21 EKİM 2019 PAZARTESİ

Hasret Yıldırım

KÜRT MİLLETİ’NİN GURURU, ÜMMET’İN ŞEREFİ: ŞEYH SAİD

Hasret Yıldırım

Deli'nin biri kuyuya taş atmış da, kırk akıllı çıkaramamış ya; son dönemde bir Şeyh Said tartışması, aldı başını gidiyor.

Bir gurup İslam üzerinden, bir gurup ırkçılık üzerinden, bir gurupta Kemalist mantık üzerinden; yazıyor, çiziyor, söylüyor, hatta sövüyor… Peki, tarihi hakikatler ve vesikalar ne diyor? Bugünkü yazımızın konusunu “Şeyh Said İslam adına mı, Kürtçülük adına mı ayaklandı?” mevzuu oluşturuyor…

İstiklal Harbi'nin kudretli paşaları Kazım Karabekir, Hüseyin Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele öncülüğünde; 17 Kasım 1924 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk muhalefet partisi “Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası” kurulmuştu.

Genel Başkanlığını Kazım Karabekir Paşa'nın yaptığı TCF, tüzüğünün 6.maddesine şu ifadeleri koyuyordu: “Fırka (parti), dinî düşünce ve inançlara SeyhSaidhürmetkârdır.”… TCF yetkililerinden Fethi Bey; “Terakkiperverler dindardır, Halk Fırkası dini batırıyor. Biz dini kurtaracağız ve muhafaza edeceğiz”[1] şeklinde beyanat veriyordu.

TCF'nin parti tüzüğünden ve Fethi Bey'in beyanatından da anlaşıldığı üzere; M. Kemal hükümeti İslam'a muhalif bir yönetim anlayışına sahipti ve İslam aleyhinde hareket ediyordu.

Piran hadisesinden iki hafta evvel (1925 Ocak ayı sonlarında), TCF Erzurum Milletvekili Ziyaeddin Efendi, TBMM kürsüsünde, iktidardaki CHF'nin icraatlarına ağır eleştiriler yönelterek: “Yeniliğin isret (içki içme), dans, plaj sefasından başka bir şey ifade etmediğini, fuhuşun arttığını, Müslüman kadınların edeplerini kaybetme yolunda olduklarını, sarhoşluğun himaye, hatta teşvik olunduğunu, en önemlisi dinî duyguların rencide edildiğini, yeni rejimin sadece ahlaksızlık getirdiğini, rezil bir yönetimin memleketi çamurların içine sürüklediğini”[2] ilan ediyordu.

Şeyh Said 13 Şubat 1925 Cuma günü, Piran Camisinde verdiği vaazda halka şöyle sesleniyordu: “Medreseler kapatıldı.

Din ve Vakıflar Bakanlığı kaldırıldı ve din mektepleri Milli Eğitim'e bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberlerimize dil uzatmaya cür'et ediyorlar. Ben bugün elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”[3]

Şeyh Said bu arada, “Emir'ül Mücahidin Muhammed Said El-Nakşibendi” imzasıyla halka yönelik çeşitli beyannameler yayınladı. Ayrıca direnişe destek vermeleri için Alevi-Zaza aşiret reisleri, Kürt bey-ağa ve aşiret reisleri ile Ergani'deki Türk bey ve ağalarına da aynı imza ile mektuplar gönderdi.

Onları İslam adına Kemalist rejime karşı ortak mücadeleye davet ederek, yardım istedi. Yayınlanan beyannamelerin birinde: “Kurulduğu günden beri, Din-i Mübin-i Ahmedi'nin (Hz.Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin apaçık dininin) temellerini yıkmaya çalışan Türk Cumhuriyeti Reisi M. Kemal ve arkadaşlarının; Kur'an'ın ahkâmına aykırı hareket ederek,

Allah (Celle Celaluhu) ve Peygamberi inkâr ettikleri ve Halife-i İslam'ı sürdükleri için; gayri meşru olan bu idarenin yıkılmasının bütün İslamlar üzerinde farz olduğu, Cumhuriyetin başında bulunanların ve Cumhuriyete tabi olanların mal ve canlarının Şeriat-ı Garrayı Ahmediyye'ye (Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin şeriatına) göre helal olduğu…”[4] hususlarına yer veriliyordu.

Bir başka beyannamede de: “Hilafetsiz Müslümanlık olmaz!. Halife memleketten çıkarılamaz!. Şimdiki hükümet mütemadiyen (sürekli olarak) dinsizlik neşretmektedir. Kadınlar çıplaktır. Mekteplerde dinsizlik ilerliyor…”[5] şeklinde ifadeler yer alıyordu.

Yabancı basında da, ayaklanmanın “dinî nitelikli” olduğu yönündeki fikir ve değerlendirmeler ön plana çıkmıştır.

İngiltere'de yayınlanan The Times Gazetesi: “Şeyh Said ve taraftarlarının Genç, Harput ve Diyarbekir'i ele geçirerek, Abdülhamid'in oğullarından Abdürrahim'i gıyaben “halife” ilan ettiklerini, ayaklanmanın söylenildiği gibi Kürt ulusal hareketi değil, tamamen fanatik bir “dinî” hareket olduğunu”[6] vurguluyordu.

Fransa'da yayınlanan haftalık L'illustration Dergisi ise, Şeyh Said isyanının yayıldığı alanı gösteren bir haritaya sayfalarında yer veriyor ve hadiseyi şöyle yorumluyordu: “Elaziz, Genç ve Palu bölgelerinde Şubat sonunda başlayan ayaklanma, oldukça ciddi boyutlar kazandı. (…) Ayaklanmacılar Ankara'nın “din karşıtı politikasından rahatsızlar ve halifeliğin yeniden tesis edilmesini” istiyorlar.”[7]

Başbakan Ali Fethi Okyar, isyan esnasında “sert tedbirler alarak isyanı bastıramadığı için” istifaya zorlanmış, istifasının ardından İsmet İnönü, 3 Mart 1925 günü yeni hükümeti kurmuştur. İlk iş olarak “Takriri Sükûn Kanunu”nu çıkaran yeni hükümet, 1 Nisan 1925'te askerî harekâtı sona erdirmiştir.

İsmet İnönü'nün hatıralarında Şeyh Said ile alâkalı olarak aktardıkları, mevzunun muhtevasını özetler mahiyettedir. “Şeyh Sait, harekât esnasında dini kurtarmak davasını açıktan ortaya atmış bulunuyor. «Hilafet kalkmıştır, din tehlikededir. Dini kurtarmak lazım­dır.» Davaları bu. (…) Şeyh Sait İsyanını doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır.

Fakat bundan şüphe edilmiş ve ge­rekli tahkikat yapılmıştır. Çünkü İngilizlerin Musul hareketi esnasında ve daha sonra Nasturi ayaklanmalarında olduğu gibi, hudutlarda ve dıResimliGazete_SeyhSaidveArkadaslariYILANseklindeGosteriliyorşarıda propagandayla, münasebetlerle Şeyh Sait İsyanının patlamasında zahiren yardımcı oldukları intibaı mevcuttu. Şeyh Sait İsyanının sebeplerini değerlendirirken dikkatli olmak gerek­tiği kanaatindeyim.” [8]

M.Kemal'in silah arkadaşlarından, Milli Savunma Bakanlığı ve TBMM Başkanlığı yapmış Kâzım Özalp, hatıralarında Şeyh Said mevzusu ile alâkalı şunları söyler: “Şeyh Sait, din adına ayaklanarak etrafına çok sayıda adam topladı. (…) Ertesi gün fırka grubu toplandı. Vekiller Heyeti üyeleri bile ikiye ayrılmışlardı. Mebuslar ayrı görüşü paylaşıyorlardı. Büyük tartışmalar oldu,

Fethi Bey görüşlerinde ısrar ediyordu. Bir grup mebus tarafından hazırlanan takrir, Meclis'te tartışmaları takip eden Mustafa Kemal Paşa'ya gösterildi. Takrirde, "Olay umumidir ve irticaidir" diye yazılmıştı. Kemal Paşa da bu görüşteydi, ancak yazıda bazı tashihler yaptırdı.

Takrir gruba sunuldu ve az bir oy farkıyla kabul edildi. Mustafa Kemal Paşa daha büyük bir fark bekliyordu, hayretini gizleyemedi ve bana dönerek "Çok zor bir celse atlattık, önümüzde zor günler olabilir" dedi.” [9]

Cumhuriyet tarihinde Şeyh Said Hadisesi ile alâkalı olarak yazılan en tafsilatlı eserlerden birinin sahibi, mossad tarafından organize edilen bir suikaste kurban giden, Kemalist Uğur Mumcu'dur. 2-22 Haziran 1991 tarihleri arasında, Cumhuriyet Gazetesi'nde “Öncesi ve Sonrası İle Şeyh Sait Ayaklanması” adıyla yayınlanan yazı dizisini, ilavelerle birlikte “Kürt-İslam Ayaklanması (1919-1925)”  isimli bir esere dönüştürmüştür.

Kitabın önsözü, cumhuriyet rejiminin “işine gelmeyen mevzuları” kapatma veya karartma mantığı ile alâkalı bir nevi “itiraf” mahiyetindedir: “Yakın tarihi bilmeden bugün olup bitenleri anlamaya olanak yoktur. Kürt sorunu üzerinde araştırma yapmanın bin bir türlü engeli var. Engellerden biri resmi belge ve kayıtların incelemelere açık olmamasıdır.

Oysa, bugün; ABD, İngiltere, Fransa ve Federal Almanya yirmili ve otuzlu yıllara ilişkin bütün gizli yazışma ve belgeleri yerli ve yabancı bütün araştırmacıların incelemelerine açmıştır. Türkiye'de ise bırakın gizli yazışmaları; Genelkurmay Başkanlığı, 1972 yılında Harp Tarihi yayınları arasında çıkan bir inceleme kitabını kendisi yasaklamıştır!.

İstiklal Mahkemesi dosya ve tutanakları ancak TBMM Başkanlığının «özel izni» ile incelenebiliyor. Şeyh Sait Ayaklanma dosyaları TBMM arşivinde «tasnif dışı»dır. Genelkurmay belgelerini incelemek ise bizler için hemen hemen olanaksızdır.

Üstelik, yakın tarihimizde «Kürt sorunu» yasak çemberleri içine alınmıştır. Kürt konusunda üzerindeki bu yasaklar sorunun ve konunun yeterince aydınlanmasını önlemiştir. Üzerlerinden altmış-yetmiş yıl geçmiş olayları inceleyip tartışamıyorsak bugünleri hiç anlayamayız.”

Kitabında, SeyhSaid_UgurMumcuŞeyh Sait'in müddei umumi (savcı) ve mahkeme başkanı ile konuşmalarını resmî kaynaklardan vesikalandıran Mumcu, şunları aktarmaktadır: “Müddei Umumi Ahmet Süreyya bey soruyor: Ayaklanma dinsel amaçlı mıydı, yoksa dinsel görüntü altında Kürdistan devleti kurmak mıydı?” Şeyh Sait bir müddet düşünüyor ve cevaplıyordu: “Şeriat hükümlerinin hükümetimiz tarafından uygulanmasını sağlamak düşüncesi benim başımda yaşayan, bir fikir ve arzuydu.

Bunu gereğinde söylemekten de çekinmezdim.” (…) “Başka bir diyeceğin var mı?” Şeyh Sait: “Hayır, benim maksadım bu dine hizmet vermekti. Bu çeşit niyetim de (ayaklanma) yoktu. Allahu Teâla'nın kaderi beni bu çeşide düşürdü. Muvaffak olamadık. Şimdi anladığıma göre muvaffak olsaydık, bu ahali ile bir şey olmazdı. Çünkü ahaliden sıtkım sıyrıldı.

Şeriate razı olan ahali kalmamıştır…” “Mahkeme Başkanı Müfit bey soruyor: Ayaklanmayı nasıl düşündünüz? Nasıl buldunuz? Sizi kışkırtanlar var mıydı? Yoksa ilham mı vâki oldu?” Şeyh Sait: “Haşa… İlham? İlham vâki olmadı, kitaplarda gördük. İmam ne zaman şeriat kurallarını uygulamazsa, üzerine kıyam vaciptir. hükümete şeriat sorununu anlatmak istedik. Hiç olmazsa şeriatin bir kısmının uygulanmasını isteyecektik.

Allahım beni bu kaderin içine düşürdü. İçine bir düştüm, bir daha çıkamadım.” (…) “Şeriat kuralları uygulanmıyor diye ayaklandınız öyleyse?” “İmam şeriat ahkâmını icra etmezse… dedim. Bu ayaklanmanın meşruluğuna, geçerliliğine kanıttır. Vakta ki, vuku buldu, işte şeriat vaciptir diyor. Hiç olmazsa günahkâr olmayayım dedim…” [10]

Hele ki bir başka Kemalist Cemal Kutay'ın aktardıkları, Kürtçülük yapanların ve Kürtçü geçinen ermeni döllerinin heveslerini kursaklarında bırakır: “İsyanın gayesi, dini kurtarmak ve bilhassa Osmanlı Halifeliğini yeniden kurmak şeklinde gösterilince, Genç ve Diyarbakır dışında bulunan ve Şeyh Said'in manevi nüfuzu altında bulunmayan Kürt aşiretleri isyana iltifat etmedi…” [11]

Bunca vesika ve hakikatin ardından bir şeyler yazmak zor geliyor insana… Hitabımız “akıl sahiplerine”… Başka mantık taşıyanları muhattap kabul etmiyoruz vesselam…

 

HASRET YILDIRIM - TERCÜMEİHÂL

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  217174

-