Hasret Yıldırım

M.KEMAL PAŞA, DEVLETİ İÇKİ MASASINDAN MI İDÂRE ETTİ?

Hasret Yıldırım

Latife Uşaklıgil'in mektubunda, “Askeri anlamda Yunan ordularını Anadolu'dan çıkarmanın, Anadolu'nun o dönem içinde bulunduğu şartlardan bihaber olan dünya kamuoyunun zannettiği kadar büyük bir zafer olmadığı” ve “Türk ordusu olmasa bile Yunanların Anadolu'da altı ay daha kalmaları durumunda muhtemelen açlıktan ölecek hâle geleceği; çünkü ne yeterli mühimmata, ne gıdaya, ne de giyecek kıyafete sahip olduklarını” yazmasına rağmen; bugün kimse “sorgulamadan”, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'nı coşku içinde kutlayacak…

       

Bugün 19 Mayıs… Türk tarihinin gelmiş geçmiş en mühim? hâdiselerinin başlangıç tarihi… O kadar mühim ki “Nutuk” bile, hâdiselere bu tarihten başlar… Gerçi, Derin Tarih Dergisi'nin Mayıs sayısında neşredilen ve Kemalist geçinen hokkabazlar tarafından “abra-kadabra” denilerek üstü örtülmeye çalışılan “mektup” kafaları ve tabuları alt üst etse de, 19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı coşku? İle kutlanacak. Mevzu hazır mektuba gelmişken, Latife Hanım, M.Kemal Paşa'dan nakille ne demişti?! Hulâsaten hatırlayalım ve bilgi tazeleyelim:

 HurriyetGazetesi_TevfikRustuArasinHatiralari

“Yunan'ı Denize Döktük” Bir Masal mı?

“Kocama dışarıdan bir gözle ve üç farklı Batılı düşünce geleneği çerçevesinde baktığımda, vardığım sonuç şu oldu: Gazi, büyük bir asker değil; beceriksiz bir diplomat ve hırslı, mevki düşkünü bir adamdı. Bu analizimin sonuçlarını eski kocamdan başka kimseyle paylaşmadım. Onu çok ama çok severdim. Şimdi geriye dönüp bakınca anlıyorum ki, onu 20 yaşındaki bir kız nasıl severse öyle sevmiştim: Kendini sevdiği adama adayan, onu kutsal bir varlıkmışçasına seven, aşkın gözünü kör ettiği bir kız!

Evliliğimizin üzerinden altı ay geçtikten sonra, evimizde baş başa olduğumuz bir sırada kendisine dair analizlerimi kabul etmesi için ona yalvardım ve çok çalışarak kaderin ona altın tepside sunmuş olduğu şöhrete layık hâle gelebileceğini söyledim. Başlangıçta söylediklerime çok öfkelendi, fakat sonra kızgınlığını şefkate dönüştürmeyi başardım. Ardından bana, askeri anlamda Yunan ordularını Anadolu'dan çıkarmanın, Anadolu'nun o dönem içinde bulunduğu şartlardan bihaber olan dünya kamuoyunun zannettiği kadar büyük bir zafer olmadığını söyledi.”

Daha sonra bir adım daha ileri gitti ve Türk ordusu olmasa bile Yunanların Anadolu'da altı ay daha kalmaları durumunda muhtemelen açlıktan ölecek hâle geleceğini; çünkü ne yeterli mühimmata, ne gıdaya, ne de giyecek kıyafete sahip olduklarını söyledi.”

Hadi bakalım, buyur buradan yak!. Bize öğretilen “tarih” ile M.Kemal'in refîkası Latife Hanım'ın anlattığı “tarih”in, birbiri ile uzaktan veya yakından alâkası yok. Buradan öteye gidersek (erbabı bilir), “Açın Kapıları Osman Geliyor” olur. O yüzden farklı bir mevzu üzerinden, vesikalar ve birinci el kaynaklardan tarihi bir hakikâti daha gündeme taşıyalım. M.Kemal Paşa ile İ.İnönü Paşa arasında geçen “dananın kuyruğunun koptuğu” nokta olan bir hâdise var. Bu hâdiseyi birinci ağızdan şâhitleri şöyle naklediyor:

 

M.Kemal ile İ.İnönü Paşalar, Hangi Hâdise İle Koptular?

“Atatürk, o akşam yemeğe yalnız Vekilleri davet etmişti; sofrada herkes alkollü içkiler içerken, kendisi hafif nezleli oluşunu bahane ederek çay içiyordu. “Nezlesini bahane ederek” diyorum; çünkü pek iyi biliyorum ki, içki içmemesinin hakikî sebebi bu değildi... Başka münasebetlerle de belirttiğim gibi, Büyük Adam, ciddî meseleler konuşulacağı zaman içkiye el sürmezdi... O gece de İstanbul'da iken Nyon Anlaşmasının bir maddesi üzerinde Başvekil ile aralarında geçmiş olan telefon münakaşasının, herhangi bir vesile ile tazelenebileceğini düşünmüş, her ihtimale karşı tabiî halde kalmak istemişti.

Böyle hareket etmekte ne kadar haklı olduğu da çok geçmeden anlaşılmıştı; gerçi o mesele açılmamıştı ama münakaşa sonunda düştüğü hatâlı durumu bir türlü hazmedemeyen ve köşke gelmeden evvel uğradığı Anadolu Kulübünde bir miktar viski içmiş bulunan İsmet İnönü, başka bir vesile ile Atatürk'e baştan aşağıya haksız ve yersiz tarizlerde bulunmaya yeltenmişti.

Ben o sırada Köşkten ayrılmıştım; hadiseye bizzat şahit olmadım. Fakat sofrada bulunan zevattan bazılarının hikâye ettiklerine göre, esefle karşıladığım hadise şöyle cereyan etmişti…” [Hasan Rıza Soyak, Atatürk'ten Hatıralar-II, Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Yayınları, İstanbul, 1973, Sayfa: 707]

 HasanRizaSoyak

Hasan Rıza Soyak

 

İsmet Paşa İçince mi Cesaretlendi?

“Atatürk sözü çiftlikteki ağaçların bakımsızlığından açıyor. Tarım Bakanı Şakir Kesebir'den bunun sebebini soruyor. Kesebir yerine Başbakan atılarak: “Sebebini adamlarınıza sorunuz” diyor. Adamlarınız dediği, Soyak!. Atatürk bu çıkışa hayret ederek, Kâzım Özalp'a, Başbakanın işitemeyeceği bir sesle “Ne olmuş buna? İçmiş mi yoksa?” diyor. Derken Başbakan ikinci bir çıkış daha yapıyor: “Ne oldu paşam size? Eskiden böyle değildiniz. Artık emirlerinizi hep sofradan mı alacağız? Aramıza Kara Tahsinler (Sultan Hamid'in Başkâtibi) giriyor. Konuşmamıza meydan vermiyorlar” diyor. Atatürk gene soğukkanlılığını bozmadan; “Efendiler anlaşılıyor ki, bugün fazla görüşemeyeceğiz. Siz rahatınıza bakın. Ben biraz dinleneceğim, diyor ve sofrayı bırakıyor. Vekiller de bir müddet sonra çekilip gidiyorlar.” [Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul, 1980, Sayfa: 496, 497]

FalihRifkiAtay

Falih Rıfkı Atay

Aynı hâdiseyi farklı bir gözle ve birinci ağızdan bu sefer de, M.Kemal'in Hâriciye Vekili Tevfik Rüştü Aras'ın nakliyle okuyalım. Farklı şahıslar üzerinden nakiller yapıyoruz ki, “vesika” ve “kaynak” hastası Kemalistler ile Kemalistlere şirin gözükmeye çalışan cenahı, tam mânâsıyla mutmain edelim.

 

HurriyetGazetesi_17Subat1987TarihliNushadanHatiralar

Hürriyet Gazetesi- 17 Şubat 1987 tarihli nüshadan hatıralar

İsmet Paşa'ya Göre “Devlet İçki Masasından İdâre Ediliyor”

“Niyon hadisesi üzerine, İsmet Paşa'yı ve Hükümet azalarını Çankaya'ya akşam yemeğine davet etmiş. Yemekte bir ara Atatürk, “Ziraat Vekâleti'nde işler iyi gitmiyor” diye bazı tenkitler yapmış. İsmet Paşa, “Böyle ciddi işler her zaman bu masada konuşuluyor” diyerek memnuniyetsizliğini belirtmiş. Bunun üzerine Atatürk garsonlara: “Masadaki içki kadehlerini kaldırınız!” emrini verdikten sonra, misafirlerine dönmüş: “Yemeğimizi yedikten sonra gidebilirsiniz” demiş. Atatürk hadiseyi bana anlatırken, ne derece sinirlendiğini şu sözleriyle ifade etti: “İsmet Paşa'ya göre, biz ciddi işleri içki âlemlerinde hal etmeğe kalkıyormuşuz. Hâlbuki yemekte kendisi ve kabine azalarından başka kimse yoktu!” Sonra şöyle devam etti: “Bilirsin, her durumu daima sükûnet içinde tahlil etmek âdetimdir. Misafirler gittikten sonra yatak odama çekildim ve halâ sakinleşemediğimi hissederek durumu ertesi gün mütalaa etmeyi uygun buldum. Sabahleyin uyandıktan sonra kahvaltımı yaptım. Umumi kâtibimle mutat günlük işlerimi gördükten sonra Cevat (Abbas) Beyle baraja doğru bir otomobil gezisine çıktım. “Artık her şeyi anlamış ve kararımı vermiştim. Barajda, Cevat Bey'e, Meclis'e telefon etmesini söyledim. Telefona gidip dönen Cevat Bey, Meclis'in dağılmış olduğunu haber verdi. Cevat Bey'in belki de işi idare etmek istediğini düşünerek oradan doğru meclise gittim. Hakikaten Meclis dağılmıştı. Daha kapıdan içeri girerken İsmet Paşa ellerime sarıldı. Acıdım, “Haydi evine git ne yapman gerekeceğini ben sana bildiririm” dedim, sarıldı. “Eğer Meclisi toplantı halinde bulsa idim, meseleyi Meclis'in huzuruna getirecek, işin her tarafını anlatacaktım. Hiç şüphe etmem ki, İsmet Paşa sadece pişman değil, perişan olacaktı. Belki de Meclis'in dağılmış bulunması iyi oldu. […]

 

İ.İnönü'nün Talihi, M.Kemal'e İçkiyi mi Bıraktırdı?

Yanılmıyorsam, Bayar Hükümeti'nin yeni işbaşına geçtiği günlerdeydi. Bir akşamüstü başyaver telefonla beni makamımda buldu ve Atatürk' ün Anadolu Kulübü'nde acele beni beklediğini haber verdi. Bir hayli telaşla kulübe gittim. Atatürk hususi dairesinde masada oturuyordu. Sol tarafında da İsmet Paşa'yı oturur gördüm. Masanın etrafında birkaç kişi daha vardı, ama şimdi hatırlamıyorum. Atatürk beni yanına çağırdı. Bir iskemle çekip İsmet Paşa ile ikisinin arasına oturdum. Atatürk kulağıma eğildi ve çok hafif bir sesle: “Bir münasebetini düşür, Paşa'yı buradan al götür” dedi. Baktım Atatürk'ün önünde yarılanmış bir rakı kadehi vardı. Hâlbuki uzunca bir müddettir içmemeye çalışıyordu, onu içerken görmüyorduk. Bir müddet sonra iskemlemi hafifçe sola doğru yanaştırarak İsmet Paşa'ya: “Paşam evinize giderken müsaade edin de, ben de sizinle beraber geleyim. Dünya ahvali hakkında anlatacaklarım var” dedim. Atatürk'ten müsaade isteyerek beraberce çıktık. Paşa'nın evine gittik. Dünyanın durumu ve dış işlerimiz üzerinde karşılıklı görüşlerimizi söyledik. Bunun dışında herhangi bir mevzua girmekten kaçındık. Sadece, Atatürk'le İsmet Paşa arasında tamir edilmez bir uzaklaşmanın devam ettiğini görüyordum.

Sonradan bütün hikâyeyi öğrendim. Atatürk Anadolu Kulübü'nün kapısından girince İsmet Paşa ile karşılaşmış. İkisi birden asansöre binmişler. Asansörde İsmet Paşa, “Benim idbarım (talihimin ters dönüşü) bile size hizmet ediyor. Haber aldığıma göre içkiyi bırakmışsınız ve devlet işleriyle daha fazla meşgul oluyormuşsunuz.” demiş. Atatürk çok kızmış, ama sesini çıkarmamış. Beraberce hususi odaya girmişler. Masaya oturmuşlar. Atatürk o zaman, “Ben; hem içmesini, hem de devlet işlerini görmesini iyi bilirim” demiş ve rakı getirmelerini emretmiş. Sonra da, içindeki öfkenin yatışmadığını görünce bana haber göndermiş...” [Hürriyet Gazetesi, 17 Kasım 1987]

Bugün boş bardakta fırtına koparan hurafe ve yalandan beslenen tayfanın sözcüsü olan Hürriyet'in neşrinde görüldüğü üzere, başlık “Devleti İçki Sofrasından Yönetiyormuşum” olarak atılmış ve M.Kemal'in içki sofralarından birinin resmi konmuş. Şu manzarayı, bu başlıkla antikemalist bakış açısına mensup bir basın organı neşretmiş olsaydı, olacakları tahmin edersiniz herhalde…

 M.Kemal_Afetinan

Âfet İnan'a Göre Mevzuun Teferruatı Neydi?

Gelelim evvelki haftanın gündemlerinden biri olan Âfet İnan'a… Acaba Âfet Hanım, bu mevzu hakkında neler söylemiş? Bunu da “kızı” Arı İnan'ın “Prof.Dr. Afet İnan” kitabından iktibâs yapalım. Böylece kafasında soru işareti olanların kalplerini aliyülâlâ derecede, mutmain edelim inşaallah… Hem de mü'mine ve muvahhide hanımların ikrârı ile tasdik, kâfir? Rıza Nur'un söylediklerinden daha ehemmiyetli olur. Tarihçi “Hocaefendi”ler de, tatmin olur…

“İstanbul'a geldiği gün İsmet Paşa ile beraber geldi. Bilmiyorum tabii durumu. Dolmabahçe'de kapıda karşıladık. İsmet Paşa'nın odası vardı sarayda. Gayet ciddi girdiler içeriye, bahçeye. Ben İsmet Paşa'ya dedim ki, “Paşam,” dedim, “odanız hazır, buyurun.” Oradan Atatürk usulca bana dedi ki, “O,” dedi, “Ada'ya gidecek,” dedi. Ve İsmet Paşa ayrıldı. O zaman yeni yapılmıştı asansör. Bindik ikimiz asansöre ve sıkkın, dedi ki, “Çok mühim hadiseler oldu. Gel anlatayım,” dedi. Gittik, o yatak odasının yanında bir oda vardı, pembe oda, öldüğü odanın yanında. Ve durumu anlattı. Ben şaşırdım, “Ne olacak şimdi?” dedim. “Yani birisini düşündünüz mü?” Onun için şimdi hep yazıyorlar ki, Celal Bayar'ı trende düşündüler (diye). Bence geldiği zaman, Atatürk, kimi başvekil yapacağına karar vermemişti. O bana anlattığı zaman. İsmet Paşa'nın, “Sofradan mı idare ediliyoruz?” dediğini anlattı. Hepsini! Böyle böyle. “Eyvah!” dedim ben. Üzülmüş de Atatürk. Yazık, böyle bir şey neden oldu filan. “Şimdi,” dedi, “duracak işte. Kongre açılacak. Merak etme,” dedi. Benim de ilk tebliğim var bilmem ne.

Ondan sonra, o gün açılış yapıldı. İsmet Paşa bulundu mu hatırlamıyorum ama bulunmuştur herhalde. Ve toplantıdan sonra dedi ki, “Boğaz'a gidelim,” dedi. Benim de yanımda da Fakihe Hanım (Öymen) vardı. “Hocamı da alayım” dedim. “Olur,” dedi. O zamana kadar kimsenin haberi yok bu işten. Beraber gelenlerin var, fakat herhangi bir suretle açıklanmış değil. Gittik. Boğaz'da, bilmiyorum neresiydi, işte bir lokanta. Sofra kuruldu uzun. Başka sofralar da var. Ve bir müddet sonra Atatürk başladı konuşmaya. Böyle şeyleri öyle yapardı ki, çekingen, sıkılgan adamdır Atatürk. Mahcup adamdır. Yani gündüz haliyle böyle şiddetli çatmaz. Fevkalade kızarsa. Ama kararlaştırmıştır da… Biraz alkol aldıktan sonra başladı isim vermeden söylemeye. Ertesi gün toplantı var... İsmet Paşa'nın ismini vermiyor. Fakat işte bazı şahıslar böyle yapabilir, işte şöyle de olabilir, bilmem nedir de filan. Şimdi yüksek sesle söylemeye başlayınca, herkes de sustu. Başka masalar da dinliyor. Şimdi Atatürk'ün benim canımı sıkan, henüz karar vermiş değil. Evet, dedi ki, “İstirahat için şeydicem,” dedi, “İstirahat edecek bir müddet,” dedi. “Kimi yapacaksınız?” Daha dur bakalım,” dedi. Ve o kongrede (Tarih Kongresi) Celal Bayar gidiyordu -hiç unutmuyorum- “İşte onu yapacağız,” dedi. İkinci gün ama. Şimdi diyorlar ki, trende karar verdiler. Onu bilmiyorum. Bana söylemedi. Şimdi ben baktım konuşuyor, geç de oldu. Canım da sıkıldı böyle orada hızlı konuşup da, herkes birtakım yorumlar yapacak. İsim vermiyor. Belli değil daha İsmet Paşa'nın düşüp düşmediği, yani kararı var ama...

 

M.Kemal Paşa, Kime ve Neden “Ööpp!.” Dedi?

Ben, o sırada canım sıkıldı, Atatürk'ün sıkıldığını biliyorum bu işte. Herkese de böyle yayılsın istemedim. Biraz frenlemek istedim. İşte dedim, yani şu var, bu var. “Ööpp!” filan dedi, gene başladı konuşmaya. Onun üzerine, “Benim yarın vazifem var, müsaadenizle,” dedim, “çıkacağım.” “Ya!” dedi. “Ben motora gidiyorum,” dedim. Canım sıkıldı yani o konuşma şeyinden. Fakihe Hanım da orada, onu ben çağırmışım, fakat şey edemedim işte, çıktım. Çıkarken benim arkamdan kapı hızlı kapanmış. Onun üzerine Atatürk demiş ki: “Bunu Afet yapmaz. Rüzgâr çarptı,” demiş. [Arı İnan, Prof.Dr. Afet İnan, Remzi Kitabevi, 1.Baskı, Eylül-2005, Sayfa: 277-280 Teyp kaydından nâkil]

Sular bulanık biliyorsunuz. Bunca cümlenin içinden, bir-iki kelimeyi cımbızlayıp bizi de linç etmesinler diye ikâz ediyorum; “iktibâsların tamamı birinci el kaynaklar ve dönemin şahitleridir.” Eğer bir derdiniz varsa, onlardan hesap sorun!. “Kraldan çok kralcılık” taassubunuz en zirvede olsa da; 5816 sayılı kanun, ölüye bir şey yapamaz herhalde…

HASRET YILDIRIM DİĞER YAZILARI

  1. Biz şununda bilincindeyiz ki; bu milletin içinden yetişen komutanlar bitmez...askersiz komutan olmaz ancak asker ruhlu milletin içinden her daim komutan çıkar.Bu milletin, Halime'leri, makbuleleri , nineleri bile asker olmayı iyi bilir. Tarih bunu yazmıştır.....

  2. Geçmişimizi, tarihimizi ders alınması gereken bir hazine olarak görelim ve böyle okuyalım , okutalım.....

  3. Gerçek olsun yada olmasın insanların bu kim olursa olsun özel yaşamlarını ifşa etmekten vazgeçiniz. Verdiğiniz bilgi insana, topluma , vatana Ve millete , ülkemize bir şey kazandırıyor mu? Ona bakınız. İnanın bir müslüman olarak bu bilgilerle ilgilenmiyoruz. 'Gavur ' lakaplı Mü'min Aksoy'u , Sadullah Danış'ı, Samim Kocagöz 'ü kim olduğunu okuyunuz....İzmir'de geçen olayları....Mustafa Kemal'le ilgisini ...' vatan haini ' ismiyle son anda direkten dönen ve gerçeği ' vatanım sensin ' olarak değiştirilen dizinin kahramanı bundan esinlenilmiş......

Yorum Yaz

  415698