hasret Yıldırım

MKemal_CenazeyeKatilanlar

Gelelim ‘Mustafa Kemal Paşa'nın cenaze namazı kılındı mı' mevzuuna. Bu da çoğu zaman tartışma zemini oluşturan bir konu. Birçok Kemalist ve Antikemalist kaynak cenaze namazının kılındığı yönünde kesin malumat veriyor. Biz evvela Tarihçi Yazar Kadir Mısıroğlu'nun 2013 senesinde yaptığı bir konferanstan iktibas yaparak mevzuya girelim:

‘NİYE CENAZE NAMAZINI KILMIYORSUNUZ?'

“Evet, o zaman orada (Dolmabahçe Sarayı'nda) küçük rütbeli bir subay olan Cevat Salim Paşa'yı, 1970'li yıllarda Erenköy'de evinde dinledim. O da hadiseyi şöyle anlattı: “Makbule Atadan geldi, bağırıp çağırıyor. Benim kardeşim Müslümandı, niye cenaze namazını kılmıyorsunuz? Bu nedir, katafalkta hristiyan usulü? Onun bu kızgınlığı sükûnete ersin diye, ben de Şerafettin Yaltkaya'ya dedim ki; ‘Hoca'sın… Geç önümüze, kıldır bize bir namaz...' ‘Tamam, saf olun arkamda' dedi, arkasına saf olduk. Bu hoca sonra Diyanet İşleri Reisi oldu. Adamın camiye girmediği, namaz kılmadığı şununla sabit ki; namazdaki tekbirlerin Türkçeleştirilmediğini bilmiyor. Ben çok müezzinlik yaptım, Türkçe ezan zamanında… Kamet getirilirken Tanrı uludur... Tanrı uludur… Tanrı uludur... Tanrı uludur… Şüphesiz bilirim, bildiririm… Tanrı'dan başka yoktur tapacak… Kadıkametissalah, Kadıkametissalah yerine Namaz başladı… Namaz başladı… Tanrı Uludur… Tanrı Uludur… İmam: “Allahu Ekber” diyerek namaza girer. Çünkü bu tekbir namazın içindedir, “ezan” ve “kamet” Türkçeleştirilmiştir. Fakat Şerafettin Yaltkaya bunu bilmediği için namaz içinde Tanrı uludur... Tanrı uludur...  Tanrı uludur... Esselamü Aleyküm ve Rahmetullah... Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah…” diyerek namazı bitirir. Şimdi, ezandaki Allahu Ekber tekbiri 'Tanrı Uludur' şeklinde değiştiği için, namazdaki tekbirlerin de değiştiğini sanıyor Şerafettin Yaltkaya. Sonra bu adam Diyanet İşleri Başkanı oldu. Siz işe bakın, Camiye girmemiş... Bunun canlı şahidi Cevat Salim Paşa söylüyor. Kulaklarımla duydum. (Cevat Salim) “Hoca ne yaptın? Bir tarafta ‘Tanrı Uludur', bir tarafta ‘Esselamu Aleyküm'! Hoca işaret parmağını dudaklarına götürüp “Sus!. Sus!. Sanki abdest mi var? Şu karı (Makbule Atadan) kendisini helak etmesin diye bir iş yaptım... Sus!” Abdestsiz namaz kılınmış. İmamın abdesti yoksa, diğerlerinin olsa bile zaten namazın hükmü yok…

Gelelim kopkoyu Kemalist Cemal Kutay'ın; Boğaziçi Yayınları'ndan, 1981 yılında çıkmış olan “Atatürk'ün Son Günleri” kitabında mevzuyla alâkalı yazdıklarına: “Hemşiresi Makbule Atadan Hanımefendi, cenaze namazının nerede kılınacağını genel sekreteri Hasan Rıza (Soyak)'dan sormuştu. Cenazenin bir camiye götürülmesinin dinen şart olup olmadığı, devrinin büyük din âlimlerinden, İlahiyat Fakültesi İslam Dini Felsefesi Ordinaryüs Profesörü Mehmet Şerafettin Yaltkaya'dan sorulmuş; böyle bir şer'i zorunluluk olmadığı, fakat bir kere de Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi'den sorulmasını istemişti. Millî mücadelenin ilk gününden beri Atatürk'ün davasının safında yer almış, cumhuriyetin ilk Diyanet İşleri Reisi Rıfat Hoca, Yaltkaya'nın kanaatini tasvip ederken; “O'nun cenaze namazı tertemiz hale getirdiği bütün vatanda, bu farizanın yerine getirilebileceği her yerde kılınabilir” demişti. Cenaze namazı, resmî tören başlamadan saat 8'i 10 geçe, salonun ortasındaki büyük avizenin altına konmuş iki masa üzerine, tabutun yerleştirilmesinden sonra kılındı. İmamlığı, Rıfat Börekçi'nin 1942'de ölümünden sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'na getirilecek ve bu hizmeti ölümüne kadar ifâ edecek olan Ord.Prof. Mehmet Şerafettin Yaltkaya Hoca yaptı.”

CENAZEDE ‘TANRI ULUDUR'

PapyonluDiyanetisleriBaskaniRifatBorekci

Murat Bardakçı da 10 Kasım 2009 tarihli Haber Türk Gazetesi'ndeki köşe yazısında: “Cenaze, tahnidin tamamlanmasından sonra bir tabuta yerleştirilip Dolmabahçe Sarayı'nın muayede salonundaki katafalka kondu. Türkiye tam dokuz gün boyunca Ata'sının naaşının önünden gözyaşı seli hâlinde akıp geçerken, Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan, cenaze namazının cenaze Ankara'ya gönderilmeden, İstanbul'da kılınmasını istedi. Namaz, Dolmabahçe Sarayı'nın muayede salonunda, Ankara'ya nakil töreninin başlamasından hemen önce, 19 Kasım 1938 sabahı saat sekizi on geçe kılındı. İmamlığı o dönemin Diyanet İşleri Başkanı olan Şerafeddin Yaltkaya yaptı ve namaza ezanın Arapça okunması o senelerde yasak olduğu için, “Allahu Ekber” yerine “Tanrı Uludur” sözleriyle başlandı. Dört dakika süren namazın kılınmasından sonra, tabut generaller tarafından sarayın avlusuna çıkartılıp top arabasına yerleştirildi ve Ankara yolculuğu başladı.” demektedir.

M.Kemal'in silah arkadaşlarından ve cenaze tören komutanı Orgeneral Fahrettin Altay ise; 10 Kasım 1967 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan anılarında: “Vefatında ben ordu kumandanı idim. Ankara'dan emir gelmişti, cenaze alay kumandanlığını bana vermişlerdi. Cemil Cahit Paşa da bana yardım edecekti. Vazifeyi üstüme alınca ilk iş olarak Ankara'yı aradım. ‘Cenaze Namazı İstanbul'da mı, yoksa Ankara'da mı kılınacak?' dedim. Akşama kadar bekledim, cevap yoktu. Merak etmiştim; bu sefer Mareşal Çakmak'ı aradım ve sordum. Aldığım cevap şöyle idi: Yarın Başvekil Celal Bayar İstanbul'a geliyor, onunla konuşunuz.' Hayret etmiştim. Bir namaz meselesi için Başvekil ile konuşmak! İstanbul veya Ankara'da kılınması için Başvekilin karar vermesine ne lüzum vardı? Celal Bayar gelmişti. Hükümet çekiniyordu. Cenaze namazını bir nümayiş haline getirmek istemiyordu. Atatürk, hepimizden çok Allah'ına, Peygamberine inanmış bir insandı. Zamanımızın Müslümanlığının hakiki Müslümanlık olmadığına kani idi. ‘Birçok hurafeler, şekillerle Müslümanlık aslından uzaklaştırılmış' derdi. Bunun ileri görüşlü, aydın, zamanımızın icaplarını bilir din adamlarının yetiştirilmesi ile telafi edileceğine inanırdı. ‘Müslümanlık büyük din' derdi. Ancak günümüzün din adamları zamanımızın durumuna adapte olmamış insanlar, onların kabahati yok eksik ve yanlış yetiştirilmişler. Büyük Türkiye'ye, büyük ve değerli din adamları ister. Ne yazık! Bir ideali idi; aydın, lisan bilir, ileri görüşlü din adamları yetiştirmek isterdi. Dinin de bir mektep olduğuna kâni idi, ama iyi hocalar elinde.

HÜKÜMET CENAZE NAMAZINDAN KORKTU

Sarayda toplanmıştık. Cemil Cahit Paşa, Haşan Rıza Bey ve daha birkaç kişi vardı. Cenaze namazının İstanbul veya Ankara'da bir camide kılınmasından hükümet çekinebilir, ama cenaze namazından sarfınazar edilemezdi. Bu bir zaruretti. Efkâr-ı umumîye'de çok fena tesir yapardı. Celal Bayar'a dönerek ilave ettim: ‘Cenaze namazı kılınmazsa, ben, cenaze merasim kumandanlığını deruhte edemem' dedim. Celal Bayar çaresiz kalmıştı, dalgındı, düşünüyordu. Yine ben konuşmaya başladım: ‘Cenaze namazını mutlaka bir camide kılmaya mecburiyet yok. İslâm dini müsait, sarayda da kılarız.' Celal Bayar geniş bir nefes almış, rahatlamıştı. Zamanın Diyanet İşleri Reisi Şerafettin Yaltkaya'yı çağırdık ve Dolmabahçe'nin büyük salonunda; hem de birkaç kişi ile değil, birkaç saf halinde paşalar, subaylar, vazifeliler, saray mensubunu ve Atatürk'ün yakınlarından birkaç kişi olduğu halde kalabalık bir cenaze namazı kıldık.” diyerek, mevzunun farklı kısımlarından bahisle, hadiseye başka bir boyut getirmiştir.

19 Kasım 1938 günü akşam baskısı yapan Haber Akşam Postası Gazetesi ise, “Atamızın Tabutu Arkasından Bütün İstanbul Ağladı” başlıklı haberinde; “Sabahleyin saat 07.45'te, Türkçe tekbirlerle kılınan cenaze namazından sonra tabutun, saraydan alınarak üç çift hayvanın çektiği top arabasına konulduğu”nu yazmıştır. Hakkı Tarık Us ise, ertesi gün Kurun Gazetesi'nde yayınlanan makalesinde; 19 Kasım 1938 günü saraydaki gelişmeler ile ilgili izlenimlerini anlatırken, yazıya “19 İkinciteşrin 1938. Saat yedi buçuk...” diyerek başlamakta ve Hafız Yaşar'ın sandukanın başında Türkçe ezan okuduğunu söylemektedir.

ÖLÜM VE CENAZE İLE İLGİLİ FARKLI FARKLI BEYANLAR

Bunca kaynaktan ve hadiselerin bire bir tanıklarından iktibas ettiğimiz yazımızda da görüldüğü üzere; M.Kemal'in ölüm günü, ölüm saati, namazın kılınışı vetiresinde aktarılanlar, namazın kılınış saati farklı farklı görüşler ihtiva etmektedir. Halbuki “Yeryüzüne Gelmiş En Büyük Türk?”, “Türk Tarihini (Haşa) Yaratan Adam?”, “Türk Tarihinin Kendisinden Başladığı Kahraman?”, “Türk Tarihinin En Büyük Komutanı?”… (buraya Kemalistlerin yazabileceklerine akıl da yetmez, kitaplar da)  olan M.Kemal hakkındaki bu kadar mühim bir konudaki ihtilafın sebebi nedir, demekten alamıyor insan kendini! Bizim bildiklerimiz, bize bildirilenlerden mi ibaret? Biz, atamızı? hakikatler ile öğrenemeyecek miyiz?

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  124468

-