KÜRESEL SİSTEMİN YENİ STRATEJİSİ “NEOEMPERYALİZM”


KÜRESEL SİSTEMİN YENİ STRATEJİSİ “NEOEMPERYALİZM”

BM, NATO, UCM, AİHM, IMF, Dünya Bankası gibi uluslararası kurumların da desteğiyle küresel aktörler, dünya üzerindeki politikalarını özellikle son dönemde neoemperyal yöntemlerle sürdürüyorlar. Özellikle Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında din, mezhep, etnik köken ve aşiret farklılıklarını öne çıkartarak içsavaş ortamı hazırlayan küresel sistem, oluşan kaos ortamını bahane ederek gerçekleştirdiği müdahalelerle hem bu bölgede siyasi istikrarın oluşmasını engelliyor, hem de bu kaotik ortamı kendi çıkarları doğrultusunda kullanıyor.

Suriye

“Arap Baharı” sürecinde en büyük yarayı kuşkusuz Suriye aldı. 2011 yılının Mart ayında başlayan olaylar giderek içsavaşa dönüşürken, ülke derin bir krize sürüklendi. Hala sürmekte olan içsavaş yüzbinlerce ölü, milyonlarca mülteci ve harap olmuş bir ülkeye mal oldu. Kürel aktörlerin çıkar çatışmaları ve başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşların olaylara seyirci kalması, İslam dünyasının çözüm üretmekten uzak pasif yaklaşımı sebebiyle Suriye yok olmanın eşiğine sürükleniyor.

Suriye'deki ilk gösteriler 2011 yılının Mart ayında başladı. Der'a kentinde duvarlara rejim karşıtı slogan yazdıkları gerekçesiyle gözaltına alınan 18 yaşının altında 15 çocuğun işkence görmesi ve devlet mercilerinin konu ile ilgili gerekli işlemleri başlatmaması üzerine gösteriler daha da hareketlendi.

Bu süreçte Beşşar Esed, 7 Mart ve 31 Mayıs 2011 tarihlerinde iki kez af kararı vermiş, 19 Nisan 2011'de Olağanüstü Hal Yasası'nı kaldırılmış ve Devlet Yüksek Güvenlik Mahkemesi ilga edilmişse de şiddet içermeyen gösterilere katılan sivil halka ateş açılması ve ölümlerin yaşanması sebebiyle ülke içindeki kaos ortamı giderek derinleşti ve nihayet bir içsavaş halini aldı.

İçsavaşta geride kalan yaklaşık 3 yıllık süre zarfında, onbinlerce kişi tutuklandı ve insanlık dışı muamelelere maruz kaldı. Kadın-erkek, genç-yaşlı onbinlerce insan işkenceye maruz kalırken, bu sistematik işkencenin aynı zamanda bir devlet politikası olarak uygulandığı ifade ediliyor. Uluslararası Af Örgütü'nün yayımladığı rapora göre muhaliflerin maruz kaldıkları işkence türlerinin sayısı 30'u geçiyor.

Yoğun hakaret, işkence ve tecavüz olayının yaşandığı gözaltı merkezlerinde, bugüne kadar binlerce insanın işkence sonucu yaşamını yitirdiği biliniyor. Suriye'de komşu ülkelere sığınanların sayısı 2 milyonu aşarken, 4 milyonun üzerinde insan ülke içinde yer değiştirmek durumunda kaldı. 9 milyon kişi ise yardıma muhtaç hale geldi. 2014 yılı başı itibariyle içsavaşta yaşamını yitirenlerin sayısının yaklaşık 200 bin olduğu tahmin ediliyor.

Uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanan raporlar, içsavaş esnasında yaşamını yitiren ve ülkesini terk edenlerin sayısının katlanarak arttığını gösteriyor. Örneğin 2012 sonlarında yaklaşık 300 bin olan mülteci sayısı, 2014 yılı itibariyle 2.5 milyona ulaşmış bulunuyor. Bununla birlikte Suriye'de her gün yaklaşık 5 bin kişi ülkesini terk etmeye devam ediyor. 2014 yılı itibariyle, yaklaşık rakamlarla

Türkiye'de 800 bin, Lübnan'da 600 bin, Ürdün'de 500 bin, Irak'ta 200 bin, Mısır'da 100 bin Suriyeli bulunuyor. Ülkesini terketmek zorunda kalan Suriyelilerin yaklaşık yarısını ise çocuklar oluşturuyor.

Evlerini, işlerini, eğitim hayatlarını ve sahip oldukları maddi manevi varlıklarını ülkesinde bırakmak zorunda kalan milyonlarca insan, sığındıkları ülkelerde son derece zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Mültecilerin önemli bir bölümü konteynır ve çadır kentlerde barınırken, yaşamlarını devam ettirebilmek için gerekli olan zaruri ihtiyaçları da genellikle devletler ve sivil toplum kuruluşları tarafından yapılan yardımlarla karşılayabiliyorlar.

Öte yandan iç savaş sebebiyle zor duruma düşen milyonlarca insan, organ çeteleri, insan tacirleri ve fuhuş sektörünün kurbanı haline geliyor.

Örneğin Lübnan'da son iki yıl içerisinde çocuk yaştaki Suriyeli kızların fuhuş bataklığına düştüğü, organ ve insan ticaretinde sahipsiz kalan Suriyeli çocukların kullanıldığı biliniyor.

Bütün bu yaşananlara bakıldığında Suriye'nin harabe bir ülkeye dönüştüğü, milyonlarca insanın ülkesini terk etmek zorunda kaldığı, yüzbinlerce insanın yaşamını yitirdiği, savaş sebebiyle çocuk ve gençlerin fuhuş, organ ve insan ticaretinin kurbanı olduğu, zengin kültürel ve tarihi mirasın yok edildiği bir ortamda Suriye'de iç savaşın kimin işine yaradığı açıkça görülüyor. Ancak buna rağmen barış için ulusal, bölgesel ve küresel ölçekte ciddi bir adım atılmıyor.

BM tarafından 2014 başlarında sürdürülen Cenevre sürecinden de bu kötü gidişatı durduracak bir sonuç çıkmadı. Öte yandan gerçekten barışı, kanın ve ölümlerin durmasını isteyenlerin bu talepleri de provoke ediliyor. 2014 yılı itibariyle Suriye'de yaşanan kanlı süreç ve kaos her geçen gün daha da derinleşerek devam ediyor.

Yorum Yaz

  418006

-