15 ARALIK 2019 PAZAR

Ahmet Doğan İlbey

MARALLAR OYMAĞINDA BİR CEYLANLA OTURUP AĞLAYAN ŞAİR

Ahmet Doğan İlbey

Marallar oymağında bir ceylanla oturup ağlayan şairin hikâyesini bilir misiniz? Geçmiş aşk çağlarından bir hikâye değil, şimdiki zamanda yaşayan şair Hasan Ejderha'nın mâna olarak yaşadığı, sonra “Marallar Oymağında Bir Ceylanla Oturup Ağlamak” adıyla mısralara döküp inşirah bulduğu bir ceylan aşkının hikâyesidir bu.

“Çok göresim geldi ay ceylan seni” diyecekti şair. Hıçkırarak ürkek ceylanın boynuna sarılacak, elleriyle zarif yüzünü okşayacak, yüreğinden sâdır olan gözyaşları ceylanın sabî yüzüne damlayacaktı. Ürkek ceylanın lâl olan bakışları şairin yaralı yüreğini daha da kanatacak ve "vururlar, vururlar seni ah ceylan!" diyerek ağlayacaktı.

Şairin marallar yurduna gitmek için tâlim yapması

Yeryüzünde kirli insan medeniyetlerinin ulaşmadığı uzak dağların ardındaki sahralarda zâlim insanoğlundan ayrı bir başına marallar oymağının yaşadığını atalarından dinlemişti şair. Yaratılmışlar içinde kötülük düşüncesini bilmeden temiz fıtratlarıyla yaşayan, sevginin ve paylaşmanın yürürlükte olduğu marallar oymağının yurduna hicret edecekti. Ceylan masumiyetindeki çocuklara savaş açan kötülerden uzaklaşarak alıp başını gidecekti. Görklü bir hayat süren maralların hayatına katacaktı şair yüreğini. Irmaklardan su içecekti ceylanlarla. Pak kalpli insanlığı katleden kıyıcı ve aşksız insanlardan kaçarak marallar oymağının konuğu olacaktı.

Bir zamanlar ceylan derisi kaplı kitaplar aşkına yazmış olduğu "Biz ceylan derisi kitapları kokladık" şiiri yüzünden kendini helâk etmiş, kırk kere nâdim olmuştu şair. Ceylanlardan af dilemek ve yok edilen merhamet hissini marallar oymağındaki bir ceylana anlatmak için gönül tâlim yapıyordu. Rüyalarına giren ceylanla oturup pak kalpliliğe dair söyleşecekti yürekten. Bezm-i elest'te verilen sözü hatırlayıp ağlaşacaklardı. Kalbini ceylanla arıtacaktı. Rüyalarını anlatacak ve şiirlerini okuyacaktı hüzünlü diliyle. Marallar oymağı şairi dinlemek üzere saf tutacaklardı ürkek ve zarif duruşlarıyla.

Şairin marallar oymağına konuk kabul edilmesi

Diz çökecekti bir ceylanın önünde; “Kaçma ürkek sultan, zarif sultan / hasret kokan şiirlerimle geldim sana, ay ceylan” diye gözlerine bakacaktı. Ceylanın ürkek ve sabî gözlerinden gözyaşları döküldükçe, şair tutamayacaktı kendini, hıçkırarak ağlayacaktı. “Ay ceylan, yüreğimle geldim sana / kötülerden kaçıp senin cemâlinde aşk bulmağa geldim / Yüreğimi kavî kılmaya, pak kalpli aşklarda pişmeye geldim / sende beni bulmak için sana geldim ürkek sultan, zarif sultan” diyecekti. Şairin dilinden dökülen mısralar marallar oymağının yüreğini saracaktı. Onu konuk edecek ve kendilerinden sayacaklardı. Bunun üstüne şair marallar oymağına şiirler okuyacaktı.

Şairin maral ana efsanesi'ni anlatması

Af dileyecek, dostluklarını talep edecekti şiar. Kardeşliklerinin sembolü olarak onlara Ana Maral Efsanesi'ni anlatacaktı: Düşman kabile tarafından bütün fertleri yok edilmiş bir kabilenin mensubu bir kızla bir oğlanın yaşadığını gören düşmanlar onları da tam öldürmeye karar verirken, maralların ulularından Ana Maral çıkıp gelerek çocukların serbest bırakılmasını ister. Düşman kabile reisi: “Ne yapacaksın bunları?” diye sorar. “İnsanlar ikiz yavrumu öldürdü, bu çocukları evlât edeceğim, bunları emzirmek istiyorum.”

Düşman kabile reisi: “İyi düşündün mü? İnsan yavruları bunlar, büyüdükleri zaman senin yavrularını yine öldürürler.” Maral Ana: “Hayır, büyüyünce benim maral yavrularımı öldürmezler, onların anaları olacağım, onlar da benim çocuklarım olacak, insan öz kardeşlerini öldürür mü? Onları kimsenin bulamayacağı uzak bir ülkeye götüreceğim, serbest bırakın bu çocukları, memelerim dopdolu, sütüm öldürülen yavrularım için ağlıyor.”

Maral Ana çocukları yanına alır ve şöyle der: “Ben sizin ananızım, siz de benim çocuklarımsınız, sizi ormanla örtülü uzak karlı dağların koynundaki Isık Göl denilen yere götüreceğim, orada barış içinde binlerce yıl yaşayın, soyunuz, nesliniz çoğalsın, sizden gelenler ana dilini hiç unutmasınlar, analarının, babalarının diliyle konuşmaktan zevk alsınlar, ben gelecek zamanlarda hep sizinle olacağım.”

Peygamber Efendimiz'in ana geyiği kâfirlerden kurtarması

Marallar oymağı, kirli çağın kıyıcı yaratılmışlarından işitmedikleri bu kutlu efsaneyi anlatan şairi yurtlarına konuk ederek yüreklerini açacaklardı şaire. Marallar oymağının bir büyüğü, Peygamber Efendimiz'in maralların yaşlı atalarından bir ana geyiği kâfirlerden kurtarışını ve kefil oluşunu anlatacaktı:

Kâfirler, Peygamber Efendimiz'den peygamberliğini âyan etmesini, mûcize göstermesini istemek üzere huzura gelirler. Resûller Resûlü Efendimiz, bir kâfir atının eyerine bağlı, iki gözü iki çeşme bir ana geyiği görüp “Şu geyiği çözün, benim peygamberliğimi açıklasın” buyururlar. Kâfirlerin reisi, “Biz o geyiği ne hallerde yakaladık, bırakalım da kaçsın mı?” der. Efendimiz, “Kaçarsa yerine beni tutun” diye buyururlar ve geyiği çözdürmeye râzı eder.

Yavru geyiklerin Peygamberimizi görmek istemesi

Serbest kalan ana geyik, Allah tarafından dile gelerek Peygamberi Efendimiz'in peygamberliğine şahâdet eder: “Yâ Mustafa, bir kara yüzlüyüm, çok cefa gördüm, Çin diyârından kardaşımı aramaya gelmiş bir garibim, Mekke dağlarına gelip kuzuladım, iki kuzucağım oldu, gizledim. Kuzularımı emzirmek için otlamaya çıkmıştım, bu kâfirler benim çevre yanımı sarıp avladılar, mecalim yoktu, kaçamadım. Bana şimdi bir gün doğdu, dağda bıraktığım yavrularımı ne yapayım, dişleri bitmemişti ki otlayalar. Yâ Resûlullah, yavrularıma ulaşayım, onları emzirip doyurayım, durumumdan haberdar edeyim” der.

Peygamber Efendimiz'in kefaleti ile ana geyiğe belli bir süre için izin verilir. Ana geyik yavrularına ulaşır, başından geçenleri bir bir anlatır. Bunu üzerine yavru geyikler ana geyiğe Peygamber Efendimiz'i görmek istediklerini söylerler.

Art niyetli kâfirler, verilen süre içerisinde “ana geyik gelmesin de İslâm Peygamberi sözünden yalan çıksın” diye gizlice tuzak kurarlar. Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselâm, Allah tarafından görevlendirilerek tuzağa düşen geyiği tuzağıyla beraber alıp Peygamber Efendimiz'in huzuruna getirir. Kâfirler yaptıklarından mahcup olup îmana gelirler ve ana geyik de muradına erer.

Bu kıssayı dinledikten sonra yüreği kavîleşen şair, “Âh marallar oymağı, ay ceylan! İyiler var, kötüler var. Ben iyi ve görklü insanların yüreği adına geldim sizlere. Yeryüzünün gökyüzüne bakan gözü Isık Göl yamaçlarından Anadolu'nun boz yeşil dağlarına kadar saf fıtrat ve güzellik üzere süren hayat hikâyenizi dinledim atalarımdan” diyerek geçmiş zamandan bir vak'a anlatmaya başlar Marallar oymağına:

Gazne sultanının yavru ceylanı bırakması

Zamanın Gazne hükümdarlarından Emir Sebüktegin bir savaşta yenilgiye uğrar. Gönlü viran, kalbi yaralı bir vaziyette yalnız başına Gazne'ye dönerken yolunun üzerinde yavrusuyla oynaşmakta olan bir ceylan peydâ olur. Okunu gerip tam fırlatacağı sırada vazgeçip yavru ceylanı canlı yakalar. Yoluna devam etmesine rağmen ana ceylan hükümdarı takip ederek feryat eder. Hükümdar, ana ceylanın yürek parçalayıcı hâlinden dolayı gözlerinden yaş döke döke yavru ceylanı bırakır. O günden sonra hükümdarın başındaki kara bulutlar dağılır ve her tuttuğu altın olur.

Daha sonra aynı hükümdarın kudretli ve gaddar oğlu Sultan Mahmud, omuzundaki iflâh olmaz ağrıdan dolayı kasavetini dağıtmak üzere aynı yerde ceylan avına çıkar. Bir ana ceylan ve yavrusu ile karşılaşır. Ayakları küçücük, gözleri kocaman yavru ceylanı yakalayıp kucağına alır, fakat ana ceylanın kımıldamadan durup titreyerek beklediğini gören Gazne Sultanı babasının başından geçen kutlu ceylan hâdisesini hatırlar ve yavru ceylanı serbest bırakır. O an vücudunu ilâhî bir titreme ve kalbini ilâhî bir heyecan sarar. Yüreğinden ılık bir şeyler akıp geçer. Sağ omuzundaki ağrı yok olur ve gözlerine karanlık gözüken âlem birden parlamaya başlar.

 Şairin ve marallar oymağının karşılıklı ağlaması

Bu söyleşiden sonra şair güzellikler ve yüce aşklar üstüne konuşacaktı bir ceylanla: “Kaçma ay ceylan, göğe eren / dört yanı harlı ateş olmuş aşkımla geldim sana” diyecek ve ağlayacaktı. Şairin yaralı yüreğine, aşklı mısralarına dayanamayan ceylan da ağlayacaktı. Sonra bütün marallar oymağı ağlayacaktı.

Bu hicretten sonra o şairin yüreğinde kuşlar, çocuklar ve ceylanlar yuva yapacaktı. “Sevgim ve merhametim o kadar kuşatıcı ve bol olsun ki / hiçbir kötülük onlara uğramasın” diyecekti bütün şiirlerinde.

---------------------------------

Açıklama: “Ben tellâlım pazarbaşım Ali'dir” adlı yazımızın “Aman turnam aman, Ali'misin sen” ara başlığı taşıyan bölümünde geçen “evliya” kelimesi sehven “evliyalar” olarak yazılmış. Düzelttik. Ayrıca “(Unutulmaz Türküler Antolojisi) Bu Kaynağa göre Âşık Bosnavî 19. yüzyılda yaşamış Bektaşî bir ozandır. Asıl adı bilinmiyor” ibareli dipnot “Muhabbet Kapısın açan da açtıran da Ali'dir” bölümün altında olması gerekirken, sehven yine söz konusu ara başlığın altına yazılmış. Düzelttik. 

 


 

 

 

AHMET DOĞAN İLBEY - TERCÜMEİHÂL

1954 Yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. Bir kamu kurumundan emekli. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir ve bu teşkilâtın Kahramanmaraş şubesinin kuruluşunda yer aldı. Yazı hayatı 1980’li yıllarda Yeni Düşünce, Dolunay olmak üzere birçok kültür, edebiyat ve fikir dergilerinde başladı. 1990 yıllarda Gündüz Gazetesi’nde, 2010 yılından itibaren Habervaktim.com ve Türkiye Yazarlar Birliği Web sitesinde günlük yazılar yazdı. Bâzı yazılarında “Ali İlbey” müstearını kullandı. Yayınlanan ilk kitabı “Bir Hüzünkârın Tahrir Defteri.” Yayınlanmış diğer kitapları: Bir Hüzünkârın Ömür Defteri, Dil Kapısında Yazılanlar, Millet Üstüne Düşünceler, Aldatan Cumhuriyet, Kemalist Cumhuriyetin Zulümleri, Cumhuriyetin Karanlık Yılları, Müslüman Doğu’nun Derûnu. İrtibat: ilbeyali@hotmail.com

AHMET DOĞAN İLBEY DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  663528

-