21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Zihni Çakır

KÜRESEL SİSTEM YENİDEN YAPILANIRKEN...

Zihni Çakır

Siyaset kurumunun yaşadığı tıkanmışlık ve parlamenter oligarşinin körüklediği istikrarsızlıktan çıkışın tek yolu, 29 Ekim 1923'te kabine krizinden çıkışın da yöntemine dönüştürülen sistemsel değişim hamlesidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın TBMM Genel Kurulu'nda yasama yılı açılış konuşmasında sarfettiği, “Küresel sistem bir hareketlenme, bir yeniden yapılanma sürecindeyken, gelin bu fırsatı iyi değerlendirelim” sözleri tarihi bir yaklaşım.

Türkiye, bugüne kadar küresel sistemin yenilenme süreçlerinde hep piyon olarak kaldı. Üstelik üçüncü sınıf dublör rolü oynadığı dönemlerde, yaşananın küresel sistem yenilenmesi olduğundan bile habersizdi.

1914-1918 arasında yaşanan Avrupa merkezli küresel savaşın (1. Dünya Savaşı) aslında küresel sistemin yeniden yapılanması olduğu belliyken, Osmanlı, Balkanlar ve Ortadoğu'daki sorunlar ve etnik temelli iç kalkışmalarla uğraşmak zorunda bırakıldı. İlginçtir ki, Osmanlı coğrafyasındaki küçük devletlerin etnik temelli ayrışmasını körükleyenler, 1. Dünya Savaşı'nın da ana aktörü ülkelerdi.

1. Dünya Savaşı sonrasında işgalci devletlerin Anadolu'dan temizlenmesi ve Misak-ı Milli sınırlarının baz alındığı ülke bütünlüğünün korunması yolunda verilen 1919-1922 arasındaki İstiklal Harbi de, 1. Dünya Savaşı'na temel oluşturan küresel sistemin yeniden yapılanma sürecinin bir parçasıydı. Nihayet 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Anlaşması ile bu sürecin Anadolu ayağı da tamamlanmış oldu.

Her ne kadar Lozan bir zafer hapı olarak yutturulsa da, ülkenin tüm zenginliklerinin küresel sisteme bağlandığı bir ihanet vesikasıydı.

-Cumhuriyetin ilanı küresel sistemin bir parçası mıydı?-

Lozan'dan sonra, 1923'te ilan edilen Cumhuriyet, milletin yönetim şeklinin belirlenmesiydi. Yaşanan kabine bunalımının çıkış yolu olarak Mustafa Kemal ve İsmet İnönü tarafından hazırlanan yasa tasarısı 29 Ekim 1923'te TBMM'de kabul edilmişti. Aslında 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılışı ile birlikte sistem değişmiş olsa da İstiklal Savaşı ortamında milli birlik ve beraberliğin bozulmaması amacıyla beklenilmişti.

Dahası o dönem TBMM'de mandacılık tartışmaları yaşanırken, Cumhuriyet'in ilanıyla bu tartışmaların da son bulduğu, manda taleplerinin kabul görmediği aktarıldı gelecek nesillere hep. Lakin, Türkiye Cumhuriyeti, ne siyasal, ne ekonomik ne de sosyal anlamda tam bağımsız bir ülke şartlarına bir türlü erişemedi. Tarihi vesikalar vesayetçi anlayışın gizeminden arındıkça, 1. Dünya Savaşının temel gerekçelerinden biri olan küresel sistemin yeniden yapılanma planının bu topraklar üzerindeki parçasının, Cumhuriyet rejimi ile tamamlandığı gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Sonrasında da da durum bundan farklı olmadı. Sistemin o organizmasının bu topraklardaki koruyucusu olan rejim, ne zaman ki küresel sisteme meydan okuyan siyasal anlayışlar ve toplumsal grupların sesi yükseldi o zaman askeri darbeler ve muhtıralarla etnik ve mezhepsel temelli çatışmaları körüklediler.

Ve biz, bütün bu planlarda, sistemsel yenilenme planından bihaber olarak içerdeki istikrarsızlık, ayrışma çatışmalarla meşgul olduk.

Bugün de aynı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dikkat çektiği küresel sistem yenilenmesi hem de yanıbaşımızda son hızla ilerlerken biz parlamenter oligarşinin sebep olduğu siyasal istikrarsızlık ve her geçen gün yayılan etnik makyajlı küresel terör faaliyetleri ile mücadele içerisindeyiz.

-Sykes-Picot'un eksik ayakları mı tamamlanıyor?-

Oysa oyun çok net bir şekilde ortada. Yanıbaşımızda, 29 Nisan 1916'da Kut'ül Ammare Kuşatması sonrasında İngiliz kuvvetlerinin Osmanlı Ordusu karşısında bozguna uğramasından 17 gün sonra (16 Mayıs 1916) İngiltere ve Fransa arasında yapılan ve Osmanlı'nın Ortadoğu topraklarının paylaşılmasını öngören gizli Sykes-Picot Anlaşmasının yarım kalan ayakları tamamlanırken, biz bu küresel sistem yapılanmasına müdahil bile olamıyoruz.

Neden? Çünkü Erdoğan'ın TBMM'deki konuşmasında dikkat çektiği gibi, siyasetin çözüm üretemediği bahanesine sarılan müdahaleciler, vesayetçiler, siyaset kurumunu zayıflatmakla kalmıyor, demokrasiye de derin yaralar açacak davetlerde bulunuyor.

Şunu net olarak ifade etmek gerekir ki; siyaset kurumunun yaşadığı tıkanmışlık ve parlamenter oligarşinin körüklediği istikrarsızlıktan çıkışın tek yolu, 29 Ekim 1923'te kabine krizinden çıkışın da yöntemine dönüştürülen sistemsel değişim hamlesidir. Belli ki küresel sistemin 1923'te sona eren yenilenme planının bir parçası olan Cumhuriyet, küresel sistemin çıkarlarına ters düşen hamlelere yönelik refleksler sergilemekten vazgeçmeyecek.

1 Kasım bütün bu sayılanların kilidini açacak önemli bir fırsat. Aksi halde bu ülkenin yeni bir işgal ve bu işgali püskürtecek yeni bir savaş yaşaması kaçınılmaz.

ZİHNİ ÇAKIR - TERCÜMEİHÂL

ZİHNİ ÇAKIR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  114844

-