17 EKİM 2019 PERŞEMBE

Hüseyin Yağmur

KÖRLÜK ÇEŞİTLERİ

Hüseyin Yağmur

Körlük, kısaca insanın beş duyu organından biri olan görme yeteneğini kaybetmesi hali olarak tanımlanabilir. Bugünkü yazımızda biraz körlük çeşitleri üzerinde durmak istedim.

Hakikat Körlüğü

Kuranı Kerim'de  körlük, ‘hakikati görmemek' olarak bir başka boyutuyla anlatılır. Allah-u Teâlâ yeryüzünde haksız yere büyüklenenlerin, koyduğu hükümlerden yüz çevirenlerin, doğru yolu apaçık görseler bile o yolda yürümeyenlerin akıbetlerini şöyle anlatmaktadır: “Yeryüzünde haksız yere böbürlenip büyüklük taslayanları âyetlerimi idrakten çevireceğim, anlamaktan mahrum edeceğim.” (A'râf: 146)

Bu kişiler ilâhî hükümlerdeki hikmet ve hakikatleri anlamazlar, gerçeklere nüfuz edemezler.Bunun sebebi ise; Allah-u Teâlâ onların kalplerini çevirdi, çevirdikten sonra mühürledi, gözlerine bir perde çekti, kulaklarını da sağır yaptı. Artık bütün Kur'an-ı kerim âyetlerini önlerine koysan; görmezler.

Onların bu gafletleri yanılmak ve bilgisizlikten kaynaklanan bir gaflet değil, hakka ve hakikate yüz çevirmelerinden kaynaklanan bir gaflettir.

Bu konuda Kuranı Kerimde çok sayıda ayeti kerime yer alır.

“Doğru yolu görseler onu yol edinmezler.” (A'râf, 146)

Bunlar sağırdırlar, kördürler ve dilsizdirler. Artık girdikleri yoldan geriye dönmezler. (Bakara,18)

Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir. (A'râf 179)

“İşte bunlar Allah'ın kendilerini lânetlediği, sağır yaptığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.” (Muhammed: 23)

Allahu Teala hakikati görme melekemizi artırsın kötü akıbetlerden muhafaza buyuırsun.

Renk Körlüğü

Renk körlüğü değişik renkleri ve gölgeleri algılamaktaki bozukluğu tanımlamak için kullanılır. Kadınlardan fazla erkeklerde görülen, oldukça yaygın bir durumdur. Kadınlarda yüzde 1 oranında rastlanılmasına rağmen bu oran erkeklerde yaklaşık yüzde 10 dur. Bu hastalığın nedeni; gözün retina tabakasındaki bazı pigmentlerin eksikliği veya hiç olmamasıdır.

Renk körlüğü aynı rengin tonlarını ayırmakta olan güçlük şeklinde hafif olabileceği gibi hiç bir rengi ayıramayacak kadar şiddetli olabilir. En çok görülen tipi, kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesidir. Nadir görülen bazı vakalarda ise bütün renklerin ayırt edilememesi ve dünyanın siyah - beyaz görülmesi söz konusudur. Her 20 erkekten ve her 200 kadından birinde vardır. Çoğu renk körü olduğunu kendiliğinden fark etmez. Görüldüğü gibi renk körlüğünde “En çok görülen tip, kırmızı ile yeşilin ayırt edilememesi” imiş. Asıl mesele de bu zaten. İnsan, kırmızı rengi yeşil  olarak görüyorsa işi zor demektir.

İşletme Körlüğü

Çalışanların zamanla işletmelerinde bulundukları ortamdaki eksiklikleri görmesini önleyen bir durumun oluşması ve gördüğü eksikliklerden, hatalardan yeterince rahatsızlık duymaması, eksikliklerin ve hataların olduğu biçimde itirazsız olarak kabullenmesidir.

İşletme körlüğünde, çalışanlar bulundukları ortamda yapılmakta olan işler ile ilgili farklı bakış açılarını, problem arama ve problemlere çözüm bulma ve motivasyonlarını zaman içinde kaybederler.

Bütün işletme uzmanları gelinen bu noktanın sonun başlangıcı olduğunda müttefiktirler. İşletme körlüğüne yakalan şirket, kurum devlet ve iktidarların ve artık ömrü uzun olmamaktadır.

Politik Körlük

Politik körlük, işletme körlüğü ile renk körlüğünün karışımı olan bir başka hastalıktır. Bu hastalığın ileri seviyesinde parti yöneticileri; ‘başkasının seçmenini kendi seçmeni olarak görür.'(Kırmızının yeşil olarak görülmesi gibi)

Hastalığın diğer tezahürü, parti yöneticisinin; ‘kendinden ayrılmış artık başka çareler arayan seçmeni kendi seçmeni olarak görmeye devam etmesidir.'

Politik körlüğe yakalan partilerin ve iktidarların ömrü uzun olmamaktadır.

Politik körlük bazan bir salgın halinde bütün devlet yöneticilerine musallat olur.

“Viyana'ya orta elçi tayin edilen Ebûbekir Râtıb Efendi, heyetiyle birlikte görev yerine giderken Macaristan'da yol üstünde bulunan Izsák köyüne uğradığında tarih Ocak 1792'yi gösteriyordu. Kasabayı andıran   büyüklükte olan bu köyden Mihal Nayed adında bir Macar beyzâdesi elindeki IV. Mehmed'in tuğrasını taşıyan bir ferman ile ağa mektubu ve mübâyaa tezkeresi gibi Osmanlı döneminden kalma bazı belgeleri gösterdiğinde, Ebûbekir Râtıb Efendi, “Şimdiden sonra bunlar neye lâzımdır, bunları ihrāk etmelidir!” demişti. (Kenan,2010)

Osmanlı Devletinin bedeni ve ünvanı büyük ancak ruhu ve aklı küçük temsilcisi devletini, yücelterek anan Macar Beyzadesi kadar Osmanlı Devletini tanımıyordu. O dönemlerde politik körlük ‘Deliler ırmağı' gibi bütün ülkeyi ve  devlet  yönetimini sarmıştı.

Macar Beyzâdesi  bu bütün azaları körelmiş  adama şu tarihi cevabı vererek kayıtlara geçmişti: “Elbette Âl-i Osman bir ulu devlettir, ‘grand seigneur'dür; bir devletin bu ismi alması kolay bir iş değildir. Yine geri gelecektir, dolayısıyla elimizde bu sened bulunsun; zamanla lazım olur!” (Kenan,2010)

Gün gelir bazı coğrafyalar Cenap Şahabettin'in  “Körler ülkesinde görmek hastalık sayılır.” sözünün kapsama alanına girer.

O zaman artık yapacak bir şey kalmamış demektir.

…………………….

*Zaman zaman sosyal medyadan mesaj alıyorum. Son günlerde gelen ve konumuzu da yakından ilgilendiren bir mesajı buradan paylaşayım dedim:

Türkiye Biran Önce Genel  Sekreterlik Rejiminden Başkanlık Rejimine Geçmelidir

Her ne kadar Türkiye başkanlık rejimine geçmiş olarak gözükse de Türkiye'yi başkanlar değil genel sekreterler yönetiyor.

Büyükşehir Belediye başkanları protokol törenlerine  katılıyorlar, sahnede gözüken onlar, ama büyükşehirleri bürokratik oligarşi adına bürokratik oligarşinin temsilcisi genel sekreterler yönetiyorlar. Bu sadece Belediyelerde değil Ankara'daki birçok kamu kuruluşunda da böyle. Görüntüde başkanlar var ama Genel sekreterler bürokratik oligarşi adına yönetimi sağlıyorlar. O yüzden bir an önce Türkiye Genel Sekreterlik rejiminden başkanlık rejimine geçmeli.

Hatırlanacağı üzere komünist Rusya'nın en etkili ve yetkili kişisi Komünist Partisi Genel Sekreteri idi. Genel Sekreterlik rejimleri, komünist rejimler demektir siyasi yönetim bakımından...

Bir örnek vereyim: İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yaklaşık 10 yıldır hiç değişmeyen Genel Sekreteri dün bir açıklama yaptı. Genel sekreter, yardımcıları ile birlikte görevinden ayrılıyormuş.

Güreş Federasyonu üyeliğinden Harp Okulu hocalığına kadar on parmağında on marifet bulunan(!) bu kişi ile ilgili bir de hatıramız var: Bundan 10 yıl önce bir belediye meclis üyesi ve bir muhtarla birlikte ilçemizin sorunlarını iletmek üzere bu kişiden randevu almıştık. Bir gün kala  randevuyu iptal etti. İnsanlık halidir olur dedik. Bir hafta sonraya tekrar randevu verdi.

O gün sıcak bir yaz günüydü, randevumuza gittik. Özel kalem müdürü bizden sanki haberi yokmuş gibi "Sayın genel sekreterimizin bir işi vardı. Oraya gitti." dedi. "Bize keşke haber verseydin gelmezdik" dedik. "Benim sizin geleceğinizden haberim yoktu" dedi.

Bu kişi Binali Yıldırım'ın 31 Mart öncesi sildiği, 23 Haziran öncesi bir çırpıda yine biriktirilen Binali Yıldırım tarafından  seçimler öncesi yeniden sildirilen  vatandaşın öfkesine sebep olan yanlış HGS cezalarının dayanağı olan UKOME  kararlarına  imza atan kişidir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bütün Başkanları  bir anlamda bedel ödedi. Ama bütün bu öfkelerin sebebinin sahibi olan kişi hiç bir bedel ödemiyor. Halbuki İstanbul'un kaybına sebep olan kötü yönetimin sahibi de bu bürokratlar.

Hal böyle iken yakında bu kişiyi bir büyük devlet bankası yönetim kurulunda ya da üst düzey bir devlet kuruluşunun üst düzey yönetiminde göreve gelmiş olarak görürüz.

Çünkü Türkiye hala başkanlık yönetimiyle değil Genel Sekreterlik rejimi ile yönetiliyor.

 

 

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  816312

-