2 HAZİRAN 2020 SALI

Altan Çetin

KORONA KIRANI ZAMANINDA TARİHTEKİ TAUNLARA BAKMAK

Altan Çetin

Malum Korona, küresel çağın tüm kıtalarının yeni fatihi oldu. İnsanlar evlerinden burunlarını dahi çıkaramaz haldeler. Burnundan kıl aldırmayan modern zamanın bilimi ve insanları göremedikleri bir canlıya karşı Hollywood filmlerinde UFO saldırılarına benzer bir tepki ile bu görünmez canlıya karşı mücadeleye çalışıyorlar. Lakin nedense aşıyı bulmak için tüm insanlığın baş başa verdiği bir müşterek çalışma sonuçları henüz alınamadı. Konuşulan ne? Aşıyı vuran milyarları götürecek! İnsanlık hala varoluş amacına yönelmekte mağaradaki cedlerinden geri durumda. Dünyanın yeni bir şekillendirme kuşatmasında olduğundan, virüs üzerinden rakiplere çekilen operasyonlara, ilüminatilerden küreselci-ulusla devletçi çekişmesine kadar pek çok konu tedavülde. Kimin bulanık suda ne avlamaya çalıştığı ise meçhul! 1981'de yayınlanan bir romanda 2020'de koronayı tanımlayan cümlelerinden asteriks çizgi filminde corona corona diye bağıran çizgi tiplere kadar yok artık dedirten tespitlere kadar renkli bir korona gündemine sahibiz.

İnsan zihni bu salgın zamanlarında hep spekülatif ve maksadını aşan tedbirlerle düşünüyor galiba. Bunun bir örneği Memlûkler dönemi salgınında görüyoruz. Salgınla mücadele kapsamında kadınların sokağa çıkması yasaklanınca buna bağlı çok trajedik bir olay yaşanmıştı: “Sultan Barsbay döneminde yaşanan kadınların sokağa çıkma yasağı çok elim sonuçlar da doğurabilmişti. Veba nedeniyle oğlu vefat eden bir anne, yıkanıp kefenlenen ve defnedilmek üzere götürülen oğlunun cenazesinin ardından gitmek istemiş, ancak kendisine mani olunması onu o kadar rahatsız etmişti ki yüksek bir evin üstünden atlayarak intihar etmişti. (Makrîzî, 1997: VII/353/ Esra Atmaca, XIII-XV. Yüzyıllar Arasında Suriye Bölgesinde Veba Salgınları, International Journal of Science Culture and Sport, 2015, s. 525-534).” Salgın zamanı mantık sınırlarını yok eden suçlama ve saldırı vakti değil bütün olarak hayatı normale dönüştürme mücadelesinin verilme mesuliyetinin olduğu zamanlardır.

Salgın hastalıklar Türkçe'de kıran olarak isimlendirilmiştir. Sözlükte “yaralamak, ayıplamak, kusurlu görmek” anlamlarındaki ta‘n kökünden türeyen tâûn bazı dilcilere göre bulaşıp yayılan her hastalığın adıdır. Kur'an'da (el-A‘râf 7/130-135) Hz. Mûsâ'ya inanmayan Firavun ve Mısırlılar'ın üzerine gönderildiği bildirilen tûfan, çekirge, haşere, kurbağalar ve kan gibi musibetler için kullanılan “ricz” kelimesini tâun olarak açıklamıştır (Taberî, VI, 41). Hz. Peygamber, tâunun önceki milletlerden bir gruba ve İsrâiloğulları'na ceza olarak (ricz) gönderilen bir hastalık olduğunu belirtmiş, bir yerde veba çıktığını duyanların oraya gitmemelerini, bulundukları beldede ortaya çıktığı takdirde oradan ayrılmamalarını söylemiştir. Nükhte Varlık, Taun, DİA, C.40, İst, 2011, 175,176)” Memluk dönemi tarihçisi İbn Hacer veba ve taunu birbirinden ayırdığını bilinmektedir. İbn Hacer elAskalânî'nin de vebayı doğruluktan ayrılanlara verilen bir ceza olarak tanımladığı da ifade edilmektedir.

İnsanlık ilk defa korona ile salgın yaşamıyor. “İlkçağ'dan günümüze kadar veba salgınları üç evrede ele alınır. Bunlardan ilki milâdî 541 yılında Mısır'da başlayan ve Jüstinyen vebası olarak bilinen hastalıktır. VIII. yüzyılın ortalarına kadar aralıklarla süren veba İslâm'ın doğduğu ve yayıldığı toprakları da etkilemiştir. Ardından XIV. yüzyıla gelinceye kadar büyük kayıplara yol açan veba salgını kaydedilmemiştir. 1330'larda Orta Asya steplerinden başlayıp 1347'de İpek yolu boyunca ilerleyen ticaret kervanları aracılığıyla İslâm dünyasına ulaşan ve “kara ölüm” diye nitelenen ikinci evre kısa sürede bütün eski dünyayı etkisi altına almış ve aralıklarla devam ederek XIX. yüzyılın ortalarına kadar ağır kayıplara sebebiyet vermiştir. Bombay vebası diye bilinen üçüncü evre XIX. yüzyılın ikinci yarısında Güneydoğu Asya'dan çıkarak bütün dünyaya yayılmış ve XX. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. Nükhet Varlık, Taun, DİA, C.40, İst, 2011, 175,176)” Bu bakımdan bu salgını malum ve mahut spekülasyonları çok da göz ardı etmeden insani bir vaka olarak değerlendirmek akıl ve ruh sağlığı açısından faydalı olacaktır. Hani dendiği gibi paniksiz tedbir içinde olmalıyız.

İnsan aklı, salgınları değerlendirirken metafizik, spekülatif yorumlara hep saptığı gibi bunun vakii/gerçekçi sebeplerini de düşündü. Yine Memlûkler devrinde yaşanan bir salgın da bunu açıkça görüyoruz: “Salgınların bir şehirden başka bir şehre ulaşmasında veya bir yerde yayılmasında gerek veba virüsünü taşıyan canlılardan gerekse ölülerden etrafa yayılan mikropların hava yoluyla yayılmasının etkisi olmuştur. Özellikle de rüzgârlı havalar bu etkiyi daha da artırmıştır. (İbn Kesîr, 1988: XIII/236) Vebanın erkeklerden daha fazla kadınları etkilediği, büyük salgın sırasında kadınlardan ölenlerin daha fazla olduğu belirtilmektedir. Bu durumun daha çok hamile veya yeni doğum yapmış kadınları kapsadığı anlaşılmakta, nitekim bu haller kadınların bünyesini zayıflattığı için bu kadınların hastalığa kapılma riskleri artmaktaydı. Bununla beraber yeni doğum yapan anne ile beraber bebeği de bu büyük risk grubu içerisinde yer almaktaydı. (İbn Kesîr, 1988: XIV/261) Hastalığın insanlarla aynı zamanda hayvanlarda da yayıldığı, (Makrîzî, 1997: I/204) özellikle de 749/1348-49 yılındaki büyük salgında tüm dünyada insanların yanı sıra deniz, hava, kara hayvanlarının tamamına bu hastalığın bulaştığı görülmektedir. (Makrîzî, 1997: IV/81; İbn Tağriberdî, 1992: X/195) –Görüldüğü üzere hastalığın yayılması ile bilim çerçeveli açıklamalar getiriliyordu. Bunun yanında manevi tedbirlerin de ihmal edilmediğini görüyoruz: Bu salgın bağlamında Buhari okunmuş, sonra da kurrâlar Kur'an'dan ayetler okumuşlar, salgının ülkelerinden uzaklaşması için Allah'a dua etmişlerdi. Tıbbî ve manevî yollarla asırların en büyük belası olan vebadan kurtulma çabalarının bir sonucu olarak zaman zaman idareciler tarafından toplumdaki ahlâkî bozukluğun düzeltilmesi amacıyla bazı yasaklar getirilmişti. Çünkü bu salgınlar genellikle kötü hayat tarzı ile bağdaştırılmaktaydı. (Esra Atmaca, XIII-XV. Yüzyıllar Arasında Suriye Bölgesinde Veba Salgınları, International Journal of Science Culture and Sport, 2015, s. 525-534)” İşte insanın salgın tecrübesine dair sunduğumuz bu manzara bugün yaşadıklarımızı ilk defa yaşayanlar olmadığımız gibi sonuncular olmadığımızı da gösteriyor. İnsan olmanın tabii bir olayını yaşarken tedbirlerimizi düşünüp, insanlığın ortak vicdanı ile meseleye bakarak bu salgından gezegenimizi temizlemek bir insanlık vazifesi olarak tartışılmalıdır. Konu birilerinin yolunu bulup, diğerlerini dövmeye devam ettiği konu halinde kalırsa mahut kısır döngü içinde insanlık daha pek çok maddi ve manevi taunla kırılmaya devam edecek gibi görüyor.

Koronaya karşı tedbir alırken kendimizi korumak değil kendimizde muhtemel olandan insanları muhafaza etmek bilinciyle milletimize ve insanlığa müşterek bir vicdandan bakmak zaruridir. Bende yok, gencim, bize ne kardeşim, gibi lümpen kafayla ve hödük akılla davranmanın milli, dini ve insani bir esasla alakası olmadığını herkes müdrik olmalıdır, diye düşünüyoruz naçizane… Cümleye sağlık, esenlik ve afiyet dileriz efendim.

Vesselam

ALTAN ÇETİN - TERCÜMEİHÂL

ALTAN ÇETİN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  506479

-