18 OCAK 2020 CUMARTESİ

Hüseyin Yağmur

LOZAN GÖRÜŞMELERİNDE NELER  YAŞANDI?                                                                 

Hüseyin Yağmur

Lozan'a gelen murahhas heyetlerinin reisi, aza ve mütehassıslarının ekserisi Yakın Şarkta senelerce tecrübe görmüş, müstemlekeci ve emperyalist ruhunu yaşatmış şahsiyetlerdi. Bize gelince, murahhas heyetimizin ne reisi ve ne de azaları hâriciyede bulunmuş, Avrupa diplomatlarını tanımış zevat değildi. Malî, iktisadî ve siyasî mütehassıs telâkki ettiğimiz memurlarımızın mühim bir kısmı da Osmanlı hükümeti ve kapitülâsyonların tesiri altında yetişmiş kimselerdi.

 Dönemin Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy Lozan Görüşmelerine gönderilen heyet konusunda yaşanan olayları şöyle anlatır: Türkiye Büyük Millet Meclisinin ekseriyeti, sulh konferansına gidecek heyetimizde baş murahhas olarak İcra Vekilleri Heyeti Reisi Hüseyin Rauf Bey'i görmek istiyordu. Rauf Bey Avrupa'da da tanınmış, tecrübeli, malûmatlı, lisana âşinâ ve kıymetli bir devlet ve siyaset adamımızdı. Heyet azası olarak da Hariciye Vekili Yusuf Kemal Bey'le Sıhhiye Vekili Rıza Nur Bey düşünülüyordu. (Cebesoy,2007:157)

 (…) Murahhaslarımız, millî sulh dâvamızı bir an evvel halletmek emeliyle ve o kadar iyi niyetlerle Lozan'a gitmişlerdi ki daha konferans başlamadan karşı taraf diplomatlarıyla temasa gelir gelmez hayal sukutuna uğramışlardı. Temas ve müzakerelerde bulundukları Avrupa heyetlerinin, murahhas ve memurlarının şahsiyet ve hüviyetlerine dair pek az malûmatları vardı. Bu yüzden müzakere ve münakaşa sıralarında aynı zihniyet ile görüşmelerine imkân bulamamışlardı.Esefle kaydetmeliyim ki Osmanlı hâriciyesinden Ankara hâriciyesine Avrupa diplomat ve Hariciye memurlarının emperyalist ve müstemlekeci zihniyetleri hakkında da hiç bir şey devredilmemiş ve malûmat verilmemişti. Bizimkiler Lozan'da tam mânasıyla kendileri için meçhul olan bir âlem ile karşılaşmışlardı. (Cebesoy,2007:275)

 Sonradan Ankara'ya ABD Büyükelçisi olarak gönderilen Lozan'daki ABD Delegesi Grew, anılarında bu durumu şöyle anlatır: «İsmet, gâlip bir devleti temsil etmekteydi, fakat ona yenilmiş bir düşman gibi davranılıyordu. Konferansın düzenlenmesinde Türk Delegasyonuna hiçbir önem verilmiyordu.  İsmet Paşa, Konferansa önceden çağrılanların dışında bir ülkenin çağrılmasını istedi. Reddedildi. Başlıca komisyonlardan birinin başkanlığının Türkiye'ye verilmesini istedi. Reddedildi. “Genel Sekreter Türk olsun” dedi. Reddedildi. Türkiye'nin iki yerine üç delegeyle temsilini istedi. Reddedildi. Öteki istekler de bunun gibi reddedildi. Her istekten sonra Lord Curzon, öteki maddeye geçmekle yetiniyordu. (Avcıoğlu,1985:194) 

Öte yandan Lozan'da hükümet adına başmurahhas olan İsmet Paşa'nın hükümeti baypas ederek Mustafa Kemal ile doğrudan münasebetler kurması, Başbakan ve  Meclis  başta olmak üzere bir çok kişi ve kurumun tepkisini çekmiştir.

 Lozan'daki Türk murahhas heyeti konusunda bilgi veren kaynaklardan biri  ABD'nin ilk Türkiye Büyükelçisi John Grew'dir. Grew, Lozan'da ABD'li petrol şirketlerinin menfaat takipçiliğini yapmakta bunun için de Türk tarafının önemli katkılarını beklemektedir. Kendi deyimiyle “ ‘Tavuk kümesine dadanan bir tilki gibi' tam yedi kez İsmet Paşa'yı ziyaret eden ve kendi taleblerini İsmet Paşa'ya dikte eden Grew, mücadelesinde zafer kazanır. İsmet Paşa neredeyse 10 yıl yaşlanmıştır ama John Grew'in istediği madde de kabul edilmiştir.” (Grew,200:13-29-63)

 1.Meclisin Sonu

 20 Kasım 1922 tarihinde başlayan Lozan Görüşmelerinde ortaya çıkan fikir ayrılığı 1.Meclisin sonunu hızlandırdı.Mehmet Doğan bu gelişmeleri şöyle izah eder:Mustafa Kemal, Lozan müzakerelerini eleştiren Meclisi fesh etmiş, yeni Meclis yine ancak anlaşma imzalandıktan sonra toplamıştır. (Doğan,M,2005:73)

 Prof.Dr Kemal Karpat'a göre yapılan bir tasfiyeden ibaretti.Yunanlara karşı kazanılan zafer ve Lozan Anlaşması'nda tasdik edilecek olan uluslararası tanınma vaadi, "Birinci Grup"ta toplanan modernist-pozitivistlerin iktidarı tamamen ele geçirmesini ve "İkinci Grubu" oluşturan demokratları, demokrat zihniyetli gelenekçileri ve İslamcıları tasfiye etmesini mümkün kıldı. Mustafa Kemal'in başkanlığındaki Birinci Grup, iki yıllık görev süresi uzatılmış olan meclisi 1 Nisan 1923'te kendini feshetmeye ikna etti. (Karpat,2007:185)

 Halbuki İkinci Grup, çok net bir şekilde hukukun üstünlüğünü savunmaktadır. İkinci Grup, ülkenin dış siyaset konularında da hassas davranmıştır. Lozan görüşmelerinin bütünüyle Meclis'in denetimi altında yapılması, son sözü Meclis'in söylemesi gerektiği konusunda son derece ısrarlı olmuşlardır. Misak-ı Milli'ye  ait sorunlar  gündeme geldiğinde de bu duyarlılıkları artmıştır. (Demirel,1994:11)

 Ali Şükrü Bey Musul'un ve on iki adanın başka devletlere verilmesine karşı çıkanlardan biridir.Bir kumandan ve bir askerî mütehassıs olan İsmet Paşa'nın Boğazlar ve askerî tahdidat meselesini hallettiğini, fakat bir diplomat olmadığı için diğer meselelerde muvaffak olamadığını ileri süren Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, Mehmetçiğin süngüsü ile kazanılan muazzam zaferin Lozan'da heba edildiğini söylemişti.

 Dönemin Meclis Başkanı Ali Fuat Cebesoy, Ali Şükrü Bey'den şöyle bahseder: Ali Şükrü Bey,  Lord Curzon'un oyunlarına ve desiselerine kurban gittiğimizi iddia etmiş ve “Bu murahhas heyetinin sulh meseleleri üzerinde sözleri olamaz efendiler. Artık bunların vazifeleri bitmiştir.” Demişti. Ali Şükrü Bey, Lozan'a gidecek yeni bir heyetin neler yapması lâzım geldiğine dair kendi şahsî mütalaalarını uzun uzun anlatmıştı. Sonra on iki ada, Yunanistan'ın elinde bulunan adalar ve Musul meselesi üzerinde durmuştur. (Cebesoy,2007:432)

 Ali Şükrü Bey, Kurtuluş Savaşı sırasında savunulan daha sonra politik sebeplerden dolayı vazgeçilen ilke ve hedefleri büyük bir saflıkla savunmaya devam ediyordu."...Musul cephesinde icabeden ihzarat yapılmış mıdır? Ani bir darbe ile Musul'u alabilecek miyiz! Yani Musul'a kâfi miktar tayyare, benzin vesaire gitmiş midir? (Altan,M,2001:198) Diyordu.

 Ali Şükrü Bey, Lozan konusunda yapılan ‘gizli celse'de Misak-ı Milli için şunları söylemişti: "Misak-ı Milli bu mudur? Arkadaşlar bendenizin bildiği millete karşı ahkâmına ahit ve yemin ettiğimiz Misak-ı Milli'de bir hudut vardır. O hudut da mütakerenin hini akdinde ordularımızın bulunduğu hudutlardır." (Altan,M,2001:199)

 Lozan Görüşmelerini dikkatle takip eden Ali Şükrü Bey, Hükümete bu konuda da sert eleştiriler yöneltmişti.Ali Şükrü Bey, “Mehmetçiğin süngüsüyle kazanılan zaferin Lozan'da, Lord Gürzon'un (İngiliz) oyun ve hilelerine kurban edildiğini söyleyerek, “Bu murahhas heyetinin barış üzerine bir sözü olamaz.” (Kabaklı,1989:42) diyordu.

1. TBMM. 2 Ağustos 1923'te toplanmış, ilk iş olarak 22 Ağustos 1923 Salı günü, Lozan Anlaşması'nın ivedilikle görüşülmesini kabul etmiştir. Misak- ı Milli sınırları içinde bulunan bazı topraklardan Lozan'da feragat edilmiştir.Halbuki I. Cihan Harbi bitiminde Musul, Halep ve Batum dahil Türklerin ağırlıkta yaşadığı bütün bölgeler elimizde idi.

 Ne var ki; Lozan'da Batı dünyasının da onayladığı bir haritaya hararetle sahip çıkan Türkiye, Misak-ı Milli hudutları dışındaki Türk topluluklarını da nüfuz alanı içinde görmediğini tescillemiş oluyordu.

 Osmanlı Devleti'nin sona erdirilmesi, yani saltanatın kaldırılması, Lozan görüşmelerinden çok kısa bir süre önce gerçekleştirildi. Saltanatın kaldırılmasının görünür anlamı dışında, sembolik bir anlamı daha vardı: Ankara hükümeti böylece Osmanlı mirasının davacısı olmayacağını net şekilde açıklamış olmaktadır. Böylece Türkiye Misak-ı Milliye dahil olmayan konulardan, müzakereye bile lüzum görmeden sarfınazar etmektedir.

HÜSEYİN YAĞMUR - TERCÜMEİHÂL

Yakın tarih ve siyaset araştırmacısı, yazar

HÜSEYİN YAĞMUR DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  088875

-