23 ŞUBAT 2020 PAZAR

MEKKE-İ MÜKERREME’NİN FETHİ

Hz Muhammed (s.a.v.)’in ordusu Hicret’in 8’inci yılında,  Mekke-i Mükerrem’i fethetmiş ve Kâbe-i Muazzama’yı putlardan temizlemişti. İşte bugün bu fethin sene-i devriyesidir. Kutlu olsun!


MEKKE-İ MÜKERREME’NİN FETHİ

HUDEYBİYE ANTLAŞMASININ BOZULMASI

Hicretin 8. yılında, Müslümanlar ile Kureyş müşrikleri arasındaki anlaşma bozuldu. Kureyş müşrikleri, Beni Bekir kabilesini, Müslümanların müttefiki olan Huzaa kabilesi üzerine saldırtmışlardı. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sabah namazını kıldırıp, mescidde oturduğu bir sırada, saldırıya uğrayan Huzaa kabilesinden kırk kadar süvari Medine'ye gelerek, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) başucuna dikildiler. Olup bitenleri Hz. Peygamber'e (s.a.v.) anlattılar. Hz. Peygamber (s.a.v.), son derece hiddetlendi. Kureyş müşriklerine bir yazı gönderilmesini emretti.

Gönderilen yazıda şöyle deniyordu:
...
Bundan sonra derim ki, ya Beni Bekir kabilesi ile olan anlaşmanızı bozar ve aradan çekilirsiniz ya da Huzaa kabilesinden ölenlerin diyetlerini ödersiniz. Bunlardan birini yerine getirmediğiniz taktirde sizinle savaşacağımı bildiririm.

Haber, Mekke'ye ulaştığında Kureyş müşrikleri iki alternatifi de reddettiler ve savaşmayı kabul ettiklerini bildirdiler. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) elçisi Medine'ye geri döndü ve durumu Hz. Peygamber'e (s.a.v.) haber verdi. Fakat çok geçmeden müşrikler verdikleri cevaptan pişman oldular. Liderleri Ebu Süfyan'ı, Anlaşmayı yenilemesi ve süresini uzatması için Hz. Peygamber (s.a.v.) ile görüşmek üzere Medine'ye göndermeye karar verdiler.  Ama Ebu Süfyan Mekke'ye eli boş dönecektir.

EBU SÜFYAN'IN ÇABALARI

Ebu Süfyan yola çıktığı sırada, Hz. Peygamber (s.a.v.) sahabileri ile birlikte bulunuyordu. Onlara, 
- “Ebu Süfyan, anlaşmayı uzatmak üzere yanımıza gelmek için yola çıkmış bulunuyor. Ama istediğini elde edemeden dönüp gidecek” buyurdu. Ebu Süfyan, Medine'ye ulaştığında ilk önce, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) de hanımı olan kızı Ümmü Habibe'nin evine girdi. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) minderine oturmak için yönelince, Ümmü Habibe, minderi katlayıp kaldırdı ve babasının ona oturmasına engel oldu. Ebu Süfyan:
- Ey kızcağızım! Bu minderi mi benden esirgiyorsun, beni mi bu minderden esirgiyorsun, anlayamadım?
- Bu Rasulallah (s.a.v.)'in minderi! Bir müşrik onun üzerine oturamaz!
- Ey kızcağızım! Vallahi, evimden ayrıldıktan sonra sana kötülük gelmiş!
- Hayır, Allah bana bir kötülük değil, İslam'ı nasip etti. Sen ise hala taştan yontulmuş putlara tapıyorsun. Babacığım! Senin gibi Kureyş'in büyüğü olan birisi nasıl olur da İslam'dan uzak kalır?
- “Yazıklar olsun sana! Senden bunu da mı işitecektim? Ben, atalarımın dinini bırakıp da Muhammed'e mi tabi olacağım?” dedi.

Ümmü Habibe'nin evinden çıkıp doğruca mescitte bulunan Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına geldi:
- Ya Muhammed! Hudeybiye barışını sağlamlaştır ve süresini de uzat! Gel aramızdaki anlaşmayı bir yazı ile yenileyelim!
- Ey Ebu Süfyan! Sen bunun için mi geldin?
- Evet!
Hz. Peygamber (s.a.v.), ona hiçbir cevap vermedi. Ebu Süfyan, aracı olmaları için Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.) ve Hz. Ali'nin (r.a.) yanlarına gittiyse de onlardan hiç biri aracı olmaya yanaşmadılar. Sonunda Ebu Süfyan, Mescid'e girdi. Ayakta durarak,
- Ey insanlar! Haberiniz olsun ki, ben aramızdaki anlaşmayı yeniledim. Muhammed'in, bu anlaşmada bana vefasızlık edeceğini de hiç sanmıyorum diye seslendi. Ardından da Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına gitti:
- Ya Muhammed! Benim bu sözümü zannetmem ki reddedesin!
- Ey Ebu Süfyan! Bunu senin düşüncen!
Ebu Süfyan, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bu sözü üzerine devesine binip Mekke'ye geri döndü.

SEFER HAZIRLIKLARI

Hz. Peygamber (s.a.v.), sefere hazırlanılması için emir verdi. Her tarafa da davetçiler gönderilerek, “Allah'a ve ahiret gününe inanan herkesin Ramazan ayında Mekke'de bulunmasını” bildirdi. Toplanan ordunun mevcudu 10.000 kişiyi buluyordu. Bunların 700'ünü Mekkeli Müslümanlar, 4000 kadarını Medineli Müslümanlar oluşturuyordu.

Hz. Peygamber (s.a.v.), ikindi namazını kıldırdıktan sonra, ordunun başında Medine'den hareket etti. Ordunun yürüyüşü Mekke yakındaki Merruzzahran adı verilen bir vadide son buldu. Gece olunca herkese ateş yakması emredildi. Yakılan ateşlerin sayısı 10.000'i geçiyordu. Bununla Mekkeli müşriklerin korkuya kapılmalarının sağlanması istenmişti. Gerçekten de beklenen oldu; Kureyş müşrikleri, durumu araştırmak üzere Ebu Süfyan'ı göndermeye karar verdiler.

EBU SÜFYAN MÜSLÜMANLARIN ARASINDA

Ebu Süfyan, iki arkadaşıyla birlikte, gece vakti, Müslümanların ordugahlarının bulunduğu yere doğru yola çıktı. Fakat ordugaha yaklaşınca, nöbetçiler tarafından yakalandılar. Ebu Süfyan kendilerini Abbas'a götürmelerini istedi. Abbas (r.a..), Hz. Peygamber'in (s.a.v.) amcasıydı ve Ebu Süfyan ile eskiye dayanan bir dostlukları vardı. Kendisi, İslam'ı kabul etmiş ama son ana kadar Mekke'de kalmaya devam etmişti. İslam ordusu Merruzahran vadisine gelip konaklayınca, o da gelip Müslümanlara katılmıştı.

Ebu Süfyan kendisinin Abbas'a (r.a.) götürülmesi için bağırıp çağırıyordu. Bu sırada Abbas (r.a.) onun sesini tanıdı:
- Ebu Süfyan!
- Babam anam sana feda olsun! Burada neler oluyor? Bunlar kim?
- Yazıklar olsun sana ey Ebu Süfyan! Arkamdaki Resulullahtır (s.a.v.) ve 10.000 kişilik karşı konulmaz bir ordunun başında size doğru geliyor. Vallahi, Kureyşi çok zor bir sabah bekliyor! Vay onların başına geleceklere!
- Babam, anam sana feda olsun! Buna bir çare var mı?
- Evet var.
- Ne yapmamı tavsiye edersin?
- Vallahi, Rasulallah'tan (s.a.v.) başkası tarafından ele geçirilirsen mutlaka öldürülürsün! Haydi katırımın arkasına bin de seni Onun yanına götüreyim. Kendisinden senin için bağışlanma dileyeyim.

Ebu Süfyan, Hz.Abbas'ın (r.a.) teklifini kabul etti. O da onu nöbetçilerin elinden kurtararak Hz. Peygamber'in (s.a.v.) çadırına götürdü. Geç vakitlere kadar Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanında kaldılar. Hz. Peygamber (s.a.v.), onlara İslam'ı anlattı. Ebu Süfyan'ın yanındaki iki arkadaşı hemen şehadet getirip Müslüman oldular. Ebu Süfyan ise düşünmek için zaman istedi.

Ebu Süfyan geceyi, Hz.Abbas'ın (r.a.) yanında geçirdi. Sabah ezanı ile birlikte onlar da kalktılar. Müslümanlar sabah namazı için hazırlık yapıyorlardı. Müslümanların Hz. Peygamber'e (s.a.v.) karşı olan tutum ve davranışlarını görünce Ebu Süfyan şaşkınlığını gizleyemedi:
- Ey Abbas! Ben şimdiye kadar ne İran kralında ne de Rumların hükümdarında hakimiyet ve saltanatın böylesini görmüş değilim!
- Bu saltanat değil, peygamberliktir! Yazıklar olsun sana! Sen de Ona iman etsene!

Namaza başlama tekbiri alındı ve Müslümanlar, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) arkasında sabah namazını kıldılar. Hz.Abbas (r.a.), namazın bitiminde Ebu Süfyan'ı alarak Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına götürdü. Hz. Peygamber (s.a.v.) onu görünce,
- Ey Ebu Süfyan! Allah'tan başka ilah bulunmadığını öğrenme zamanı daha gelmedi mi? Yazıklar olsun sana! Ben size dünyayı da, ahireti de sağlayacak bir din getirdim. Müslüman olun da kurtuluşa erin!
- Vallahi, sanırım ki Allah'tan başka tanrı olmasa gerek. Çünkü Sen Ondan yardım diledin, ben de benimkilerden yardım diledim. Ne zaman seninle karşılaştımsa, Senin bana galip geldiğini görüyorum. Benim ilahım hak olsaydı, ben Sana galip gelirdim.
- Yazıklar olsu sana ey Ebu Süfyan! Benim Allah'ın peygamberi olduğumu öğrenme zamanı daha gelmedi mi?
- Babam anam sana feda olsun! Yumuşak huylulukta, şereflilikte ve akraba haklarını gözetmekte Senden daha üstünü yoktur! Senin peygamber oluşuna gelince, bu konuda içimde hala biraz şüphe var.
Hz.Abbas (r.a.) :
- Yazıklar olsun sana! Boynun vurulmadan önce Müslüman ol!
Bunun üzerine Ebu Süfyan şehadet getirdi ve Müslüman olduğunu söyledi.

Hz.Abbas (r.a.):
- Ya Rasulallah (s.a.v.) Ebu Süfyan, Kureyş'in ileri gelenidir. Ona övüneceği bir şey lütfetsen olmaz mı?
- Olur! Kim Ebu Süfyan'ın evine girerse güvendedir!
Ebu Süfyan:
- Benim evime mi?
- Evet!
- Benim evimin genişliği ne kadar ki?
- Kim Kâbe'ye girer ve sığınırsa o da güvendedir!
- Kâbenin genişliği ne kadar ki?
- Kim kapısını kapatır ve evinde oturursa o da güvendedir. Kim silahını elinden bırakırsa o da güvendedir!
- İşte bu genişliktir!
Hz.Abbas (r.a.), Ebu Süfyan'ı (r.a.) katırının arkasına alarak vadinin dar yerine götürdü. İslam ordusunun Mekke'ye doğru ilerleyişini beraberce seyretmeye başladılar. Kabileler, başlarında kumandanları olduğu halde bayraklarını çekerek Mekke'ye doğru ilerlemeye başladılar. Her kabilenin geçişinde Ebu Süfyan (r.a.),
- Muhammed daha geçmedi mi?
diye soruyor ve geçenler hakkında bilgi alıyordu. Ardından da,
- Bunların burada ne işi var? Benim onlarla bir kavgam yok ki!
demekten kendini alamıyordu. Sonunda Hz. Peygamber'in (s.a.v.) alayı uzaktan göründü. Hepsi de zırhlara bürünmüştü. Gözlerinden başka yerleri görünmüyor, atlarının ayaklarından çıkan tozlar ortalığı karartıyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) de içlerindeydi. Ebu Süfyan (r.a.), benzerini görmediği bu alayı geçerken görünce,
- Bunlar kim ey Abbas! Kapkara taşlık bir alanı andırıyorlar!
- Bu Resulullah (s.a.v.)'tır. Muhacir ve Ensar arasında bulunuyor.
- Ben İran kralının ve Rum hükümdarının saltanatını gördüm. Fakat kardeşinin oğlundaki saltanatın benzerini görmedim. Bunlara hiç kimse güç yetiremez. Vallahi, kardeşinin oğlunun saltanatı pek büyük!
- Ey Ebu Süfyan! Bu saltanat değil, peygamberliktir.
- Evet, biliyorum!

KUREYŞ TESLİM OLUYOR

Kumandanlara, kendileriyle çarpışılmadığı sürece hiç kimse ile çarpışmamaları emri verildi. Ebu Süfyan (r.a.) da Mekke'dekileri uyarmak üzere önden gönderildi.

Ebu Süfyan (r.a.), Mekke'ye ulaştığı zaman Kâbe'nin yanına gitti. Kureyşliler toplanmış, vereceği haberleri bekliyorlardı. Ebu Süfyan:
- “Ey Kureyş topluluğu! Muhammed, karşısında dayanamayacağınız kadar büyük bir kuvvet ile yanınıza gelmiş bulunuyor. Müslüman olun da selamet bulun” diye bağırmaya başladı. Kureyşliler:
- “Sus! Senin gibi kötü elçilik yapanı Allah iyilikten uzaklaştırsın” dediler. Hanımı Hind, Ebu Süfyan'ın (r.a.) yanına gelerek sakalını tuttu:
- Şu hayırsız adamı, şu alçağı öldürün! Çünkü O dininden dönmüş. Allah Seni hayırdan uzak etsin! Yemin ederim ki, ya sen de Müslüman olursun ya da boynun vurulur! Hemen evine gir!
Bunun üzerine Hind, Ebu Süfyan'ın (r.a.) sakalını bıraktı. Sonra müşriklere dönerek:
- Yazıklar olsun size! Bu davranışlarınızla kendinizi aldatmayın! O, karşı koyamayacağınız bir ordu ile başucunuza gelmiş bulunuyor. Ben sizin görmediklerinizi gördüm ki, onlara hiç kimsenin gücü yetmez. Kim Ebu Süfyan'ın evine girer ve sığınırsa emniyettedir. Kim Kâbe'ye sığınırsa emniyettedir. Kim de kapısını kapatırsa o da emniyettedir. Herkes evlerine dağıldı.

  1. PEYGAMBER'İN (S.A.V.) MEKKE'YE GİRİŞİ

Hz. Peygamber (s.a.v.), Ramazan ayının on üçünde, güneş doğmadan önce devesine bindi. Başına siyah bir sarık sarmıştı. Ayrılışından 8 yıl sonra büyük bir zafer ve ihtişamla yurduna geri dönüyordu. Fakat muzaffer bir komutan edasıyla değil büyük bir tevazu içinde... Mekke'ye yaklaştığında başını öne doğru eğdi. Hatta o derece eğilmişti ki, sakalının ucu devesinin eğerine değiyordu. Ve ağzından da şu sözler dökülüyordu:
- Ey Allah'ım! Hayat, ancak ahiret hayatıdır.
Sonunda, Müslümanlarla birlikte Kâbe'ye vardı. Ziyaretin gereklerini yerine getirdikten sonra Sefa tepesine çıktı ve verdiği nimetlerden dolayı Allah'a şükür ve duada bulundu.

MEDİNELİLERİN UYARILMASI

Hz. Peygamber (s.a.v.), Sefa tepesinde dua ederken, Medineli Müslümanlardan bazıları aralarında konuşmaya başlamışlardı:
- Allah (c.c.) , Resulüne yurdunun fethini nasip etti. Artık bizim yanımızdan ayrılır da Mekke'de oturur mu?
Bazıları da Mekke'dekilerin canlarına ve mallarına dokunulmamasından dolayı,
- “Adamın kavmine karşı acıması ve yurduna karşı özlemi tuttu” diye aralarında konuştular. Hz. Peygamber (s.a.v.), duasını bitirdikten sonra onların yanına geldi:
- Ne konuşuyordunuz?
- Bir şey yok, ya Rasulallah (s.a.v.)
Sorusunu birkaç kez tekrarladı ama cevap alamadı. O sırada kendisini bir hal bürüdü. Biraz sonra kafasını kaldırdı: “Ey Ensar topluluğu! “Adamın kavmine karşı acıması ve yurduna karşı özlemi tuttu!” diye aranızda konuştunuz değil mi?”
- Evet ya Rasulallah (s.a.v.) Böyle söylemiştik.
- Dikkatli olun! Beni anacağınız bir ismim yok muydu da benden “adam” diye bahsettiniz? Ben Allah'ın kulu ve peygamberi Muhammed'im. Ben Allah'a ve size hicret ettim. Benim hayatım sizin hayatınızladır. Ölümüm de sizin ölümünüzledir. Söylediklerinizden Allah'a sığınırım!
Medineliler ağlaşarak etrafına toplandılar:
- Vallahi biz, o söylediklerimizi ancak, Allah'a ve peygamberine olan bağlılığımızdan ve düşkünlüğümüzden, sana kıyamadığımızdan dolayı söylemiştik. 
Şüphesiz bu sözün doğruluğunu hem Allah hem de peygamberi doğrular ve sizi mazur sayar.

MEKKE'DE İLK YEMEK

Hz. Peygamber'in (s.a.v.) saçı ve sakalı çok tozlanmıştı. Öğle vaktine doğru, amcası Ebu Talib'in kızı Ümmühani'nin evine gitti. Yıkanarak temizlendi ve bir miktar namaz kıldı. Sonra Ümmühani'ye sordu:
- Yanında, yiyecek bir şeyler var mı?
- Kuru ekmek kırıntılarından başka bir şey yok. Onu da Size sunmaya utanırım.
- Onları suyun içine ufala! Biraz da tuz getir!
- Yanında katık yapacak bir şey var mı?
- Ya Resulullah (s.a.v.) Sirkeden başka bir şey yok!
- Onu da getir!
Getirilenleri yemeğin üzerine döküp yedikten sonra,
- Ey Ümmühani Sirke ne güzel katıktır! İçinde sirke bulunan ev yoksul olmaz” buyurdu.

EBU SÜFYAN'IN GERÇEKTEN MÜSLÜMAN OLMASI

Mekke'nin eski lideri Ebu Süfyan, Kâbe'nin yanında oturuyordu. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Müslümanlardan bazılarıyla önünden geçtiğini görünce,
- “Askerlerimi toplayıp da yeniden şunlarla savaşsam mı” diye içinden düşünmeye başladı. Hz. Peygamber (s.a.v.) gelip başucuna dikildi ve sırtına eliyle vurarak,
- “O zaman da Allah seni yine hor ve düşkün eder” buyurdu. Ebu Süfyan, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) başucunda dikildiğini görünce:
- “Şu ana kadar Senin gerçekten peygamber olduğuna inanmamıştım. İçimden geçirdiklerimden dolayı Allah'tan af ve bağışlanma diliyorum” diyerek pişmanlığını dile getirdi.

FADALE'NİN MÜSLÜMAN OLMASI

Benzer bir olayı da Fadale bin Umeyr anlatıyor:
Hz. Peygamber (s.a.v.), Kâbe'yi tavaf ederken, Fadale, öldürmek maksadıyla yaklaşıyordu ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) ona doğru geldi:
- Sen Fadale misin?
- Evet, ben Fadale'yim.
- İçinden ne geçiriyordun?
- Hiçbir şey! Sadece Allah'ı zikrediyordum.
Hz. Peygamber (s.a.v.) güldü:
- “Allah'tan af ve bağışlanma dile” buyurdu. Sonra elini Fadale'nin göğsüne koydu. Fadale diyor ki: Vallahi, göğsümden elini kaldırdığı zaman, Allah'ın yarattıkları arasında bana Ondan daha sevimli olan yoktu!

PUTLARIN YIKILMASI

Kâbe'nin çevresinde, kendilerine tapılan 360 kadar put bulunuyordu. Bunlar Arap kabileleri tarafından zaman zaman ziyaret edilir ve kendileri için kurban kesilirdi. Hz. Peygamber (s.a.v.) elindeki asasıyla putlara birer birer dokunmaya başladı. Bu sırada da,
- “Hak geldi, batıl yok olup gitti. Yok olan, ne bir şey var edebilir ne de diriltebilir” buyuruyor, putlar da birer birer yüz üstü ya da arka üstü düşüyorlardı. Kâbe'nin çevresinde yıkılmadık put kalmadı. Bilal (r.a.), Kâbe'nin üzerine çıkarak öğle ezanı okudu. Namaz kılındıktan sonra, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) emri üzerine yıkılan tüm putlar bir araya toplanarak ateşe verildi.

MEKKELİLERE HİTAP

Hz. Peygamber (s.a.v.), Kâbe'nin önünde durdu. Üç kere tekbir getirdikten sonra halka hitap etti:
- Bütün övgüler Allah'a (c.c.) yaraşır! Ondan başka ilah yoktur! Yalnız O vardır, eşi ve ortağı yoktur!
O va'dini yerine getirdi, kuluna yardım etti. Düşmanları bozguna uğrattı. 
İyi bilin ki, cahiliye çağına ait olup, övünme meselesi edilenler, kan davaları bugün, şu ayaklarımın altındadır.
...
Ey Kureyş! Muhakkak ki, Allah (c.c.) cahiliyet gururunu, soy ile övünüp büyüklenmeyi sizden kaldırmıştır. Bütün insanlar Âdem'den (a.s), Adem (a.s) de topraktan yaratılmıştır. İnsanlar iki sınıftır: Bir kısmı iman eder ve günahlardan kaçınır. Allah (c.c.) katında değerli ve şereflidir. Diğer kısmı ise azgındır. Allah (c.c.) katında da değersiz ve şerefsizdir.
Ey Kureyş! Ey Mekkeliler! Ne dersiniz? Şimdi hakkınızda ne yapacağımı düşünüyorsunuz?
- Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin. Kerem ve iyilik sahibi bir kardeşin oğlusun. Gücün yetti, iyi davran!
- Benim halimle sizin haliniz, Yusuf (a.s)'ın kardeşlerine dediği gibi olacaktır. Onun dediği gibi ben de,
(Yûsuf da:) "Bugün size, (o yaptığınızdan dolayı) hiçbir kınama yok. Allah sizi bağışlasın. O, merhametlilerin en merhametlisidir" dedi.
12/92
diyorum. Gidiniz! Serbestsiniz!

  1. PEYGAMBER (S.A.V.) KENDİSİNİ NASIL TANITIYOR?

Fetih günü Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yanına bir adam geldi. Kendisiyle konuşmak istiyordu ama konuşurken heyecandan kendisini bir titreme tuttu. Bunu gören Hz. Peygamber (s.a.v.):
“Sakin ol! Ben hükümdar değilim! Güneşte kurutulmuş et parçalarını yiyerek yaşayan Kureyşlilerden bir kadının oğluyum” buyurdu.

NEREDEN NEREYE

Rebia bin Abbad anlatıyor: Mekke'nin fethinden sonraki günlerde babamla birlikte Mekke'ye gitmiştik. Rasulallah'ı (s.a.v.) görünce hemen tanıdım. Çocukluk çağımda Onu Zülmecaz panayırında ilk defa görüşüm aklıma geldi.
- “Ey İnsanlar! ‘La ilahe illallah' deyin de kurtulun” diyerek halkı İslam'a davet ediyor, halk ise Ondan yüz çeviriyor ve konuşmuyordu. Yalnız amcası Ebu Leheb, 
- “Bu dininden dönmüş bir yalancıdır! Sakın sizi atalarınızın dininden döndürmesin” diyerek arkasından dolaşıyordu. Fakat o yine de “ ‘La ilahe illallah' deyin de kurtulun!” demekten geri durmuyordu.

Yorum Yaz

  126952

-