9 ARALIK 2019 PAZARTESİ

Elif Sönmezışık

KIRLANGIÇ FIRTINASI

Elif Sönmezışık

Onları ilk defa Boğaz sularının üzerinden süzülürken görmüştüm. Güneşin altında dalgalanan siyahımsı benekli şeffaf bir kumaşı andırıyorlardı. Hayret ve hayranlıkla izlerken sordum, bunlar nedir diye; kırlangıçtır dediler. Kırlangıç, sesinde güzelliği çağıran ahenkli bir kelimeydi. İsminde şiir olan kuşlardı onlar.

Vakit geldi, kırlangıçlar dönüyor.

“Dönüş” fiilinde, iyi bir ses var. Gelmesi umulan, beklenen, özlenen bir ses… Evden uzakta olanlar döner. Dönüş, geçici olana değil kalıcı ve daim olanadır. Gidişlerden ve uğraklardan geriye kalanlardır.

İnsanın o büyük dönüşü de böyle… Ölümden sonrası… Hayalini kuramadığı bir sılası var daima. Dünya ise gurbet. Bakara'daki birkaç kelime anlamamıza yetiyor: “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun: Allah'tan geldik ve yine O'na döneceğiz.” Bu cümle Kur'an'ı hiç bilmeyenlerin bile zihnine takılı kalıyor. İnsanın, dünyada bir yolcu olarak uğraklarda ve gurbette oluşunu anlatıyor. Umulan odur ki, hayatın kıymetini anlatıyor.

Kırlangıçlar dönüyor.

Havalar ısınıyor ve tabiatın uyanışı bize yaradılışa ve devamlılığa dair öyle sahici ve güzel şeyler söylüyor ki… Baharla gelen, havaya yayılmış, sonsuza dek sürecekmiş gibi duran mutluluk hissi de bu uyanışın bir parçası.

Her canlı yenilenmek üzere uyanıyor ve devinim, insanın iradi olarak ortaya koyduğu kusurlu ve hayatı sekteye uğratan her türlü davranışına rağmen kesintisiz devam ediyor.

Dönüş, uyanış zira. Eve dönüş, yanlıştan dönüş, Hakk'a dönüş… Hepsi bir uyanışın ve hatırlayışın tezahürü.

Kırlangıçlar dönüyor.

Dönüşler devinimin bir parçası. Devinim, bir halden başka bir hale geçişi ifade eden güzel bir kelime. Dolayısıyla mevsimlerin tarifi için de son derece uygun. Ve dahi insanların dünyadaki var oluş sürecine de karşılık geliyor.

Tarihin kritik vakalarının, büyük-küçük olaylar üzerinden dönem dönem ama sürekli tekrar ettiği artık daha net anlaşılıyor. Unutulanlar hatırlanıyor. Hayat hiçbir nefsin istediğini vermiyor, ama kendisi için istediği her şeyi başkaları için de istemenin mecburiyeti ve ne olursa olsun, bunda ısrarcı olmak ve yetinmek gerektiği hatırlanıyor. Bu hatırlayışlar dönüm noktaları oluyor.

Kırlangıçlar dönüyor.

Hâlbuki mevsimler de tıpkı hayat gibi dönüşüm üzerinden tanımlanıyor. Kaybolanlara yeniden kavuşmuşuz gibi… Aslında var olan hiç kaybolmuyor. Bir halden başka bir hale geçiş yapıyor ve yenilenmeye yardımcı oluyor.

Biz ezberimizde yitirdiklerimizi listelesek de, gökyüzüne tüm sesleri biriktirebilecek bir hafıza bahşeden Allah, haller üzerinden varoluşu devam ettiriyor ve bu okuma en güzel bahar temsili üzerinden yapılıyor.

Kırlangıçlar dönüyor.

Vakit geldi, hakikaten geri dönüyorlar. Eski takvime göre kış gelmeden göçen kırlangıçlar bugün yurduna dönüyor. Mavi gökyüzünde muhteşem suretler çizebilmek, bir arada ne kadar muazzam olunabildiğini göstermek için… Onlar, hayatın güzel işlerinden harikulâde bir tutam. Bize ibret almak düşüyor.

Bir kitap: İstiklalden İstikbale

Kırlangıçların fırtınasından ve dönüm noktalarından söz etmişken çok yakın geçmişte yaşadığımız acı tecrübeye dair yeni bir kitaptan haber vermeliyim.

“Aydınlar gibi yazarlar da çağlarının tanıdığıdır. Ben Türkiye'nin son yıllarında yaşananlara edebiyata meraklı bir edebiyatçı olarak baktım. Duygu ve düşüncelerimi kaleme aldım. İnanıyorum ki, bu yazılar, yaşananlara bir izdüşüm, gördüklerimize bir ayna ve büyük bir milletin dirilişi, uyanışı, silkinişi, ayağa kalkışı ve iç/dış düşmanları tepelemesine bir yansımadır.” diyor önsözünde. Millet olarak büyük mücadelelerle dolu uzak ve yakın geçmişimize dair edebiyat ve tarih metinlerimizin yetersizliği düşünülürse bu “yansımalar”a ne çok ihtiyacımız olduğu daha net anlaşılabilir. 

Görene malumdur ki, 15 Temmuz bugün hayatta olan her yaştan insanımız için önemli bir tehlike eşiğiydi. Şükürler olsun ki, yaralı da olsak bu badireyi atlattık ve büyük bir lütuf olarak içinde yaşadığımız ateş çemberinin farkına vardık.

Son yıllarda yaşadığımız ayrışmalara en keskin ve net cevaplardan biri olan 15 Temmuz'u, birleştirici ve bütünleştirici söylemler üzerinden hatırlamaya ihtiyacımız var.

İstiklalden İstikbale,* bu hassasiyetler açısından örnek eserler arasında. 15 Temmuz'da yaşadığımız ihanetin öncesinde ve sonrasında kaleme alınmış “vatansever” yazılardan oluşuyor.

Edebiyatçı yazar Mehmed Nuri Yardım'ın kaleme aldığı tam seksen dört farklı yazıyı bir araya toplayan eser, vatan-millet şuuru ile millî-manevi değerlerin temellendirdiği bir anlayışın ürünü. Edebiyatçı bir dağarcıktan süzülen ve edebiyatımızın özünü teşkil eden alıntılarla zenginleştirilmiş.

İçeriği, “15 Temmuz 2016'dan Önce”, “15 Temmuz 2016'dan Sonra”, “Hüzünlü Yazılar”, “Şairlerin Diliyle” olarak isimlendirilmiş dört ayrı başlıkta toplanmış. Yardım, bu akış içinde 15 Temmuz badiresinin öncesi ve sonrasındaki gözlemlerini hem kişisel hem de toplumsal bağlamda değerlendiriyor ve her tespitin ardından makul öneriler getiriyor.

Yazarımızın hem bir kalem erbabı hem de bu milletin bir ferdi olarak üzerine düşeni yerine getirdiği bu eserde, böyle bir ülkede kalem taşımanın ne tür bir sorumluluk getirdiğini hissettiren, bu farkındalığı pekiştiren, sık sık dile getirilmesi gerektiğini bildiğimiz birçok mesaj var. “Büyük Millet” yazısında geçen şu cümleler gibi:

“Asırlardır esen bu iman rüzgârı niçin hız kesmez? Uzak iklimlerden gelen bu irfan nehirleri nasıl olur da kurumaz? Yürek yangınlarımız acep neden sönmez? Müjdelenmiş insanların görevi nasıl olur da bitmez? İyi düşünmeli.”

Gizli ya da aşikâr hayatlarımıza sızmış ve sapkın referanslı yayınlarıyla nesilleri etkisi altına almış FETÖ oluşumunun karşısına konabilecek eserlerin zenginleşmesi ve desteklenmesi gerektiğinin altını, bu vesile ile bir defa daha çizmiş olalım.

*Mehmet Nuri Yardım, İstiklalden İstikbale, Mihrabad Yayınları, 338 sayfa.

ELİF SÖNMEZIŞIK - TERCÜMEİHÂL

Yazar Elif Sönmez Işık, Türkiye Yazarlar Birliği 2017 yılı 'basın fıkrada' ödülü sahibi

ELİF SÖNMEZIŞIK DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  197975

-