22 HAZİRAN 2018 CUMA

Yesevîzâde Alparslan Yasa

MÂHİR BİR STRATEJİST: MUNİS TEKİNALP VEYÂ MOİZ KOHEN -18

Yesevîzâde Alparslan Yasa

“Teşkilâtları:

“İsimleri tıpkı tıpkına tespit edilememekle beraber maksat ve gayeleri anlaşılan teşekküller şunlardır: 1- Yahudi mensupları mahfili (Cercle Israélite); 2- Uhuvvet kulübü; 3- İşçiler kulübü; 4- Yahudiler arasındaki ihtilâfları halleden mahfil; 5- Yahudiliğin hükûmete karşı temsili – (Resmî esasa dayanmayan hususî mahiyette); 6- Düşkünlere yardım cemiyeti; 7- Fakirleri himaye teşekkülü; 8- Küçük ikraz sandığı.

“Bunlardan 1 cisi en yüksek tabakanın ve yahudiliğe vazife ve direktif ve hedef veren icra heyetinin mahfilidir. […]

“Bütün bu teşekküller haricinde spor teşekkülleri vardır. Yahudilik hiç bir teşekkülü içine yahudiden gayri unsuru sokmak istemez. Her hareketini gizli tutmak ister, çünki bütün hareketlerinde korkak ve mütereddittir.

“Yahudilerin Trakyada Türkler lehine hiçbir hareketi görülmemiştir… (Öngören / Burgaç 2017: 64-67) […]

“Bütün seyahatimde şarapçılık, peynircilik, balık konserveciliği, unculuk ve saire büyük ve küçük işlerde Türkün yürüyüşünü hep bu unsurun her türlü hilelerle durdurmağa çalıştığını anladım. (Öngören / Burgaç 2017: 68) […]

Ahlâksızlık bile ellerinde bir silâh

“…Bir kısım köylerde kumar ve sefahat beliyesi köylünün elinde ve avcundakini süratle süpürmektedir. Ve sonra bu köylü yine borç altına girmektedir. (Yahudi) bu sahada da vazife almıştır ve yapıyor.

“Şayanı dikkat bir misal:

“Çanakkale vilâyetine bağlı Ayvacık kaza merkezine varıldığı gün merkezin iki kilometre kadar cenûb-i garbîsinde panayır kurulmuştu. Bu panayır dikkati celbedecek kadar büyüktü. Biga, Bayramiç, Ezine mıntakasından kasabalı, köylü binlerce insanlar bu panayıra mal alıp vermek için gelmişlerdi. Panayır yerini dolaşırken şu manzaralar nazarı dikkatimi celbetti:

“1- Münhasıran (Yahudi) bezzazlarından mürekkep olmak üzere bir örtülü çarşı ve sarraflar.

“2- Şurada burada salaş şeklinde ve işret satılan yemekhaneler, bunların içinde şarkı söyleyen kızlar.

“3- Ötede beride ayakta kanto söyleyen çıplakça kadınlar.

“Şarkı veya kanto söyleyen bu kadınlar hep (Yahudi)dir. Zavallı Türk köylüsü bu manzara karşısında kesenin ağzını açmış veriyor. Beri tarafta halâ endaze oyunundan vaz geçmiyen bezzaz (Yahudi) mütemadiyen stok malları alabildiğine ve tutturabildiğine köylüye satmakta, beri tarafta ise (Yahudi) sarraf ta altın, gümüş, ziynet eşyası ve elmas ve diğer nevi taşları köylüye satmağa çalışıyor. Bunların ayarları ve kıratları ve hakikî olup olmadıkları hiç bir murakabe altında değil. Köylü, yahudi tarafından mütemadiyen ve feci bir surette soyuluyor. İşin asıl feci tarafı Ayvacık denilen kaza merkezinde yahudi olmadığı halde bu merkezde yapılan panayıra yahudilerin etraftan üşüşmesidir. Vaziyet biraz daha tamik edilince bu panayırlar mıntaka mıntaka devam ediyor ve her panayırın özünü yahudi çekiyor. Yahudi hesabını çok iyi biliyor. Bir takım çığırtkanlar bulmuştur. Bu çığırtkanların emrine kadın ve içki gibi iki mühim sefahat vasıtası vermiştir. Halkı bu vasıtalarla sefahate sevkedip gözlerini kapamakta ve badehu ayni halkın kanını emmeğe başlamaktadır… (Öngören / Burgaç 2017: 70-72)” (İbrahim Tali Öngören, Trakya Raporu –1934-, Neşre Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Murat Burgaç, İstanbul: Kaynak Yl., 2017, 220 s.)

Hükûmet, halkın şikâyetlerini umursamamıştı

Halkın –Öngören'den yaptığımız iktibâsların yukarısında- madde madde sıraladığımız şikâyet mevzûları, Fırka müfettişleri tarafından (ki o devirde, Totaliter Rejim îcâbı, Fırka ile Devlet aynîleşmişti) Hükûmete muntazaman bildirildiği, dahası, hepsinin fevkınde olarak, Fırka müfettişlerinin müşâhedeleri Öngören'in “Trakya Hâdiseleri” henüz zuhûr etmeden evvel en mes'ûl makamlara arzettiği mufassal Trakya Rapor'unda da têyîd edildiği hâlde, Hükûmetçe, sadra şifâ olacak, halkı rahatlatacak, kayda değer hiçbir tedbîr alınmadı ve mezkûr âmiller, hep berâber, sonunda, müessif “Trakya Hâdiseleri”ne yol açtı.

Haddi aşan müfsidler

Hükûmetin sadra şifâ bir tedbîr almadığını gören halktan bâzı insanlar, pek muhtemelen Cevat Rifat Atilhan'ın Millî İnkılâp, o esnâda Edirne'de muallimlik yapan Nihal Atsız'ın Orhun mecmûaları ile mahâllî Edirne Postası ve Millî Gazete mecmûalarının tenkîdde haddi aşan neşriyâtlarının da têsîriyle, hemşehrîlerini Yahûdi tüccarlarını boykota dâvet ettiler. Yahûdi tüccarlarının istismârından bıkan halkın bir kısmı bu dâvete icâbet etti. Lâkin iş bu kadarla kalmadı. Fırsatı ganîmet bilen çapulcu bir gürûh, bâzı iskân merkezlerinde, Yahûdilerin evlerine taarruz ettiler, (Kırklareli'nde, 3 Temmuz 1934, akşamleyin) bâzı evlerin camlarını kırdılar, bâzılarını talan ettiler (Hükûmet Teblîğine nazaran, “Kırklareli'nde 65 ev soygunculuğa uğramıştır”) ve bu arada bâzı Yahûdileri darbettiler. Çapulculara mâni olmak isteyen bir jandarma onbaşısı da bıçaklanarak şehîd edildi. (Akşam gazetesinde çıkan haberden -10.7.1934, s. 2-, bu çapulculardan bir kısmının ve onbaşıyı şehîd edenin Çingene oldukları anlaşılıyor…) 14 Temmuz 1934 târihli Hükûmet Teblîğinde de işâret edildiği üzere, Türk halkı, “ekseriyetle Yahudi vatandaşlara gizli ve aşikâr yardım etmiş, müfrit zehirli propagandalara karşı Yahudileri korumak için gayret sarfetmiş ve tecavüz teşebbüslerine karşı nefret ve istikrah hissetmiştir”. (Akşam, 15.7.1934, s. 2)

Yahûdilerin meskûn bulundukları bütün iskân merkezlerinde kendini gösteren boykot hareketi ve bâzı mahâllerde protestoyu fiilî tecâvüze, açıkça zulme vardıran taşkınlıklar, gayet tabiî olarak, Yahûdi vatandaşları büyük endîşeye düşürdü ve Hükûmet Teblîğindeki tesbîtle:

“Bu şerait altında, Haziran 24'ten itibaren Çanakkale'de ve 30 Hazirandan itibaren Trakya'nın diğer muhtelif yerlerinde hesaplarını ve muamelelerini keserek İstanbul'a nakletmek hareketi başladı, […] [bu sûretle,] Trakya ve Çanakkale'de mevcut olan yerli ve yabancı 13 bin kadar Yahudiden –tahminen ve- cem'an 3 bin kadar nüfus İstanbul'a hareket etti”.

Mâmâfih, “4 Temmuzda Hükûmetin aldığı müessir tedbirlerle (bu İstanbul'a muhâceret hareketi) kat'î olarak durduruldu” ve müteâkib günlerde, İstanbul'a gelen Yahûdi nüfûsun büyük bir kısmı tekrâr memleketlerine avdet ettiler.

Akşam gazetesinin haberleriyle hâdiselerin seyri

Necmettin Sadık Sadak'ın Akşam gazetesinde o günlerde intişâr eden aşağıdaki birkaç haber ve tahlîl, “Trakya Hâdiseleri”nin pek canlı bir levhasını sunuyor ve hâdiselere daha iyi nüfûz etmemize imkân veriyor (aynı imlâyla iktıbâs ediyoruz):

 “Trakyadan gelen museviler

“Son günler zarfında Trakyadan şehrimize [İstanbul'a] bazı musevi aileleri gelmiştir. Bunların ekserisi Çanakkale ve Edirneden, bir kısmı da Gelibolu, Uzunköprü ve Lüleburgazdan gelmişlerdir. Dün de Lüleburgazdan bir kafile gelmiş, Sirkecideki otellere yerleşmiştir.

“Gelen museviler eşyalarını da birlikte getirmektedirler. Bazıları ticarethanelerinin bütün eşyalarını yük vagonlarına yükleyerek getirmişlerdir.

“Şehrimize gelen museviler bazı tazyikata maruz kaldıklarını ve bunun üzerine İstanbula gelmeğe mecbur olduklarını söylemektedirler. Hattâ bu hususta başvekâlete müracaat etmişlerdir. […]

“Şehrimizdeki museviler ortada bir yanlışlık olduğunu tahmin ettiklerini, başvekil İsmet paşa Hz.nin beyanatı da bunu teyit ettiğini, başka memleketlerde tazyika uğrıyan museviler memleketimize iltica ederlerken burada tazyik diye bir şey mevcut olamıyacağını söylemişlerdir.

“Gelen musevilerin bir kısmı intizar vaziyetindedir. Bir kısmı burada yerleşerek ticaret etmek istiyorlar.” (Akşam, 6.7.1934, ss. 1 ve 2)

“Tek Adam”ın yakın alâkası

 “Trakyadaki hadiselerin hakikî mahiyeti nedir?

“Trakyada bir kısım musevilerin bazı tazyikata maruz kaldıklarından bahisle hicret etmeleri üzerine hükûmet tarafından icap eden tahkikata başlandığını ve Dahiliye vekili Şükrü Kaya beyin; refakatinde Trakya umumî müfettişi İbrahim Tali bey bulunduğu halde şehrimize geldiğini yazmıştık.

“Şükrü Kaya bey dün trenden çıktıktan sonra, İbrahim Tali beyle birlikte motöre binerek Yalovaya azimet etmiş ve Gazi Hz.ni ziyaret eylemiştir. Şükrü Kaya ve İbrahim Tali beyler, geç vakte kadar Gazi Hz.nin neztlerinde kalmışlar ve akşam saat yirmide şehrimize gelmişlerdir. Şükrü Kaya ve İbrahim Tali beyler eksprese bağlanan hususî bir vagonla Alpulluya hareket etmişlerdir. Bu sabah Alpulludan otomobille Edirneye gideceklerdir. […]

Şükrü  Kaya'nın müdâhalesi üzerine Yuhûdilerin endîşeleri zâil oldu

“Bir kısım musevi ailelerinin Trakyadan İstanbula gelmeleri esbabını tetkik ettik. Aldığımız malûmata göre Edirnede bazı gençler musevi mağazalarından alışveriş edilmemesini tavsiye eder yolda propaganda yapmışlardır. Museviler bundan endişeye düşerek hicret etmeğe başlamışlardır.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA - TERCÜMEİHÂL

1967'den beri “A. Yasa” ve “Yesevîzâde” imzâlı kitap ve makalelerin müellifi araştırmacı-yazar, Hacettepe Üniversitesi Fransızca Mütercim-Tercümanlık Anabilim Dalı ve Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gazetecilik Bölümünden Emekli Yrd. Doç. Dr.

YESEVÎZÂDE ALPARSLAN YASA DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  164580

-