21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

KEMALİST ZİHNİYET, HASAN MEZARCI’DAN NEYİN İNTİKAMINI ALDI?

Hasret Yıldırım

Refah Partisi, 20 Ekim 1991 erken genel seçimlerinde; Türkiye genelinde kullanılan reylerin %16,90'ını alarak 62 milletvekiliyle Meclis'e girip, TBMM'de gurup kuran dört partiden birisi olmuştu. Partinin 19. dönem İstanbul Milletvekillerinden Hasan Mezarcı; verdiği soru önergeleriyle, rejimin aykırı gördüğü fikirlerini korkusuzca söylemesiyle, tabuları yıkmasıyla adından sıkça söz ettirir olmuştu.

Hususiyetle, Ali Şükrü Bey-Topal Osman-M.Kemal mevzuunu meclise taşıması, Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin mezarının bulunması ve itibarının geri verilmesi için kurulan TBMM İnsan Hakları Komisyonundaki faaliyetleri, M.Kemal'e karşı planlanan “İzmir Suikasti Davası” sanıklarının itibarlarının iadesi için verilen önergenin başında yer alması laik çevreleri rahatsız etmiş, Mezarcı hakkında inanılmaz bir “linç kampanyası” başlatılmıştı.

Hatta partisi dahi kendisine sahip çıkmamış, verilen önergelerden Refah Partili vekiller imzalarını çekmişler, Hasan Mezarcı “partiye zarar veriyor” denilerek, disiplin kuruluna sevk edilmişti .

Bir 28 Şubat'ta “postmodern darbe” ile alaşağı edilen merhum Erbakan, 1994 senesinin 28 Şubat'ında yaptığı basın toplantısında şunları söylemiştir: “İstanbul Milletvekili Hasan Mezarcı kendi inisiyatifleriyle bir araştırma önergesi vermişlerdir. Partimiz MKYK, kendisini parti disiplinine aykırı söz ve davranışlarından dolayı “kesin ihraç talebiyle” Müşterek Disiplin Kurulu'na verdi. Kurul, Mezarcı için kesin kararı verecek.”

Tamamen yalnız kalan Hasan Mezarcı, aynı gün partisinden istifa etmiş ve laik rejim; medya linçi silahının namlusuna alarak dokunulmazlığını kaldırdığı vekil hakkında, 150'ye yakın dava açmıştır. Bu hengâmda ne acı ki, mevzuyu rey kaybetme korkusuna çeviren Refah Partili yöneticiler; yaptıkları açıklamalarla, Mezarcı'yı laik rejimle birlikte el ele çukura itmişlerdir. 16 Mart 1994 tarihli Milliyet'e konuşan, dönemin Genel Başkan Yardımcısı ve Kocaeli Milletvekili Şevket Kazan: “Medyayla birlikte, Çiller ve Ecevit'in saldırılarına karşı hukuk savaşı başlattık. Ancak kendi partilimiz olan Hasan Mezarcı bizi arkadan bıçakladı. Kimse teşkilattan izinsiz kurşun bile sıkamayacağı halde, Mezarcı'nın yapmış olduğu açıklama, bağımsız oyların bize kaymasını şimdilik durdurdu.” demiştir.  Hele ki dönemin Refah Partisi Genel Sekreteri Oğuzhan Asiltürk'ün “Hasan Mezarcı Mit Ajanıdır” suçlaması, atılan tokatlardan biri olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.

1996 senesinin ilk aylarında Almanya'ya geçen Mezarcı, verdiği konferanslar ile insanların hakikatleri görmesi için faaliyet göstermeye devam etmiş; yaklaşık on ay sonra Türkiye'ye döndüğünde, hakkında dört ayrı gıyabi tutuklama kararı bulunduğu için, havaalanında gözaltına alındıktan sonra, DGM tarafından tutuklanarak Metris cezaevine konulmuştur. Cezaevi vetiresinde, laik rejimin intikam alma darbesinin bir silahı daha devreye sokulmuş; daha sonraları Refah Partisi eski milletvekillerinden Şevki Yılmaz'ın ekranlarda söylediği “Hasan Mezarcı mahkemede “beni zehirliyorlar” diye bağırmıştı” sözleri, hapishanedeki muameleyi gözler önüne sermişti. Psikolojik ve biyokimyasal işkenceyle, öyle bir muamele yapılmıştı ki; hapishaneden çıktığı gün okuduğu şiir, şu anda içinde bulunduğu “hasta” durumun sinyalini veriyordu:

Atatürk'e “veled-i zina” diyen ve Türkiye Büyük Millet Meclisi için “Bu Meclis'ten tiksiniyorum” yorumunu ya­pan RP eski Milletvekili Hasar Mezarcı, cezasını tamam­layarak dün tahliye oldu. Yargılandığı davalarda mahke­me salonlarında yaptığı konuşmalar ve işaretlerle dikkati çeken Mezarcı, cezaevinden çıkarken de benzer sözler söyledi. Mezarcı, Türkiye'deki sistemin üç-beş yıl içinde toplumsal bir patlamayla değişeceğini ve bu hareketin bütün dünyaya çeki düzen vereceğini ileri sürdü.

Cezaevin­den çıkarken kendisini bekleyen gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mezarcı; sözlerine, şifreli olduğunu ileri sürdü­ğü Farsça bir şiirle başladı. Farsça şiirin tam olarak ne an­lama geldiğini açıklamayan Mezarcı, yakın anlama geldiğini ileri sürdüğü şu satırları okudu:

“Gün döner, keser dö­ner, sap döner

Gün gelir, hesap döner

Mezarcı gelin­ce deccaliyet sona erer.”

(10.10.1997-Milliyet)

Şiirin son kısmından da anlaşılacağı üzere; Mezarcı artık “yaşayan şehit” olmuştur, lâkin bu da yeterli değildir. Bir gece milyonların gözü önünde, zamanın şov maşası Reha Muhtar tarafından  linç ettirilir ve şu acı sözler kendisine söylettirilir: “Hasan Mezarcı öldü, Allah rahmet eylesin. Günahıyla, sevabıyla onu defnettik. Ben, Meryem oğlu İsa'yım ve inananlarım, havarilerim meydana gelmiş, dua ediyoruz. Cenabı Allah'ın verdiği güç nispetinde vazifemizi yapmaya devam ediyoruz...”

Her daim “insan hakları” üzerinden vurgu yapan laik çevreler; “hasta” bir insanın televizyon ekranlarında alaya alınmasını kınamak şöyle dursun, kahkahalarla gülmüşlerdir.

Son devrin Ali Şükrü Bey'i Hasan Mezarcı; yaşarken öldürülmesine rağmen, rejimin kini hâlâ son bulmamıştır. 10.04.2001-16.05.2001 ile 25.01.2002-06.05.2002 tarihleri arasında, farklı gıyabi tutuklama kararları infaz edilmek üzere, “tek kişilik” hücrelerde hapis yatmış ve tahliye edilmiştir. 

Biz, son tahliyesi sonrası Düzce'ye yerleşen Mezarcı'yı, “onların istediği gibi” değil, olduğu gibi düşünmeye devam edeceğiz. Kendisini, 1996 senesinde Almanya'da çıkarmış olduğu, “Kavgamın perde arkası” isimli kitabının arka kapağındaki; Lazistan Milletvekili Ziya Hurşit Beyin “Her Millet kendi putunu kendi yapar, kendi tapar” sözündeki mananın savaşçısı olarak bileceğiz.

Bir gün Yüce Mevla'nın karşısına çıktığımızda (eğer o yüzü bulursak) “Yarabbi! Senin yolunda Serdengeçtice savaşan bir yiğit; gözlerimizin önünde harap olurken, biz sadece seyrettik. Sen bizim gafletimize, o kulunun günahlarını ve bizleri af eyle…” diyerek bir nebze “vefa” borcumuzu ödeyebileceksek, az da olsa bir mutluluktur. Yoksa bu işin vebalinden, hususiyetle Türkiyeli Müslümanlar kalkamazlar, kimse kusura bakmasın vesselam… HasanMezarci

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  959012

-