Suat Arusan

KURBAN VE HACCIN SIRADIŞI HİKÂYESİ (10)

Suat Arusan

Niçin kurban kesip, kan akıtırız?

Neyi kurban etmeye söz veririz? (2)

Kurban kelimesinin Allah'a yakınlık anlamında olduğu gerçeğini daha ayrıntılı izah etmek gerekirse bir filmden kısa bir kesiti de aktarmak yerinde olacaktır. 

Bu filmde boğa güreşleri düzenleyen başkan tarafından bir matador aranmaktadır. Ancak bu matadorun acemi olması özellikle istenmektedir. Ardından böyle bir matador bulunup ikna edilerek boğa güreşlerinin yapıldığı yerde daha önce üç tane matadorun canını almış katil bir boğa ile karşılaştırılarak ağır bir şekilde yaralanmasına neden olunur. Boğa güreşlerini düzenleyen başkansa bu durum karşısında son derece memnun bir vaziyetle oradakilere der ki:

“Bakın ne güzel oldu, ne güzel kan aktı. Artık bundan böyle halk arenalara daha çok gelecektir çünkü halk arenalarda kan görmek istemektedir.”

Buradaki en önemli ifade halkın arenalarda kan görmek istemesine ilişkindir. Çünkü aslında bu söz konusu vahşet duygusu insanın fıtratında saklı olan bir duygudur. Bugün boğa güreşleri halen İspanya, Meksika, Latin Amerika'da bir spor sektörü olarak devam etmektedir. Geçmişte kurban kesme âdetine sahip olmayan milletlerden birisi olan eski Romalılarda da çok yaygın bir şekilde boğa güreşleri düzenlendiği bilinmektedir. Tarihi kayıtlara göre Roma'da boğa büyük eziyetlerle oklanıp şişlenir ve ardından öldürülür ya da birisini öldürmesine izin verilirdi. Bunların yanı sıra Roma'da gladyatörlerin de kendi aralarında savaştığı ve birbirlerini acımasızca öldürdüğü bilinmekte olup hatta birbirlerini öldürenlerin kardeş ya da arkadaş olabilmesi sıkça rastlanılan bir durum olarak göze çarpmaktadır. Bu müsabakalarda gladyatör karşı tarafı öldürsün mü, öldürmesin mi kararı ise imparatorun kararında saklı olup imparatorun o an halka baktığında halkın büyük bir gürültüyle yaptığı tezahüratlara göre bir cevap verdiği ve şayet imparator sağ başparmağını yukarıya kaldırırsa sağ bırak, aşağıya doğru çevirirse öldür anlamına geldiği bilinmektedir. Bunların yanı sıra kölelerin ve esirlerin arenalarda aslanlara parçalattırılması da yüzlerce yıl devam ettirilmiştir. Yine tarihi kayıtlarla sabittir ki; Roma ve Bizans'ta sınıflar arası kanlı bahisler vuku bulmuştur. Üst sınıfa mensup olan asiller kendi aralarında alt sınıftaki birini bir yumrukta öldürebilirsin, öldüremezsin konusuna ilişkin yüzlerce yıl bahisler oynamışlardır. Bu durum Bizans'ta çoğunlukla asil sınıftaki insanların aşağı sınıftaki insanları bıçak darbesiyle bağırtarak mı yoksa bağırtmadan mı öldüreceğine dair gerçekleştirilmiştir. Yine derebeylik zamanında Avrupa'da mahkûmlar serbest bırakılırken kendilerine kaçabilmeleri için iki saat süre verilip arkalarından atlarla takip ettirilerek bir eğlence anlayışıyla tam bir insan avı gerçekleştirilmiş ve mahkûmların çoğu yakalanıp katledilmiştir. Bu vahşi gelenekler kurban kesmeyen milletler olarak bulundukları coğrafyalarda yüzyıllarca devam etmişse de İstanbul'u Türklerin almasıyla bu bölgede sona ermiştir. Ancak bugün halen İspanya'da her yıl kuleden keçi atma yarışması düzenlenmektedir. Yüksek bir kuleden keçiler atılarak ölenleri bir tarafa, ölmeyenleri bir tarafa ayırmak suretiyle üzerlerinde yine müşterek bahisler oynanmakta ve kanlı bir vahşet devam ettirilmektedir. Kurban kesmeyen Hintlilerde ise tarih boyunca tanıklık edilen kanlı bir gelenek mevcuttur. Bugün yasak olmasına rağmen Hindistan'ın bazı bölgelerinde halen devam eden geleneğe göre kocası ölen kadın köy meydanında kendini diri diri yakmaktadır. Afrika'da bilinen ateş danslarına karşın Arap coğrafyasında da İslamiyet'ten önceki dönemlerde kız çocukları diri diri toprağa gömülmüşlerdir. Kurban kesmeyen milletlerden biri olan Ruslarda ise bir yarışma şeklinde düzenlenen Rus ruletinden söz etmek gerekmektedir ki; burada tabanca ile yapılan müsabakada kendisine mermi isabet eden kişi gözler önünde kendisini öldürmektedir.
Bilindiği gibi insan psikolojisini inceleyen bilim dalı psikiyatridir. Psikiyatrinin önemli isimlerinden biri olan Froyd'un tespitlerine göre insanda var oluş hali ile bir ego mevcuttur. Daha sonraları ise zamanla gelişen toplumsal süper egosu tezahür eder. Bu üçlü hal bir bütün olarak insanın iç dünyasında yer alır. İşte Froyd'a göre insanın ilk sahip olduğu var oluş hali bu saldırganlık ve şiddet duygusu yani kan akıtma temayülüdür. Bu nedenle İhsanın yaradılışlıdaki bu özellik sebebiyle kan ve şiddet tarihten bugüne insanın vazgeçemediği tutkular olmuştur. Şimdi buradaki en önemli soru: İslam dininde insana ilişkin böyle bir duyguya yani insanin saldırganlığıyla ilgili Kur'an'da böyle bir bilgiye yer olup olmadığıdır. Bakara Suresinin 30. ayetinde; Allah(c.c) meleklerine “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” dediğinde melekler de “Fesat çıkaracak, kanlar dökecek kimse mi yaratacaksın” diye sormuşlardır. Burada görülmektedir ki; meleklerin söz konusu ayetteki sorusunda insanların yaradılışında kan dökmeye işaret edilmekte ve Kur'an insandaki bu saldırganlık ve kan akıtma duygusuna özellikle dikkat çekmekte. Allah'ın insanları böyle duygu ile yarattığını açık bir ifade ile beyan etmektedir.
Bu 'önemli meselenin tarihsel kök nedenlerini de irdelemek gerekmektedir. Bilindiği üzere dünyanın ilk cinayeti iki kardeş arasında vuku bulan Habil ile Kabil cinayetidir. Habil ve Kabil, Hz. Âdem'in iki oğludur. Kabil aynı zamanda bugünkü Afganistan'ın başkentidir ve söz konusu olay burada cereyan ettiğinden bu bölge Kabil adını almıştır. Kabil çiftçi olup çobanlık yapan kardeşine şöyle demiştir:
"Bu arazi benim mülküm, senin mülkün değil."

Sonunda Kabil tarafından katledilen Habil'in babasız kalan çocukları, amcaları Kabil'in velayetine girmek zorunda kalmışlardır. Bu sayede cellât, kendi şehidinin de mirasçısı olmuştur. Ve tarih sahnesi şu gerçeklere tanıklık eder:

Katil bir Kabil vardır, kardeşiyse onun maktulü...
Malik bir Kabil vardır, halkıysa onun memluku...
Hâkim bir Kabil vardır, halkıysa onun mahkûmu...
Sanir bir Kabil vardır, halkıysa, onun meşhuru...
İki kardeşi iki düşman, iki eşiti iki eşitsiz yapan bir ağalık vardır.

İnsanlığı iki ırka, toplumu iki sınıfa, tarihi iki kutupluluğa, tek tanrılığı iki tanrılığa dönüştüren bir düalizm vardır.
Bir Kabil vardır ya öldürür ya sömürür ki; Kur'an ise bu güç sahiplerine örümcek der, düzenlerine ise "örümcek ağı."
İşte bu nedenle bugün insanlığın soyu Kabil'in soyuna dayanmaktadır. Burada anlaşılıyor ki; tüm insanlık olarak DNA'larımızda bu gerçeği taşımaktayız Peki, bizler bu gerçeği kendi varlığımızdan nasıl uzaklaştırabiliriz? Ancak kurban keserek uzaklaştırabiliriz. Kurban kestiğimizde akan kanı görmek mevcut olan bu negatif dürtüyü toparlar ve tüm saldırganlık duygusunu nötralize eder. Zaten kan aynı zamanda mistik bir özelliğe sahiptir ve bu nedenle de "kan tutma" denilen durum yaşanmaktadır yani bugün birçok insanın kendi kanını görememesi hatta kanı gördüğü anda bayılması, kanla insanın fıtratı arasında çok ciddi enerji akımı olması nedeniyledir. Hatta bir cinayet işlendiğinde katilin olay yerinden ayrılamadığı kanın kendisini adeta mıknatıs gibi çektiği ve özellikle ilk cinayetini işleyen kişinin olduğu yerde kalakaldığı kaydedilmektedir. Hatta cinayet işleyenlerin katlettikleri kişilerin cenazesinde özellikle buldukları ve bu şaşırtıcı durumunsa sıklıkla rastlanılan bir manzara olduğu ortaya koymaktadır.

Özetle anlaşılmaktadır ki; Allahu Teala Hz. İbrahim'ın (a.s) şahsında bütün insanlığa şu mesajı vermeyi murat etmiştir:
"Eğer bu hayvanın kanını akıtmazsan insanın kanını akıtırsın, insanın kanı akacağına hayvanın kanı aksın."
Bu nedenle kurbanda hangi hayvanları kesmemiz gerektiği, fakirlere nasıl sadaka verilmesi gerektiği gibi ölçülere de tüm detaylarıyla yer verilmiştir. Velhasıl kurban kesmeyen milletlerle diğerleri arasında çok büyük farklar mevcuttur. Kurban kesen milletlere bakıldığında intihar ve cinayet diğer ülkelerle kıyaslanmayacak azlıktadır. Ancak buna karşın New York ve benzeri pek çok şehirde bugün her üç dakikada bir cinayet işlendiği işitilmektedir.

Kurbanın kanı akıtıldıktan sonra bu kanın alında iki kaşın ortasına da konularak işaret edilmesi de buranın üçüncü göz denilen sezgisellik merkezimize ve enerji bedenimizdeki altıncı çakranın önemine vurgu içindir.

Hacda kurban ihramın son şartıdır. Ardından saçlar kesilerek ihramdan çıkılır. Hac tavafıyla, şeytan taşlamasıyla neyi yerle bir etmiştir? Gururu, kibri, riyayı, hasedi, mal mülk sevgisini ve kin duygularını yerle bir etmiştir. Ama kendisinde saldırganlık duygusu kalmıştır, işte hacı en son olarak kurban kesme ile bu duygusunu da bertaraf ederek artık bayramı karşılamaya hazır olmuş olur.

SUAT ARUSAN - TERCÜMEİHÂL

SUAT ARUSAN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  917572

-