Ahmet Doğan İlbey

‘KILICI KILIÇ İÇİN DEĞİL, FİKİR İÇİN ÇEKEN ORDU’

Ahmet Doğan İlbey

Üstad Necip Fâzıl'ın “Altun Ordu” olarak vasıflandırdığı Türk ordusu heybet ve merhamet cephesiyle mayalanmış Mehmetçikler ordusudur. Bin yıllık Müslüman Türk ordusunun madde ve mâna cephesini icazlı cümlelerle anlatıyor üstad. “İdeolocya Örgüsü” nden (s. 242-247) hülâsa ettiklerimiz şöyle:

Ok, tüfek veya atom bombası... Üçü de keyfiyet ve gayede bir... Farkları kemmiyette... Ok da, tüfek de, atom bombası da bir gaye ve dâva emrine girmedikçe kendi zatî maddesi ve iş görme avantajlarıyla hiç bir hak ve imtiyaz belirtmez. Hak ve imtiyaz, onları kullanan ele, elin bağlı olduğu kafaya, o kafaya yön veren ruha göredir.

Aynı ok, Kerbelâ'da Peygamber Torununun mukaddes yüreğine saplanabileceği gibi, kör Deccal'ın iki kaşı arasından da girip geçebilir. Ordu bir oktur onu kullanan el aynı okun şuur merkezi subaydır; bağlı olduğu kafa, fikir ve hakikattir; kafaya yön verici ruh, millet ve cemiyettir.

“Ordu, cemiyetin yumruğudur”

Ordu ki cemiyetin yumruğudur; gömülü olduğu eti acıtmayan bir tırnak gibi, başıyla âhenk hâlinde bulundukça, o cemiyet sâlim, o baş aziz ve o yumruk mübarektir.                                                                                                  

Yumruğun kafa kadrosu yumrukluktan çıkıp beyinleşecek, bunun için haysiyetli bir fikirle gelmiş olacak, her fikir gibi sivilleşecek, kendine inandıracak. Peşinden, yumruğu (ast) ve beyni (üst) rnakama iade edecek ve böylece beyin yine beyin ve yumruk yine yumruk kalacaktır.

“Fikir evvel, ordu sonradır”

Üstada göre, millet ve devlet birlikteliğinde fikir evvel, teşkilât ve ordu sonradır.  Ordu, millet ve devletin mayası ve zemini olan ulvî fikrin manivelâsıdır. Kılıcı, kılıç için değil, fikir için çeken bir ordu... 

Ordu, orduluğunu fikre takaddüm ederse, yâni öncelerse ve tahakküm edici bir vasıta olarak kullanmaya başlarsa,  ordu-millet dâvasının ordusu olmaktan çıkar ve gerçek ordunun fazilet ve itaatini tersinden kullanmış olur.           

“Ordu fâni şahsın değil, fikrin emrindedir”

Ordu, fâni şahsın değil, ebedî fikrin emrinde bir teslimiyet ve o fikir dimağına bağlı yumruk sadakatini gösterendir. Kılıç, yâni ordu sırf kestiği için kesmeye ve hakkın boynunu vurmaya kalkışma gibi haksızlık cinnetine düşmekten her ân mahfuz ve masun tutulacak; çürümüş, kokmuş cemiyetlerin hastalıklarına karşı daima aşılı olacak; milletin irade ve idaresiyle asla ihtilâf hâline düşmeyecek.

Üstadın, sûret ve sîretini târif ettiği ordunun vasıflarını Mehmetçikler ordusu taşıyor bugün. Osmanlı Türk ordusunun mirasçısı Mehmetçiklerin asâleti ve karakteri ceddinden geliyor. Muhteşem tarihimize mensubiyet duyan herkesin malûmu olan bir hâdise var ki, Hazret-i Peygamberlerini (s.a.v.) çok seven Türk askerinin mayasının sağlamlığını gösteriyor.

Ehlinin bildiği vak'adır; Yavuz Sultan Selim'in ordusu Mısır'a giderken bağlık-bahçelik olan Gebze'de mola verir. Sultan Selim, “Acaba askerlerim, sahibinden müsaadesiz üzüm ve elma koparıp yediler mi?” diye düşünür ve Yeniçeri ağasına “Ağa fermânımdır; bütün yeniçeri, sipahî ve azap askerlerimin heybeleri yoklansın! Heybesinde bir elma veya üzüm salkımı çıkan asker olursa, derhal huzuruma getirilsin!” der.

Yeniçeri ağası bir müddet sonra gelip, “Sultânım koparılmış hiçbir elma ve meyve izine rastlamadık” deyince, sevinir ve ellerini açar: “Allah'ım! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun! Bana haram yemeyen bir ordu ihsan eyledin!” diyerek dua eder. Sonra “Şâyet askerlerim izinsiz meyve koparmış olsalardı, Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz!” der.                                                                      

Kanunî Sultan Süleyman da Mehmetçiklerin ceddidir. Onun devrinde hem gurur, hem ders verici bir vak'a var ki, bu asâlet ve nizam ancak bizim ordumuzda vardır.

Kânûnî'nin Avusturya seferlerinden biri… Ordu mecburen gayr-i müslim köylerinden de geçiyor. Mola verildiği bir sırada Hris­ti­yan bir köylü, Kânunî'nin huzuruna gelir: “Sul­tâ­nımız! Askerlerinizden biri bağımdan üzüm koparmış ve yerine de parasını asmış! Size teşekkür etmeye geldim” der.

Merhamet ve edep sahibi ordu

Kânûnî, o askeri seferden men eder. Hayretler içinde kalan Hris­ti­yan köylünün, “Askerin mükâfatlandırılması için gelmiştim, fakat cezalandırdınız?” demesi üzerine, “Askerin hâli, zafer ve nusretin ilk adımıdır. Eğer o asker, parayı üzümünü aldığı asmaya bağlamamış olsaydı, bu ordunun adı zâlimler ordusu olurdu ve o askerin kellesi giderdi. O parayı asmaya bıraktığı için kellesini kurtardı, ancak sahibinden izinsiz mal aldığı için seferden men cezâsına çarptırıldı” der.

Hülâsa, üstadın “Altun Ordu” hayâlini gerçekleştirmeliyiz. Bu hayâlin ilk nüvesi bugün Osmanlı Türk ordusunun mirasçısı Mehmetçiklerdir! Silahını fikir üzere kullanır; İ'lâ'yi Kelimetullah için, vatan için, namus için savaşır. Savaştığı topraklarda ağaca, kuşa, bağa, bahçeye, hayvanata, nebatata zarar vermez ve aman diyene silah çekmez.

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: [email protected]

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  823609

-