KOLEKTİFLEŞTİRMEYLE GELEN KATLİAMLAR


KOLEKTİFLEŞTİRMEYLE GELEN KATLİAMLAR

TİBET'İ ÇİNLİLEŞTİRME
Tibet halkının barışçıl yapısına ve bölgede tam bir bağımsızlık talep etmemesine rağmen Çin'in uyguladığı politikalar sonucu halkın Çin'e karşı ayaklandığı bilinirken bu tepkilerin oluşmasında Çin'in asimilasyon çabalarının bir sonucu olarak bölgeye Han Çinlilerini göç ettirmesi en büyük etkendir. Zira bu uygulama ile yerel halk topraklarından sürülmekte, sömürgeci uygulamalar sebebiyle iş olanaklarından mahrum kalmakta, aynı zamanda da Han Çinlilerinin her türlü konforuna yönelik uygulamalarla kendi topraklarında ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmektedir. Halâ eski mahallelerde yaşamlarını sürdürmeye çalışan Tibet halkına karşılık Çinli nüfusun yaşam standartlarını yükseltmek için Çin hükümetinin büyük rakamlar harcadığı görülürken iki halk arasındaki bu farklılık bir milletin asimile edilmesi için psikolojik bir savaşın yaşandığını da gözler önüne sermektedir. Bu politikaya dikkat çeken Avustralyalı diplomat ve akademisyenler 2008'de Sdney'de Morning Herald New'in yayımladığı haberle Tibet'te yaşananlara ilişkin Çin hükümetinden Han göçmenlerine akan paranın geride kızgın, işsiz Tibetlileri bıraktığını belirtmişlerdir. Aynı zamanda ÇKP'nin (Çin Komünist Partisi) genel sekreteri Hu Yaobang'ın da 1980'de Lhasa'yı ziyareti sırasında gördüğü tablo karşısında Tibetliler ve Çinli göçmenlerin hayat standartları arasındaki uçurumdan dolayı ‘katıksız haldeki sömürgecilikten' bahsettiği söylenmiştir.
3,5 milyon nüfusu olan Tibet'e 10 milyon Çinli yerleştirildiği ve halkın tahrik edildiği bilinirken 2006'da açılan Qinghair Tibet demiryolunun bu akışı hızlandırmak için kullanıldığı da belirtilmiştir. Tibet topraklarında Çin nüfusunu artırarak Tibetlileri azınlık durumuna düşüren bu göç politikası, en son 2008'de yaşanan protesto ve sonrasında yaşanan sert müdahale ile gündeme gelmiş ‘Çin'in' politikası tepki almıştır. Pekin merkezli hukukçular organizasyonu ve think-thank kuruluşu Gongman (Açık Anayasa Girişimi)'ın hazırladığı rapor da bu ayaklanmalarının sebebi olarak Çin hükümetinin uyguladığı yanlış politikaları göstermiştir.
Tibet halkı göçmenlerden dolayı işsizlik sorunu yaşarken bölge halkının işsiz kalmasında bir diğer etken de eğitim dilinin Çince olmasıdır. Tibetli gençlerin asimile olmaları için komünist eğitim merkezlerinin açıldığı Tibet'te, okullarda gençlere zorla komünist düşünceleri benimsemeleri için baskı yapıldığı ve Tibetli gençlerin komünist düşüncelere uygun yetiştirildiği belirtilmektedir. 1953'ten itibaren bu amaçla açılan eğitim kurumları için yüzlerce komünist idareci ve propagandacının maden arama ve askerî eğitim grupları adı altında Tibet'e yerleştirildiği de iddia edilmiştir.
KOLEKTİFLEŞTİRMEYLE GELEN KATLİAMLAR
1956'da dönemin Çin başbakan yardımcısı Chen-Yi'nin “Tibet ekonomisi tamamıyla kolektivize edilecektir.” sözleri her ne kadar Tibet'in kalkınmasına yönelik bir hareket gibi sunulmuşsa da, süreç Tibet'in komünistleştirilmesi ve millî varlığının ortadan kaldırılmasına dönüşmüştür. Tibet'e giren Çin askerlerinin halkın ziraat alanlarına, hayvan sürülerine ve mahsullerine çeşitli bahanelerle el koyduğu, bazı kişilerin mahsullerini göstermelik fiyatlarla aldığı ancak bu fiyatlandırmanın dahi halkı mağdur edecek şekilde yapıldığına dikkat çekilmiştir. Tüccar ve çiftçinin mallarına çok düşük fiyatlarla el konulmasıyla halk yoksullaştırılırken Tibet'in ekonomisi her yönden Çinlilerin ihtiyaçlarını gidermek için zayıflatılmaya çalışılmıştır. Her sömürgeci güç gibi Çin de Tibet işgalini Tibet'e medeniyet getirmek, ekonomisini ıslah etmek gibi gerekçeler sunarak meşrulaştırmaya çalışmış, kendi çıkarlarına uygun hareket edip bölgeyi asimile etmek için çaba sarfetmiştir. 1950'li yılların ortasından itibaren artan kolektifleştirmeyle birlikte gerginliklerin artmasının ardından ayaklanmaların başladığı Tibet'te özellikle Hampa gerillalarının ayaklanmaları karşısında halk görülmedik gaddarlıklar ile karşılaşmıştır. Artan baskılar karşısında 1956'da başlayan Tibet isyanı sonucunda Dalai Lama'nın ağabeyinin Hindistan başbakanı Nehru'ya yazdığı mektuba göre Doğu Tibet'in Litang bölgesi Çinliler tarafından bombalanmış ve 4 bin kişinin ölümüne neden olunmuştur. Çin, ilk ayaklanmalar karşısında kısmî bir gerilemeye gitmişse de çete halindeki faaliyetleri sert müdahalelerle bastırma yoluna gitmiş, bu ayaklanmalar karşısında havadan yüksek patlayıcılar ve zehirli gaz bombaları kullanılmıştır.
1959'daki Büyük Han Ayaklanması, dönemin en karanlık olayı olarak nitelenirken Lhasa'nın ele geçirilmesiyle sonuçlanan bu ayaklanma sonunda 2 bin ila 10 bin kişinin hayatını kaybettiği bilinmektedir. Bu sırada hedef alınan Ramoşe Tapınağı ve Patala, önemli ölçüde harap olmuştur. Tibet'te benzeri ayaklanmalar ve özellikle Hampa gerillalarının ayaklanmaları, 1989'daki sıkıyönetimin ilanına kadar sürmüştür. Çin daha sonraki tüm protesto girişimlerini de bu çerçevede değerlendirerek sert tedbirler almıştır. 2008'de rahip-rahibe, öğrenci ve sıradan insanlardan oluşan bir grubun ay-rımcılığın son bulması için yaptıkları gösteri kanlı bir şekilde bastırılmış, protestocular T-90 zırhlı personel taşıyıcı ve T-92 zırhlı araçlar ile dağıtılmıştır. Bu ayaklanma sonucunda 6.500'den fazla kişi yaralanırken 200'den fazla insanın da hayatını kaybettiği bildirilmiştir. Çin, bu ve benzeri tüm ayaklanmaları Çin'i bölmek için, dış destekli eylemler olarak göstermekle kendisinin bölgenin kalkınması için çaba sarfettiğini iddia etmektedir. BM Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesinden biri olan Çin'in bu uygulamaları, ABD, Fransa, İngiltere, Rusya gibi devletler tarafından, kendilerinin de benzer uygulamaları gerçekleştiriyor olmaları sebebiyle görmezden gelinmiştir.
TOPLAMA KAMPLARI
1950 ve 1960'lı yıllarda her 10 Tibetliden birinin toplama kamplarına kapatıldığı belirtilirken varolan 166 kamptan dışarı çıkabilenler ise sadece %2'lik bir oranı oluşturmaktadır. 1984'te 173 bin kişinin hayatını kaybettiği, özellikle Manastır topluluklarının hep beraber kömür ocaklarına gönderildikleri bunun da inancı kırmaya yönelik olduğu ifade edilmiştir. Ağır hapis koşullarında; soğuk, yüksek dereceli sıcaklık gibi unsurlara açlığın da eklendiği, bundan dolayı mahkûmlar arasında yamyamlık olaylarının yaşandığı da dile getirilmiştir. Bu, insanlık dışı uygulamaların vardığı son noktayı ifade etmektedir. Genellikle tutuklamak için çok hafif bahaneleri bile kullanan Çin, erkeklerin ¼'ünün Lama olduğu Tibet'te bunu potansiyel suç olarak saymış aynı zamanda her 6 kişiden birini de ‘sağcı' olmakla suçlamıştır. Hapishane koşulları, kamp-lardaki işkenceler ve halkı potansiyel bir suçlu gören Çin soykırımı karşısında Dalai Lama'nın halkının yaşadıklarına dair şu sözleri oldukça etkilidir ve yaşananları ortaya koymaktadır:
“(Tibetliler) yalnız kurşunlanmakla kalmadı; öldüresiye dövüldüler, çarmıha gerildiler, canlı canlı yakıldılar, boğuldular, parçalandılar, açlıktan öldürüldüler, boğazlandılar, asıldılar, haşlandılar, canlı olarak toprağa gömüldüler, kollarından bacaklarından gerilerek parçalandılar ya da kafaları koparıldı.”
Tibet halkına karşı yapılan bu hukuksuz uygulamalar karşısında Pancen Lama'nın 1962'de bir rapor hazırlayarak yaşanan baskı ve kıtlıktan şikâyet etmesi ise onun da hapsedilmesine sebep olmuştur. 1977'ye kadar ev hapsinde tutulan Pancen Lama'nın cezası ancak 1988'de kaldırılmıştır.

Yorum Yaz

  513651

-