HABER HATTI

KUDÜS’ÜN İŞGAL SÜRECİ

1947 yılı Arap – İsrail Savaşı sonrasında BM Filistin Özel Komitesi tarafından hazırlanan 181. ( II ) sayılı karar Genel Kurulca kabul gördü. Birleşmiş Milletlerin bu kararı ile de İsrail’in işgali bir ‘’Devletleşme’’ye evrildi.


KUDÜS’ÜN İŞGAL SÜRECİ

1948 yılında ‘'İsrail Devleti''nin kurulduğu ilan edilmişse de bu devlet bölge devletlerince (Mısır, Suriye, Ürdün, Lübnan) tanınmadı. Bununla birlikte BM'nin de baskısı sonrasında tüm bu ülkeler İsrail ile anlaşmak durumunda kaldı. Bu arada Batı Kudüs'ün yönetimi fiili olarak İsrail'in eline geçmiş oldu.

BM'nin 11.12.1948 tarih ve 194.( III) sayılı kararı ile Kudüs'e Uluslararası bir statü verildi. Bununla birlikte bu statü fiili uygulamada hiçbir zaman gerçekleşmedi. İsrail, BM tarafından alınan bu kararlarını uygulamamakta ısrar etti. Özellikle mültecilerin geri dönmesi, mallarının iadesi ya da blokelerin kaldırılması gibi konularda geri adım atmadığı gibi Kudüs'e ilişkin statünün uygulanmasına da müsaade etmedi.
1967 yılında Altı Gün savaşları sonrasında İsrail, Doğu Kudüs'ü de işgal etmiştir. Nihayetinde BM'nin 242 sayılı kararı gereğince İsrail'in işgal ettiği tüm topraklardan çekilmesi öngörülmüş ve İsrail'de bunu kabul etmiş olmasına rağmen gerçekte hiçbir zaman Kudüs'te işgal ettiği alanları terk etmemiştir.

1978 Camp David Sözleşmesi ve 1982 Fes ( Arab Ülkeleri Teşkilatı kararı ) gibi hukuki ve siyasi anlaşmalarında da Kudüs Meselesi çözüme kavuşturulamamıştır. Her ne kadar 1993 yılında başlayan Yaser Arafat tarafından yürütülen Oslo Barış sürecinde ilkeler mutabakatı sağlanmış olsa da Filistin toplumunca kabul görmemesi de ana gerekçelerinden olmak üzere nihayet bulmamıştır. 2000 ve sonrasında ise özellikle Hamas'ın ana aktör olması ile birlikte İsrail ile bir mutabakata varabilmenin mümkün olmadığını görmekteyiz.

DUVAR İNŞASININ GEREKÇELERİ VE AŞAMALARI 

İsrail güya 1949 yılında yapılan anlaşmaya sadık kaldığı varsayımı ile kendi güvenliğinin tehdit altında olduğu iddiasıyla 2002'de Ariel Şaron döneminde duvar inşaası kararı almıştır. Duvar fikri aslında yeni bir düşünce değildir. 1948 öncesinde İngiliz yönetimi taafından da Lübnan sınırı üzerine bir duvar inşaatı planlanmış ve hatta 80 kilometrelik bir çalışma yapılmış olmasına rağmen arab köylülerince duvar kısa zaman sonra yıkılmıştır.

duvar

 

Ariel Şaron, gerçekte duvar fikrini 1970 li yıllarda proje olarak ifade etmiş ve yeni bir Çin Seddine ihtiyacın olduğundan bahsetmiştir. Sonrasında İzak Rabin tarafından Gazze sınırı boyunca inşaa edilen 55 km lik duvarın ilk somut adım olduğunu kabul edebiliriz.

Nihayetinde Ariel Şaron "Filistin terörüne karşı savaşın uluslararası terörizme karşı savaşın bir parçası olduğu" tezinin Amerikalıların da bütün kalpleri ve cüzdanları ile desteklemesi ile duvar projesine başlamıştır. (Uri Avnery'nin https://bianet.org/bianet/siyaset/38741-israilin-duvari-ve-adalet-divani adresindeki yazısından )
‘'Yeşil Hat'' olarak adlandırılan, sınır boyunca 760 km uzunluğunda yapılacağı açıklanan duvarın yüksekliği 8 metre ile 12 metre arasında değişiklikler göstermektedir. 14 sene sonunda duvarın yaklaşık %65 inin tamamlandığı düşünülmektedir.

İsrail yönetimi 2005 yılında almış olduğu bir karar ile duvarın Kudüs içerisine kadar uzamasını sağlayacak yeni bir projeye de imza atmıştır. İsrail, bu duvar ile kendi idaresinde olan Batı Kudüs sınırlarını genişletmeyi, Doğu Kudüs sınırlarını daraltmayı ve Doğu Kudüs'ü çevrelemeyi bununla birlikte Batı Şeria'dan ayırmak sureti ile bir bölgede yaşayan halkı Gazze'de uyguladığı gibi açık hava hapishanesinde yaşamaya zorlamayı amaç edinmiş görünmektedir.

Duvarın ‘'Yeşil Hat ‘' üzerine inşaa edildiği iddia edilse de her surette Filistin halkına ait arazilere tecavüz edilmektedir. Ayrıca ek güvenlik bariyer ve telleri ile birlikte tarım alanlarının kullanımı da büyük oranda kısıtlandırılmaktadır.

İsrail devamlı surette işgal altındaki insanların can ve mal kayıpları karşısında gösterdikleri tepkileri birer tehdit ve güvenlik sorunu olarak görmüş ve bu halde de en şedit yöntemlerle protestoların önünü almaya çalışmıştır. Bu şiddet sarmalı içerisinde İsrail'in kullandığı yöntemler yeni tepkilere sebebiyet vermektedir. Bizzat gözlemlediğimiz hali ile İsrail'in güvenlikten bahisle uyguladığı sıkıyönetim hali Filistin halkı için yaşam alanlarını azami şekilde sınırlandırmaktadır. İki toplumlu bir yaşamanın imkan dahilinde olmadığı bizzat İsrail'in uyguladığı sistematik şiddet ve hak ihlallerinden kaynaklandığı aşikardır. Dolayısı ile İsrail'in güvenlik gerekçesi ile duvar inşaası da uygulamada güvenliği değil şiddeti artıracaktır.

Ayrıca ifade etmemiz gerekir ki, amaç güvenlik olsa idi geçici bir tedbire başvurulabilir ve güvenlik risklerinin sona ermesinden sonra ortadan kaldırılabilecek bir mevzi çalışması yapılabilirdi. Burada yapılan duvar işleminin maliyetinin İsrail'e yaklaşık olarak km başına 1.6 milyar dolar civarında olduğu beyan edilmektedir. Gerek duvarın ebatları ve betonarme şekli ile yapılması, gerekse duvar etrafının ayrıca mevzilendirilmesi birlikte düşünüldüğünde İsrail'in amacının güvenlik sorununun telafisi olmadığı görülmektedir. Daha ziyade İsrail'in kendisince tespit ettiği bir sınır tesis etmek sureti ile Filistin halkına ait alanları Yahudi yerleşimcilere açmak olduğu apaçık ortadadır.

İsrail'in özellikle BM nezdinde yapmış olduğu tüm açıklamaların dini izahla başladığı ( Şaron, Olmert, Livni ve diğer Başbakan ya da Dış İşleri Bakanlarının Genel Kurul'da yaptıkları açıklamalarda dini izahlarda bulunmalarını bir adet haline getirdikleri görülmüştür. ) ve Filistin halkına uygulanan sistematik işkenceleri gözardı etmek sureti ile kendisine yönelen tepkileri terörist eylem olarak izahtan ibaret olduğu görülmektedir. Filistinli gençlerin neden eğitimlerine devam edemediği, neden iş alanlarına sahip olamadığı ya da tarım arazilerine neden el konulduğuna dair bir açıklama yapmamaktadır. Gençlerin eğitimsizlik, ekonomik açmaz, işsizlik ve şiddet sarmalında kaybolmasının temel nedeninin İsrail tarafından uygulanan çifte standart olduğu ortada iken sadece kendisini korumak adına duvar inşaa ettiği iddiası kabule şayan görünmemektedir.

İsrail tüm uluslararası tepki ve Uluslararası Adalet Divanı'nın değerlendirme beyanına rağmen, Filistin halkının isyanını da gözardı etmek suretiyle duvar inşaasına devam etmektedir. Bu adımdan geri dönmek gibi bir ihtimalin dahi olmadığını her seferinde ısrar ile vurgulamaktadır. Özellikle Silvan mahallesi ve dört diğer mahallenin ortasından geçen bu duvar ile aynı sokakta yaşayan insanların arasına set çekildiği dernek yönetim kurulu tarafından bizzat müşahede edilmiştir.

Yorum Yaz