KİMYASAL SİLAH, KEYFÎ TUTUKLAMALAR, TOPLAMA KAMPLARI VE İŞKENCE


KİMYASAL SİLAH, KEYFÎ TUTUKLAMALAR, TOPLAMA KAMPLARI VE İŞKENCE

Kamplardaki insanların pek azı silahlı mücadeleye katılmıştı. Örneğin en büyük kamp olan Çernokovozo'daki yaklaşık 1000 tutuklunun yalnızca 7 tanesi savaşa katılmıştı.
Rusya'nın Çeçenistan işgali sırasında yaptığı haberler ve röportajlar nedeniyle tutuklanan ve toplama kampına gönderi-len Rus-Amerikan gazeteci Andrew Babitski şunları söylüyor:
“Ben de istisnasız herkes gibi aynı davranışla karşılaştım. Yani coplarla dövüldüm. Kamptayken bir kadına ‘işkence' ettiler. Başka bir sözcük bulamadığım için ‘işkence' diyorum. (…) Stalin dönemindeki kampları hepimiz okumuşuzdur, Alman kamplarını da biliriz, işte buradaki kamplarda da aynı şeyler vardı.”
İnsan hakları örgütleri, Çeçenistan'da yaşanan bu dram karşısında gözlem yapmak, bölge insanına insanî yardım ulaştırmak ya da raporlama faaliyetinde bulunmak istediklerinde Rusya'nın sert ve olumsuz müdahalesiyle, bürokratik ve hukukî engellemelerle karşılaştılar. Yardım malzemelerinin pek çoğuna el konuldu, sivil toplum kuruluşu yetkilileri tutuklandı ve hatta işkence gördü. Yine de bu şartlar altında yapılan çalışmalar neticesinde hazırlanan raporlarda, keyfî tutuklamaların yapıldığı, insanların gözaltındayken kaybolduğu, tecavüz ve işkence olaylarının korkutucu boyutlara ulaştığı belirtilmektedir.
Öte yandan Rusya, Çeçenistan'da uluslararası hukuka göre kullanılması yasak olan pek çok silahı Çeçen sivillere karşı kullanmaktan da çekinmedi. Bunların başında kimyasal silahlar gelmektedir. Vakum, napalm, yangın bombaları, hava yakıt patlayıcıları ve scut füzeleri de Çeçen sivilleri hedef alarak binlerce kişinin ölümüne neden olan ve uluslararası hukukta kullanılması yasak olan silahlardan bazılarıdır.
İŞGALLE DAĞILAN BİR ÜLKE: 500 BİN MÜLTECİ
Rusya'nın Çeçenistan'da sürdürdüğü işgal ve soykırım hareketinin en acı sonuçlarından biri de sayıları 1 milyona yaklaşan mülteciler oldu. Her iki işgal sürecinde de sivil halk, kendilerini hedef alan ve can güvenliklerini ortadan kaldıran saldırılardan kaçmak ve hayatta kalabilmek için çareyi göç etmekte buldular. Murat Yılmaz bu konuda şu çarpıcı tespitleri yapıyor:
“1994-96 savaşı boyunca ve hala devam etmekte olan savaşta göç eden insanların sayısı ayrı ayrı 500 bini bulmaktadır. Bu insanlar saatte dört binden fazla patlamanın yaşandığı Çeçen kentlerinden, daha emin olarak gördükleri komşu ülkelere ve bölgelere göç edebildikleri için kendilerini şanslı saymaktadırlar. (…) Özellikle son 10 yıl içerisinde, Çeçenistan'da yaşayan birçok kişi için göç çoğu zaman tek çıkış yolu olmuştur. Bu baskı çemberinde insanlar yoğun bombardıman neticesinde hayatını kaybetme ya da yaralanıp sakat kalma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Kaçırılma, yağmala-ma, tecavüz vakaları, toplama kampları gerçeği ile yaygın işkence olayları ve ‘temizleme operasyonları' adı altında gece yarısı baskınlarının getirdiği derin psikolojik izler, insanları yaşamla ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlamakta ve göç tek çıkış yolu olmaktadır. Rusya'nın taraf olduğu Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ederek her iki savaşta da hastaneleri, doğumevlerini, pazarları, yerleşim yerlerini ve mülteci konvoylarını hedef alması insanların endişelerini haklı çıkarmaktadır. (…) Kayıtların düzenli tutul(a)maması ve kayıt dışı mülteciliğin yaygınlığı sebebiyle net rakamlara ulaşmak, çoğu zaman mümkün olmamıştır. Bu verilere göre mültecilerin sayısı savaş boyunca 400 bin ila 800 bin arasında değişmiştir. Ayrıca Çeçenistan içerisinde yerinden edilen 240 bin insandan bahsedilmektedir.”
İşgal ve soykırım sebebiyle evlerini ve yaşadıkları toprakları terk ederek göç etmek zorunda kalan mülteciler, öncelikle Kafkasya coğrafyasındaki bölgeleri tercih ettiler. Özellikle komşu İnguşetya'ya iltica eden ve derme-çatma çadırlarda konaklayarak hayatta kalma mücadelesi veren yüzbinlerce Çeçen mülteci, Rusya ve İnguşetya yönetimlerinin baskılarıyla ülkelerine geri dönmeye zorlandılar ve ölümün kucağına terk edildiler.
Çeçen mülteciler İnguşetya dışında Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan gibi bölgedeki diğer devletlere, Türkiye gibi akrabalık bağlarının bulunduğu ülkelere ve dünyanın dört bir tarafındaki onlarca ülkeye dağıldılar.
Kendi topraklarından kaçmak zorunda kalan pasaport ve vize işlemleri için aylarca oyalanan ve göç etmeleri dahi zorlaştırılan Çeçen mülteciler elbette gittikleri ülkelerde kolay kolay kabul edilmediler. Özellikle Avrupa ülkeleri iltica başvurularını reddetti ve göz yumdukları soykırımdan kaçan insanların hayatta kalma mücadelelerine sırt çevirdi. Çeçenler mülteci olarak kabul edildikleri ya da sınırları içinde bulunmalarına göz yumulan ülkelerde de, ailelerinden, evlerinden, yaşadıkları coğrafyadan, maddî ve manevî varlıklarından uzak bir hayatın içine hapsedildiler. Öte yandan Çeçen halktan boşalan yerlere yüksek maaşlar teklif edilerek getirilen Rus ve diğer etnik kökene sahip insanlar, ilerleyen yıllarda bölgede çeşitli gruplaşmalar yaşanmasına ve ülkesine dönmek isteyen Çeçen halkının yeni bir sorunla karşı karşıya kalmasına sebep oldular.

Yorum Yaz

  491583

-