21 KASIM 2019 PERŞEMBE

Lütfi Bergen

MEDENİYET

Lütfi Bergen

Medeniyet kavramının “oryantalist icat” olduğuna işaret eden görüş bulunmaktadır.  “İlk defa Fransız oryantalistler İslâm Medeniyeti kavramını icat etmiştir. Batı toplumları İslam'ı medeniyet olarak vasıflayarak onu sekülerize etmektedir” denilmektedir.

Medeniyet kelimesini Civilization terimine karşılık olarak kullanmak aydının kurtulamadığı bir açmazdır.

“İslâm Medeniyeti” kavramından anlamamız gereken şey civilization değildir. İslâm Medeniyeti, fıkıhla yaşayan Müslüman toplum zuhur edip kendi ontolojisine mahsus “şehir=adalet yurdu” kurduğunda varlığından söz edebileceğimiz bir olgudur.

Medeniyet, siyasi-politik üst yapının tanzimi ve devlet teorisi olmayıp, Müslüman toplumun her hangi bir politik sistemin alt yapısında [iktisadî üretim ve bölüşüm sisteminde] “halifetü'l arz” vasfına uygun iradeyle şehir kurarak ticarî / içtimaî / ilmî / adlî müesseselerini imar etmesidir.

Hane, mahalle, muahat, vakıf, fütüvvet-lonca, bedesten, medrese, zaviye ve kad'a sisteminin kavramları alt yapıya aittir. Medeniyet açısından üst yapı kurgusu gerçekleştirmek zorunda değiliz.

Medine, “İslâm Şehri” demek iken; Medeniyet, “Fıkıhla yaşayan adalet toplumu”nu işaret eder. İslam'ın Hz. Adem'den bu yana gelen İslâmî toplumsallığı şehir kurduğunda medeniyet haline varmaktadır.

Medeniyet, Müslümanların şehir tavrıdır. Gerek Batı'da ve gerek Doğu'da ortaya çıkan teknik-bilim-irfan toplumları medeniyet değil uygarlıktır.

Fıkıhla hareket eden Müslüman toplum ortaya çıkmadığında, çıksa bile şehir inşa etmediğinde medeniyet görülmeyecektir.

Uygarlıklar hem kendi aralarında ve hem de medeniyetle çatışmaktadır.

Medeniyet, toplumu, aileden mahalleye, paylaşımcı üretim ilişkilerine ve şehre akitlerle yöneltmektedir. Hz. Peygamber'in Medine'si akit toplumudur. Akitler ferdiyeti Allah'a- topluma- aileye bağlar. Bu aktin yürürlüğünde Hz. Peygamber (asv)'in hakemliği toplum tarafından kabul edilmiştir.

Medine'nin adı “Dâru'l-hicre ve's-Sünne”dir. Medine=şehir inşa edilmeden Hz. Peygamber (asv)'in hakemliği tatbike geçememiştir. Bu nedenle Mekke'de Hz. Peygamber (asv) medeniyet inşa edememiştir. Oysa Mekke'de Kâbe bulunmakta, Hz. Peygamber (asv) burada ibadet etmektedir.

Hâkim (Hz. Peygamber) içinde Kâbe bulunan Mekke'yi yönetemediği için hicret öncesinde kendisine inanan ve Müslüman olan fertlerle toplum haline gelememiştir. Medeniyet hâkimle hareket eden toplumun şehir inşasıdır. “Ahkâm / fıkha riayet eden toplum / şehir”den oluşan üçlü yapı dağılırsa medeniyet tarih dışı kalır.

Medeniyet, müslüman toplumun herhangi memleket parçasında Müslüman değerlerini sübût ettirerek o beldeyi “şehirleştirmesi”dir. Bu manada medeniyet üniversal yapı-olgu değildir. Medeniyet dünya üzerinde tek veya çok beldede zuhura çıkabilir ve gökte kayan yıldızlar gibi sönebilir. Medeniyet fıkıh toplumu varsa varlığa çıkan bir olgudur.

İnsanı, yaşanılan mekanın mütemmim cüzü kılan Batı zihniyetinin karşısına ancak temelleri tüm peygamberlerce “medinetî” kavramıyla ifade edilmiş “şehir” kavramını koyabiliriz.

Şehirden maksat, mal/hizmet üretimini, bunların pazara sürümünü tekeffül eden hakîmin rençber, çoban, esnaf, zanaatkâr, asker, alim zümreleri muhafaza etmesidir. Bunlara Cuma namazı farzdır.

Şehir zaten, “Cuma kılınur-Pazar kurulur” olan beldedir. Bu şekilde tarif  “kent” ile “şehir” arasındaki ayrımı vermeye yeter başlangıç sayılabilir. Çünkü bu tarifte meslek zümrelerinin başka mesleklerin saygınlığına özenip varlığını söndürme yolu tıkanmıştır.

İnsanlık Hz. Peygamber (asv) döneminde kemâle ermiştir.

Hâkimin görevi toplumun ihtiyacı olan meslekî faaliyetleri yürütecek meslek adamlarını şehrin varlığında tutmasıdır. Bu nedenle “çağ ilerledi” diyerek çobanları tasfiye eden zihniyet şehir inşa edemez. Şehir, dinî bir temelden yükselir. Kurban ibadeti olduğu sürece şehirde çoban bulunmasından vazgeçilemez.

İstiklâl Marşı “Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” diyor. Diğer taraftan siyasetçiler “Muasır medeniyet seviyesine erişmek”ten bahsedip durmaktadır.

 “Tek dişi kalmış canavar” da, “muasır teknik-bilim-refah seviyesi” de medeniyet değildir.

LÜTFİ BERGEN - TERCÜMEİHÂL

2009’dan itibaren değişik internet sitelerinde ve Hece, Hece, Öykü, İdeal Kent, Düşünen Siyaset, Opus, Değirmen, Hak-İş Uluslararası Emek ve Toplum Dergisi, Kün Edebiyat, İtibar, Granada, İştirakî, Anadolu Gençlik, Çilingir, Diyanet Dergisi, Yolcu gibi dergilerde; Yeni Şafak ve Star gazetelerinin kitap eklerinde, Star Gazetesi Açık Görüş, Al Jazeera Türk, Arkitera Mimarlık gibi mecralarda makaleleri yayınlandı. 2012’de Eleştirel edebiyat- din- iktisat ilişkilerini temel alarak yöneldiği erken dönem Cumhuriyet hikâyesi incelemelerini “Edebî Metinde Din – İktisat” başlığı ile yayınladı. “Edebi Metinde Din- İktisat” başlıklı kitap 2012 TYB Edebi Tenkit Ödülü almıştır. Basılmış Eserleri: Azgelişmişlik Üstünlüktür (1996- 2012); Ahlâk Ayaklanması (1999- 2012); İsyandan Dirliğe: Anadolu’da Yerli Olmak (2011); Edebî Metinde Din – İktisat (2012) - TYB Edebi Tenkit Ödülü (2012); Kozmosta Yerlilik- Evlerimizi Kaybediyoruz (2013); Kenti Durduran Şehir (2013); Kent-İslâm ve Kapitalizm –Şehre Yürüyelim Batı Yıkılacak- (2014); İslâmcılık Söylem ve Eylem –Bir Şiddet Eleştirisi- (2014); Medeniyet – Müslüman Toplumsallığın İnşâsı- (2014); Devlet ve Allah –AnadoluSol Bakış- (2014); İnsanın Beşinci Zindanı (2015); Bilginin Kaynağı Nedir (2015); Kalın Anadoluculuk- İsmet Özel’e Bir Cuma Mektubu (2015).

LÜTFİ BERGEN DİĞER YAZILARI

Yorum Yaz

  329944

-