31 MAYIS 2020 PAZAR

Hüseyin Yağmur

KÜLTÜR BAKANLIĞINIZ YOKSA, GELECEĞİNİZ YOK DEMEKTİR!

Hüseyin Yağmur

Yeryüzünde varlığını sürdürmüş devletler, medeniyet muhasalası anlamında değerlendirildiğinde; 'medeniyet devletleri' ve 'ideoloji devletleri' olarak iki ana kategoriye ayırılabilir diye düşünüyorum.

Medeniyet tasavvuru, ideoloji tasavvuruna göre daima daha aşkın ve kuşatıcı bir konum arzeder. Medeniyet devletlerinin alimleri, sanatkarları, adil hükümdar ve devlet adamları, bütün ülkeyi kuşatan mimari eserleri, musikisi, edebiyatı, kültüre şekil veren klasik eserleri mevcuttur.

Medeniyet devletlerinin merkezinde insan vardır. Bütün projeleri vasıflı, kamil ve mutlu insan yetiştirme üzerine kuruludur.İdeoloji devletlerinin merkezinde ise devlet vardır. Bütün projeleri devleti daha çok yüceltmek için insan unsurunun daha çok nasıl köleleştirileceği üzerinedir.

Anadolu'nun ilk fatihleri olan Selçuklular, tarihe bir medeniyet devleti olarak geçtiler. Onlardan geriye bütün tebaya gösterilen hoşgörü, büyük köprüler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar, alimler, adil sultanlar kaldı.

Osmanlı Beyliği, Sultan 2. Murat'tan itibaren bir medeniyet devleti haline gelmişti. Sultan 2. Murat alimleri ve şeyh efendileri etrafında toplamaya koyulmuş, Muradiye gibi medeniyet izleri bırakmaya başlamıştı. Muradiye Külliyesi'nde yer alan aşevinin vakfiyesinde yer alan 'Bu aşevinden ihtiyacı olan gavurcuklar da yesin' ifadesi medeniyet bakışının vardığı noktayı gösteriyordu.

Fatih Sultan Mehmet, bu medeniyet tasavvuruyla İstanbul'u fethettiği gün  “Bizim için küçük cihat bitti, büyük cihat başladı. Büyük cihat, bu şehri imar etmemizdir” demişti.

Nitekim bundan dolayı Yahya Kemal, “Türkler 1453'de İstanbul'da mekanı değil, zamanı fethettiler” der.'Türkler Viyana'ya nasıl gittiler?' sorusuna Yahya Kemal'in verdiği cevap da aynı bakış açısıyladır: Mesnevi okuyarak gittiler.

Ne zaman ki Osmanlı Medeniyeti bu vasıflarını ve önceliklerini kaybetti, hızla küçüldü, önce devlet sonra beylik haline geldi.

Tarihin tanıklık ettiği bir başka Medeniyet Devleti, Timurlulardır. Timurlulardan da geriye büyük mimari eserler, ihtişamlı kültür sanat şehirleri, astronomi dahil büyük ilim çalışmaları, alimler, sanatkarlar kalmıştır.

Tarihin tanıklık ettiği bir başka medeniyet Endülüs medeniyetidir. Müslüman Arapların kurduğu ve 800 yıl süren bu medeniyet de çağları aydınlatmıştır.

Bu yüzden Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Cuirie “Endülüs'ten bize 30 kitap kaldı, Atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, bugün çoktan uzayda seyahat ediyor olacaktık” der.İbni Sina'lar, Farabiler, Muhiddini Arabiler Endülüs medeniyetinin evlatlarıdır...

Bir kaç da İdeoloji devleti örneği verelim:1923'de Osmanlı Beyliğinin yerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin bir medeniyet tasavvuru hiçbir zaman olmadı. Tarihin kaydettiği ideoloji devletlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Türkiye Cumhuriyeti; Mimar Sinan'ın kafatasını ölçmeyi marifet sayan bir ideoloji devletiydi

Benzeri şekilde İran İslam Cumhuriyeti, Şiiliği ideoloji yapmış bir ideoloji cumhuriyetidir. Suudi Arabistan Krallığı ise Vehhabiliği kendine ideoloji yapmış bir başka ideoloji devletidir.

İdeolojinin olduğu yerde, insana güven olmadığı için alim, sanatkar, mimar yetişmez.

Birkaç hafta önce ‘Yeni Döneme Dair Bir Layiha Özeti' başlıklı bir yazı yazmış ve burada 20 maddeden oluşan önerilerde bulunmuştum. Bu yazının 9 .maddesi şöyleydi.

“9)Medeniyet Köklerimizin Kültür Değerleri İhya Edilmelidir

Hükümetin baştan beri kültür politikaları maalesef zayıf vaziyette. Refah Partisi hükümet kurunca ABD'li bir akademisyen oradaki Türk arkadaşına “Refahlılar kültür ve sanatta nasıllar?” diye sormuş. İstediği cevabı alamayınca “Kültür ve sanatta güçlü olmayanların iktidarı uzun süre devam etmez” demiş. Bu iktidar kendi sanatçılarını, ressamlarını, artistlerini yetiştirmelidir. TRT'de numunelik bir kaç dizi ile bir yere varılmaz. Son beş Ramazandır hala ‘Yunus Emre' dizisi gösterimde. Yenisi bir türlü yapılamadı. Bu milletin dizi yapılacak en az 100 abide şahsiyeti var. Neden kültürümüzü yeniden diriltmiyorsunuz?”

Biz tam bunları yazmışken; Kültür Bakanlığı bir turizm organizasyon firmasının sahibine emanet edildi.

Halbuki AK Parti iktidarı, ideolojik cumhuriyeti restorasyon işine kendini daha fazla kaptırmamalı, kimlik ve medeniyet inşa dönemine geçmeliydi.

Kültür o kadar önem arzeden bir kadim değerdir ki; bir ülkede ‘Sağlık ve Turizm Bakanlığı' ya da ‘Adalet ve Turizm Bakanlığı' kurabilirsiniz ama Kültür bakanlığını bir bakanlıkla birleştirip içini boşaltamazsınız.

Yeni çağın Mimar Sinanlarını, Akşemseddinlerini, Yunuslarını, Mevlanalarını, Ali Kuşçularını, Zembilli Ali Efendilerini yetiştiremezseniz, restore edip yücelttiğiniz ideoloji, bir gün bütün hıncıyla sizi midesine indiriverir.

……………

Küçük Prens, Fransız yazar ve pilot Antoine de Saint-Exupery'nin 1943'te yayımlanan ve artık dünya edebiyat klasiklerinden biri olmuş ünlü romanı. Basit bir çocuk kitabı gibi görünen ama aslında bir çok konuda derin anlamlar içeren Küçük Prens'te bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılır. Sahra çölü'ne düşen pilotun Küçük Prens'le karşılaşması ile başlayan kitapta Küçük Prens'in ağzından Saint-Exupery, insanların hatalarını ve aptallıklarını, büyüdükleri zaman unuttukları yalın çocuk bakışını vurgular.

Kitapta Exupery'nin anlattığı manidar bir olay var: Küçük prens bir gezegene gider. Burada bir adamla tanışır. Adam bir süre sonra cebinden bir kutu çıkararak bundan bir tablet alıp içer. Sonra övünerek şunu söyler: Biz bu gezegende yaşayanlar artık yemek yemenin külfetini kaldırdık. Yemekteki bütün vitamin ve ihtiyaçları bu tablete yükledik. Hap içiyoruz, iş bitiyor.

Küçük prens merakla sorar: Bunu niçin yapıyorsunuz?

Adam gururla cevaplar: Zaman kazanmak için.

Küçük prens yine merakla sorar

-Peki, kazandığınız vakti ne yapıyorsunuz?

Adam şaşırır, bir süre bocaladıktan sonra omuz silkerek kestirip atar.

-Bunu hiç düşünmedik doğrusu.

……………………….

İnsanoğlu garip bir yaratıktır. Bazen en hayırlı bir iş için bile kullandığı yöntem, gayesinin önüne geçer veya gayenin kendisi olur.

Bazen kullanılan yöntem bir fırtınaya dönüşür, hem muhatabını hem gayeyi yok eder.

Emevi Halifesi Muaviye'nin “Keşke Zi Tuva denilen köyde yaşamış ve ölmüş bir Kureyşli olsaydım da emirlik ile uğraşmasaydım”  demesindeki derin anlamı belki buralarda aramak gerekir.

………………

Biliyor musunuz ya da farkında mısınız? Laik ve Seküler Türkiye Cumhuriyetini kuranlar bir kültürün adamıydılar.

Hatıra kitaplarında iz sürüldüğünde bu kültürün mimarları ortaya çıkar. Bu laik ve seküler kültürün mimarları Namık Kemal ve Tevfik Fikret'tir.

Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal'in; padişahlardan 2.Mahmut'u, şairlerden Namık Kemal ve Tevfik Fikret'i çok beğendiğini, Osmanlı  ve tarih ile ilgili şiirler yazdığı için Yahya Kemal'den de “Şu bizim meczup” diye bahsettiğini bir kitapta okumuştum.

Nitekim Atatürk'ün kütüphanecisi Nuri Ulusu bu ayrıntıları Hatıralarında şöyle anlatıyor:(...) Bu kadar çok okumayı ve yazmayı seven bir insanın tabiidir ki edip ve yazarlara karşı çok büyük bir sevgisi ve saygısı vardı.Gençlik yılları Rumeli'de geçtiği için, o yıllarda çöküş devrini yaşamakta olan Osmanlı Devleti'nin yıkılmakta olduğundan, yeni bir Türk Devleti'nin kurulmasına ilişkin çalışmalar içerisinde, milli duyguları, vatan ve millet kavramını yazdıkları şiirlerle halklarına duyurmaya çalışan genç ve vatansever Türk şairleri, onun ilk büyük hayranlığını kazanan kişiler olmuştur. Bunların başında Namık Kemal, M. Emin Yurdakul ve Tevfik Fikret gelmiştir.Atatürk bu üç şairi hiç unutmamış, her zaman ve her yerde zaman zaman bu üç büyük vatan şairini hep anmış, hatırlamış, şiirlerini ya bizzat okumuş veya okutturmuştur. "İlk Hürriyet, Vatan ve Türk kavramlarını kafalara sokan bunlardır' derdi. (Ulusu,2008:66)

Sadece Atatürk değil, dönemin gençleri olan ve sonradan Türkiye Cumhuriyeti'nin yöneticisi olacak şahıslar da aynı kültürden besleniyorlardı. Bunlardan biri de İttihatçı Cemal Paşa'nın karargah komutanı General İ. Hakkı Erden idi.

 

İ. Hakkı Erden,  Hatıralarında bu fikir akrabalığından şöyle bahsediyor:Biz erkanı harpler Tevfik Fikret'i Namık Kemal gibi severdik. Bizim için Namık Kemal yalnız "büyük vatan şairi" değildi. O, Türk inkılabını yapan  genç erkanıharpler Ali Fethi, Enver, Hafız Hakkı, Mustafa Kemal, Ali Fuat Cebesoy, Cafer Tayyar, Kazım Karabekir, İsmet İnönü ve Arkadaşları soyunun mabudu, mürşidi, yol göstericisi, hürriyet eğitmeni, fikir üstadı, velinimeti, bir kelime ile Efendisi” idi.. Namık Kemal Bey'in Kanije Müdafaası kitabının iç  kapağında güzel bir resmi vardı. Bir ilah gibi güzeldi. Ona tapardık.(Erden,2003:274)      

 

Bir başka subay Albay Rahmi Apak da aynı kültürün bir parçası olduğundan şöyle bahsediyor: Biz ikinci moral gıdamızı da vatan şairi Namık Kemal'den aldık. Karakterlerimizi yaratmak hususunda onun şiirleri ve yazıları, Muhammed'in dövizlerinden daha tesirli oldu ve subaylık hayatımızda onun bütün eserlerini gizli gizli ve yutarcasına okuduk.Ezberledik. (Apak,1988:13)

 

Allah'u Teala Yeryüzünde bazı ‘tabiat kanunları' koymuş. Bu tabiat kanunlarını dikkate almayanların  akıbeti hüsrandan başka bir şey değildir.

 

İbni Haldun'un ortaya koyduğu gibi; yapılan icraatlar sonrası ortaya çıkacak sonuçlar da ‘sosyal kanun'dur.

 

Sosyal kanunda da böyledir. “Ne ekerseniz onu biçersiniz” vesselam.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  431541

-