14 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

MAKİNE: METAL İŞÇİ-PATRON

Lütfi Bergen

1 Mayıs yaklaşıyor. Şimdi yeniden “İşçiler sömürülüyor, sermaye büyüyor” nakaratı tekraralanacak. Peki, bu nakarat hangi fikre dayanıyor?

Kapitalizmin dindar emek tarafından eleştirisinin “insan için emeğinden başkası yoktur” (‘Ve en leyse lil insâni illâ mâ se'â' 53 Necm 39) ayetini delil aldığını hatırlarsak mezkûr teorinin “kazanç = emek = değer” formülü ile hareket ettiği anlaşılır.

Bu ayette geçen “se'â”, söz konusu eleştirel tutum tarafından “emek” mânasıyla kavranmaktadır. O halde Cum'a suresinde “Cuma günü namaz için çağrıldığınızda, hemen Allah'ın zikrine koşun”  (‘izâ nûdiye lis salâti min yevmil cumuati fes'av ilâ zikrillâhi' 62 Cum'a 9) ayetinde geçen “se'â” niçin “emek” anlamına haiz değildir? Bu ayette geçen “se'â” birlikte değerlendirildiğinde bildiğimiz “emek: işçilik” olmaktan çok uzaktadır.

Kapitalizmin “alın teri sömürüsü”nün izahı şöyle yapılabilir:

“Her şeyin değeri, üzerinde gerçekleşmiş emeğin miktarı aracılığıyla belirlenir. Bir eşyanın maliyet ve değeri, emek aracılığıyla ortaya çıkar. İşverenin sağladığı kâr, gerçekte işçinin emeğinin ürünüdür ve işçiye aittir. Bu kâr, ücret düşüldükten sonra kalan artı değerdir ve kapitalist, hiçbir hakka sahip bulunmadan sömürüyle ortaya çıkan bu artı değeri ‘kapmakta'dır.”

Bu izahı yeterli görmemek gerekiyor. Batı kapitalizminin ortaya çıkışının muharrik-i evvel'inin sömürgecilik faaliyeti olduğuna daha önceki yazılarımızda işaret etmiştik. Batı'nın servet birikiminde temel kaynağı, sömürge ülkelerden köle ve hammadde taşıyarak gerçekleştirdiği yağma bulunmaktadır.

İkinci bir sebep ise; bir ezbere dönüşen, modernlikle ortaya çıkan yeni sermayedarlığın “işçiyi sömürmek” anlamına geldiği hususu…

Gerçekte bu tür sömürü, feodal toplumda da geçerli bir emek istismarı idi. Yani feodal bey, işçinin eline orak ya da çekiç vererek onun işgücünü alıyor ve kendisine yatacak yer, yiyecek ekmek veriyordu. Feodal toplumda, “tüketim istismarı” henüz ortaya çıkmamıştır. Emeğin köleleştirilmesi üretimin sürekliliğini sağlayacak ve fakat gıda-mesken feodal bey tarafından karşılanacaktır.

Feodalitenin emek istismarı karşısında burjuvaların emek istismarı da başlangıçta benzer bir mantığı gütmekteydi: İnsanın kol ve beden gücünün ürettiği artı değeri, sülük gibi emmeyi politize etmişti. Fakat bu sömürü biçiminde işveren emekçiye “yatacak yer, yiyecek ekmek” vermemektedir. Burjuva kapitalizmi emek sömürüsü yanında tüketim sömürüsü ile birlikte gelmiştir.

Üniversite hizmet emeği yetiştiriyor, emekçi işçiliğin zemini kaybediliyor. Garanti edilmiş maaşı bulan insanlar âdeta bankalara yalvararak konut-otomobil kredisi çekiyor, “bizi borçlandırın” diyor. Öz kardeşinden borç para / karz-ı hasen alamayan bir dindarlık faize rıza gösteriyor.

Yine de söz konusu iki istismar (emek ve tüketim sömürüsü) ve sömürgecilik faaliyetleri Batı'nın burjuva kapitalizmini izah etmede yeterli değildir.

Batı'nın modern kapitalizmini anlamaya çalışırken onun “endüstriyel” niteliğine dönmekten kendimizi alamamamızın nedeni de budur.

İnsanı üretici güç olmaktan çıkartmaya başlayan makineyi nasıl izah edeceğiz?

Endüstriyel kapitalizmin başat özelliği, üretimi, “insan gibi emek kaynağı oluşturan” ve bunu yüzlerce-binlerce insanın emek toplamı değerinde ortaya çıkaran “makine” ile yapabilmesidir.

Makine, emekçinin yerine geçmiştir. Artı değer üretmeye gücü vardır.

Dolayısıyla Türkiye'de “İşçiler çalışıyor, sermaye büyüyor” sloganını zikrederek adil bölüşüm talebiyle ortaya çıkan kapitalizm eleştirileri bir müddet sonra makinenin “maaş-konut-yatacak yer beklemeyen metal işçi” haline gelişiyle teorik zeminini kaybedecek.

Teknoloji, üretimin proletersizleştirilmesi (robotlaştırılması) sürecini tamamlarsa “emeğin ücretlendirilmesi” fikri de, “sermayenin emeği sömürmesi” fikri de çökecektir.

Marksist emek terorisinde insan, emeği ile doğayı dize getirecek ve ihtiyaçlarını karşılarken üretken etkinliğiyle de kendini (özgürlüğünü) kazanacaktı.

Şimdi makine, insanın üretken etkinliğini yok etti. Makine-teknoloji giderek insanın üretim için kullandığı araç olmaktan çıktı, sermaye temerküzüne girişen bir “metal patron”a dönüştü.

İnsan-emek (labor), artık makinenin (metal emeğin) tozunu alan, bakımını yapan, nazını çeken, divânında duran hademedir.

Patron, metal.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  974138

-