16 KASIM 2019 CUMARTESİ

Lütfi Bergen

KÜRESEL KENT DÜZENİ

Lütfi Bergen

Batı dışı toplumların geleneksel “üretim / meslek / pazar / tüketim” biçimlerine “kentsel düzen” uygulamalarıyla müdahale edilmektedir. Bu müdahale, batıda geliştirilmiş kent tasavvurunun batı dışında reddedilememesi nedeniyle “müdahale” şeklinde algılanmamakta. Batı kent biçimleri batı dışı iktisadî-içtimaî-kültürel dokular üzerinde egemenlik tesis edecek küresel ağ sistemleri ile gelmekte. Bu durum esnaf, zanaatkâr, çiftçi, işçilerin “yeni ekonomi politik”lere uyum sağlamak için karmaşık ağlar içinde hareket etmelerini zorunlu kılar.

 “Batı kenti” kendisini konut sistemi otomobilleşme, yüksek hızlı tren, enerji kullanımı, gıda zinciri, iletişim gibi bir dizi denetleyici teknolojiyle vazgeçilmez kılar. Kent sistemi küreselleşen doğası ile gelir. Bu doğanın dışında yaşamayı da imkânsızlaştırır.

Mesela iki katlı gecekonduyu yıkarak içindekileri konuta taşır. Gecekondunun inşa edildiği ve tamamen mülk sahibine ait bahçedeki dut ve erik ağaçlarını, odunluğu, kümesi, kuyu suyunu, duvar dibindeki küçük bostanı, yaprakları reçel yapılan gülleri ortadan kaldırır.

Yıkılan gecekondu ile bireyler çapı büyüyen kent yapılarına ve ilişkilerine uğratılır. Eski ekonomi biçimde “mesken”de “sakin” kişiler bu yıkımla sürekli masraf-haraç isteyen “uzun mesafeler arasında gidip gelen” yolculara, seyyara dönüştürülür. Mahalleden ve evinden çıkmadan yaşayabilen fertler şimdiye kadar görmedikleri şekilde “harekete geçirilir.” Böylece eskiden sebilleri olan fertler susuz bırakıldıkları, tuvalet ihtiyaçlarını dahi ücretle karşılayabilecekleri bir haraç düzenine itilir.

En tabii ihtiyaçlar parasal karşılıklara muhatap edilir. Simmel batıda yaşanmış ‘metropol' olgusunu çok önceden tasvir etmiştir. Yeni haraç düzeni, “parasal zihnin” mekân belirlemesi, insanlar arasındaki ilişkilerin bozulmasından kaynaklanan güvenlik meselesini de kendiliğinden probleme dönüştürür ama buna sonra değineceğiz.

Müslüman toplumlarda “geçimlik ekonomi”nin zihniyeti de pratiği de yukarıda bahsettiğim “harekete geçirilmenin etkisi” nedeniyle hayat bulamaz hâle gelir. Su, barınma, meyve, yakacak gibi pek çok temel nimet eski hayat biçiminde doğal şekilde karşılanırken küresel kent sistemi temel ihtiyaçlara doğrudan ulaşmayı imkânsızlaştırır.

Aile fertleri ihtiyaçlarını karşılamakta sorumlu kişiler olarak yeniden kodlanır. İş, okul, hastane, alış-veriş mekânları on dakikalık yürüyüş mesafesinden çıkarılır. Gündelik hayatın alt yapısı da onlara erişim de metalaştırılır. Okul, hastane, iş, alış-veriş yapılan merkezler otobüs ve demiryolu kullanımıyla erişilen ve kullanıcıları bir anlamda yoksullaştıran ya da kentsel iktidarın araçlarına muhtaç bırakan masraf alanlarına dönüştürülür. 

Kent sistemi üç organizasyonu sağlayarak kendisini Batı dışına dayatır: 1) mal üretimi, 2) lojistik (mal ve hizmetlerin tüketiciye ulaştırılması), 3) pazar.

Bu üç organizasyon Batı dışı toplumlara ait mülkiyet / sermaye / servet stoklarının kapitalizmin inhisarına geçmesine sebebiyet verir. Bundan sonra evlerin inşası, emtiaların tedariki, pazarın kontrolü, ulaşımın örgütlenmesi kentlerin yönetimini ele geçiren bölgesel ve çok-uluslu sermaye tarafından belirlenir.

Kent sistemi Batı dışını yönetmeyi mümkün kılan “iktidar biçimlenmesi” olarak gelir. Ayartılmış yerel yöneticiler, mimarlar, planlamacılar “millî” aidiyetlerini yitirdiklerinin farkına varamayacakları bir küresel sermaye zihnine bağlanır. Küresel sisteme entegrasyonu sağlayan şebekeler (örneğin, internet üzerinden taksi çağırmayı mümkün kılan teknoloji) ahlâkî bağlılıkları aşındıran ekonomik üstünlükler sağlayarak yeni bir “iktidar coğrafyası” sunar. Mahalle esnafı küresel sisteme entegre olmadıkça pazarın dışında kalmaya mahkum olur. Mal ve hizmet sirkülasyonunun büyük kısmı “küresel kentsel ağ”ın kontrolünü muktedir kılacak şekilde bir düzenleme yapılmış ve coğrafya-dâr yeniden inşa edilmiştir. Teknolojiye bağlı ve mühendislik ideolojisi ile belirlenmiş yeni bir askeri-politik iktidar kurulmuştur.

Bu yapılaşma “millîlik”, “antiemperyalizm”, “vatandaşlık bilinci” gibi söylemleri yıkan bir “mekân”, “dâr”, “ülke”, “vatan” algısı dayatır. Daha doğrusu geleneksel aidiyetleri çözer. Vatan bu durum mantığının içinde mühendislik ve planlama bilgisiyle istila edilmiştir. Vatandaş dediğin de hizmetin mekânsal nüvesini ele geçiren küresel finans ağının borçlu tebasıdır.

 

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  363651

-