14 AĞUSTOS 2020 CUMA

Ahmet Doğan İlbey

KEMALİST CUMHURİYET MÜSLÜMANCA ISLAH EDİLMELİ                                                                           

Ahmet Doğan İlbey

 

 

    

“Cumhuriyetle hesaplaşanları ve milletin kimliğini ortadan kaldıranları 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda protesto edeceğiz…” diyen güruh, Altı Ok patentli Cumhuriyetin millet değerlerine bağlı olarak ilân ettirilmediğini anlamak istemiyor. Cumhuriyetin “dayattığı” kimlik meselesinin bunca yıldır çatışmalı olduğunu kabullenmiyorlar.

1923 sonrası ilân ettirilen Batıcı-laik Cumhuriyet, İstiklâl Savaşı'nda din ü millet diyerek maddî ve manevî bütün gücünü Ankara Hükümeti'nden esirgemeyen Müslüman milletin Cumhuriyeti değildir. CHP İlkeleri üzerine projelendirilen ve Batı'nın telkinleriyle ilân edilen Atatürkçü Cumhuriyetle hesaplaşma yapılmadan, Müslüman milletin hâkimiyeti merkeze tam oturmadan bu ülkede huzur olur mu?

Sözde halk Cumhuriyeti denilen Kemalist Cumhuriyetin din ve millet değerlerimizi “redd-i miras” ederek ve “gerici” sayarak zulümle, baskıyla tesirsiz hâle getirdiğini ne zaman kabullenecek ulusalcı milliyetçiler ve Altı Ok'çular?

Aldatan Cumhuriyetle Hesaplaşılmayacak mı?

Hangi Cumhuriyet? Aldatan Cumhuriyet mi? Bin yıllık Müslüman tarihi yok sayarak, hiçbir İslâmî gerçeklerimizle uyuşmayan arkaik Asya ve putperest Sümer, Hitit, Frigya gibi garabetlere sığınan Cumhuriyet mi? Altmış bin kelimelik sözlüğümüzü İslâmî mâziyle irtibatı kesmek için on beş bin kelimeye düşüren Cumhuriyet mi sorgulanmayacak?

1923 Sonrası milletin değerlerinin kovulduğu Meclis'te şu kararı alabilen Atatürkçü Cumhuriyetle mi hesaplaşılmayacak?

“...Din birliğinin de bir millet teşkilinde müessir olduğunu söyleyenler vardır. Fakat biz, bizim gözümüz önündeki Türk milleti tablosunda bunun aksini görmekteyiz. Türkler İslâm'ı kabul etmeden evvel de büyük biri millet idi. Bu dini kabul ettikten sonra, bu din ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de vesairenin Türklerle birleşip bir millet teşkil etmelerine tesir etmedi. Bilâkis, Türk milletinin millî bağlarını gevşetti; millî hislerini, millî heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabiî idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, şâmil bir ümmet siyaseti idi” (Ne Mutlu Türküm Diyene, Ahmet Yıldız, İletişim Y. s.318).

Aldatan Cumhuriyetin hangi unsuru millî?

Aldatan Cumhuriyetin hangi unsuru millîdir ki, sözde milliyetçi siyasîler ve CHP'liler Müslüman Türk milletinin bin yıllık değerlerini tasfiye etmeye çalışan Cumhuriyetin ıslahına, adam edilmesine, millet değerlerine uyumlu hâle getirilmesine karşı çıkıyorlar.

Cumhur, halk demekse, Cumhuriyet de halk rejimi demektir. 1923 Sonrası uygulamaların neresi Müslüman halka aittir. Aklı ve izanı olan Altı Ok Cumhuriyetinin milletin kurduğu Cumhuriyet olduğuna inanır mı? Fakat laikçi bağnaz bir idrâke sahip ulusalcı milliyetçilerle CHP'liler hâlâ bu sahtelik ve dogmalardan kurtulamıyorlar. Milletin İslâmlaşmış târifini ve Türk kimliğini de bilmiyor bu statükocu güruh. Atatürkçü Cumhuriyetin, Türk'ten ve millet hüviyetinden anladığı Müslüman millet değildir, Laikçi ve ulusalcı uydurma bir Türklüktür.  Cumhuriyetin Türk târifi “kurucu önder” tarafından yapılır. M. Kemal, 1930 yılında bir Alman muhabirine şöyle bir demeç verir ve demecinde Türk'ün inanç yapısı ile sorulara verdiği cevabın bir cümlesi şudur: “...Türk yalnız tabiatı takdis eder” (Atatürk Söylev ve Demeçleri, Cilt:III, s.86).

Cumhuriyetle eşdeğer olan Altı Ok ilkeleri üstüne kurulan Cumhuriyetin ana felsefesi şudur: “Dinî (İslâm'î) hissiyat zayıflamadıkça, milliyet hissi kuvvetlenmez.”

Altı Ok Cumhuriyeti Bin yıllık Millî yapımızı temsil etmiyor

Millete rağmen ilân ettirilen aldatan Cumhuriyetin ideologlarından sözde Türkçü Yusuf Akçura'nın sözleri Kemalist ideoloji olarak bugün elan devam etmiyor mu? “Yükselmekte olan milliyetçi hedefler ve millet şuuru sebebiyle, dinî duygular geri plânda kalmış ve İslâmcılık gibi dini merkeze alan bir ideolojinin de gerçeklikte yaşam bulma şansı ortadan kalkmıştır” (Üç Tarz-ı Siyaset, s. 131).

Laik Türkçü Ziya Gökalp'ten daha tesirli bir Kemalist Cumhuriyet nazariyecisi olan Akçura, dinin geri plânda kalması gerektiğini söyleyerek, Batılı seküler zemine oturan Cumhuriyetin sadece siyasî olarak işe yararlılığını savunmuyor, içtimaî ve millet yapısı olarak da seküler Cumhuriyeti Batılı değerlere istinat ettirerek modernleşmenin mümkün olabileceğini, böylelikle milletin yükselebileceğini ileri sürer.

Cumhuriyet,  İslâm'ın yardımı olmaksızın bir Türklük gayesindedir

Akçura, 1925 yılındaki bir konuşmasında Avrupa'daki modern devletlerin reformlarını örnek gösterir ve Türk münevverlerini “anasır-ı irtica olan ve erbab-ı zeamete istinat ruhanilere” karşı uyarır: “Anane-i Diniyeyi temsil eden hilafet, esasında laik-intibah hareketine ve ıslahatı diniyeye rıza göstermez” (Modernleşme ve Milliyetçilik, Y. Bayraktutan, s. 53).

Ulusalcı milliyetçilerin ahmakça sarıldığı Cumhuriyetin Türk kimliğini mi öğrenmek istiyorsunuz? Akçura'nın ırk kavramından, dolayısıyla Türk'ten ne anladığı şu cümlesinde yatar: “Irk ile, İslâm'ın yardımı olmaksızın kendi kendini tanımlayan etnik bir Türk bütününü ifade etmek...” (a.g.e., s.54).

Kimliğimizle oynayan Cumhuriyet tartışılmayacak öyle mi?

İslâm'ın yardımı olmaksızın bir Türk, Türk olur mu? Batılı değerler üzerine kurulan Altı Ok Cumhuriyetinin Türk kimliği Müslüman millet hüviyetini doldurabilir mi? Pozitivist-laik Cumhuriyet tartışılmayacak öyle mi? İşte Cumhuriyetin temelini târif eden satırlar: “Zamanımızın tarihinde görülen genel akımlar ırklardadır. Dinler, din olmak nedeniyle gittikçe siyasal önemlerini, kuvvetlerini yitiriyorlar, toplumsal olmaktan çok şahsileşiyorlar; cemiyetlerde vicdan özgürlüğü din birliğinin yerini alıyor. Dinler cemiyetlerin işlerini düzenleyici olmaktan vazgeçerek kalplerin kılavuzluğunu üzerlerine alıyorlar” (a.g.e. s. 55).

Tartışılması ve hesaplaşılmasından korkulan Cumhuriyet, güçlü bir halk Cumhuriyeti olamaz. Müslüman Türk milletinin millî, yâni İslâmî değerlerini temsil ediyor gösterilen yalanlar ve zulümler Cumhuriyetinin alâmet-i fârikası kısaca yukarıda tasvir ve târif ettiğimiz üzeredir ey mazlum ve mazrur milletimiz! 

                                 

 

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  068920

-